Diyarbakır’da İl Emniyet Müdürlüğü’nün kör noktası – Aziz Yağan
Hem sol ve hem de dini referanslı selefi gruplar Diyarbakir’dan memnun.
Sol ya da ‘özsavunmacı’ gruplar yüzlerinde maskelerle açıklamalar yapıyor; kentte uyuşturucuya, fuhuşa (yalnızca ahlaki değil, insan ticareti ve kadın istismarı boyutuyla da) ve çetelere karşı mücadele edeceklerini söylüyor!
Dini referanslı selefiler ise mekan mekan gezip ahlaka aykırı gördükleri davranışlar konusunda işletmecilere tebliğde bulunuyor.
Maskeli açıklama yapmak, devriye gezmek, işletmecilere tebliğde bulunmak, tehdit ve kanuna aykırı örgütlenme kapsamında zaten suçtur. Bunun için yeni bir yasaya değil, mevcut Ceza Kanunu’nun uygulanmasına ihtiyaç var.
Uyuşturucu, fuhuş ve çetelerle mücadele maskeli çocuk ve gençlerin işi, görevi ve sorumluluğu değildir. Uyuşturucu satışını ve kullanımını sadece düşük gelirli kesimle ve kentin sosyoekonomisi düşük semtleriyle ilişkilendirmek de, metruk mekan yıkmak da bir hatadır.
Bölgemizde suç odaklarının çocuk ve gençlerimizi başka yerlere de götürerek ‘koşturmasının’ ve tefeciliğin önüne geçilmesi uygulanabilir makul politikaların kararlılıkla yürütülmesi ile sağlanabilir.
Diyarbakır’daki siyasi partilerin de bu tür gruplara karşı uyarı açıklamaları yapması kamuoyuna güven verecektir.
Kentimizin ahlakçı zorbalara ihtiyacı yok. Kentimizin kurallara uymaya, yasaların uygulanmasına ve kara parayı reddetmeye ihtiyacı var.
Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü bu oluşumları neden engellemiyor? Eğer bu grupların bu faaliyetleri hukuka aykırıysa, gerekli işlemler yapılarak sorumluların adalet önüne çıkarılması neden gecikiyor?
Kentte güveni, huzuru ve adaleti kim sağlar; Emniyet ve yargı mı, yoksa maskeli ve maskesiz selefi gruplar mı?
Sorunlarımız bunlarla sınırlı değil.
Kentteki ya da kentin adının geçtiği yasadışı bahis ve uyuşturucu operasyonları dünya gündeminde. Eskiden uyuşturucu imalatçısı, yetiştiricisi ve satıcısı bölge olarak biliniyorduk, günümüzde buna yasadışı bahis de eklendi.
Onlarca yıldır kentimizdeki fuhuş ve uyuşturucu şikayetleri kesilmedi.
Bu durum, söz konusu sorunların yalnızca güvenlik tedbirleriyle çözülemediğini; ekonomik, sosyal ve kültürel boyutlarıyla ele alınması gerektiğini gösteriyor.
Dahası, demek ki, toplumumuzun bir kesimi fuhuş, uyuşturucu, tefecilik, yasadışı bahis, kara para aklama gibi işlerle ilişkili olabilir.
Türkiye'de lif, tohum ve sap üretimi için kenevir yetiştiriciliğine izin veren bir yönetmelik bulunuyor ve 21 ilde bu amaçla üretime izin verildi.
Bu uygulama, kayıt dışı ekonomiyi yasal ve denetlenebilir bir zemine çekebilir. Bölgede de uyuşturucu rantını azaltabilir ve yeni bir ekonomi oluşturabilir.
Bu amaçlarla, bölgemizde Lice merkezli geniş bir alanın yasal kenevir yetiştirme kapsamına alınmasını önermemin üzerinden yıllar geçti. Atıf, resmi açıklama ya da Ankara’ya bir girişim olmadığına göre; kentin valiliği, emniyet müdürlüğü, milletvekilleri, belediyeleri, siyasi partileri, siyasi kişileri, basın mensupları, meslek odaları, sendikalar ve STK’lar önerimi sessizlikle karşıladı..
Bu sessizlik mutlak değil. Kasım 2025’te DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, İçişleri Bakanı’na, ‘Sur ve Bağlar’da maskeli, silahlı gruplar tespit edildi mi? Güvenlik birimlerinde ihmal incelemesi yapıldı mı?’ sorularını içeren bir soru önergesi verdi ve Meclis araştırması istedi. Aradan geçen sürede bu girişimin sonucu kamuoyuyla paylaşılmadı; demek ki sorun yalnızca ilgisizlik değil, ilgi gösterilse de sonuç alınamıyor olabilir. Bu tür girişimlerin hem sayıca artması hem de takip edilip sonuçlandırılması gerekiyor.
Bu suskunluğu bazı çevreler ihmal değil, kasıt olarak okuyor. Bu nedenle İçişleri Bakanlığı, Diyarbakır Valiliği ve Emniyeti bunları ya somut verilerle çürütmeli ya da kamuoyuna bunu neden yapmadığını anlatabilmelidir. Sessizlik, kasıt iddiasını güçlendirmekten başka işe yaramıyor.
Uyuşturucu kullanma (ve satma) yaşının düştüğünü açıklamak, ele geçirilen uyuşturucunun türünü, miktarını ve piyasa değerini kamuoyuyla paylaşmak ya da kentimiz merkezli ya da kentimizi de kapsayan yasa dışı bahis operasyonlarının bilançosunu açıklamak elbette önemlidir. Ancak bunlar, sorunun kalıcı çözümünü ya da azaltılmasını sağlamadı, sağlamıyor.
Emniyet sürekli operasyon yapıyor ancak yeterli olmuyor. Kentin ahlaki ve suçlara karşı güvenliği ise seçilmemiş, atanmamış, hukuk, evrensel ilkeler, denetim dışı ahlakçı, toplumu dizayn etmeye çalışan zorbaların insafına, keyfiliğine ve ilkelliğine terk edilemez..
Sorunları çözmek yerine yalnızca sonuçlarını konuşmak, etkileri üzerine sürekli açıklamalar yapmak ve aynı döngüyü sürdürmek, meselelerin istismar edildiği yanılgısını besler.
Sorun çözemeyen bir toplum her türlü manipülasyondan çocuklarını, gençlerini, sokaklarını, okullarını koruyamaz. Çocuklara taş attırılmasını, açık alanda topluca namazdan önce yürüyüş yaptırılmasını, 6-8 Ekim vahşetini önleyemediğimiz gibi.. Bu, kentimizin ve bölgemizin çözümsüzlükler ve düştüğü haller konusundaki derin hafızamızı gösteriyor.
Kentimiz ve bölgemiz artık bu tür pasif rutinlerin dışına çıkmalı.
Hukuk dışı yapıların, her bir suçlunun peşine düşmeli, suçun her türüne karşı yasalar kararlılıkla uygulanmalı; aynı zamanda suçun ortaya çıkmasını ve yayılmasını önleyecek ekonomik, sosyal ve eğitim temelli politikalar geliştirilmelidir.
Eğer mevcut kültürümüz değişmezse sorunların çeşidi, hacmi, etkilediği kişi sayısı geometrik olarak artmaya yani canlar yanmaya devam edecek.