Güney Kore’den 10 Muhteşem Bilimkurgu Filmi! – Öteki Sinema

Güney Kore sineması denildiğinde akla ilk gelen tür bilimkurgu olmayabilir. Suç filmleri, intikam öyküleri, gerilimler, aile dramları ve son yıllarda dünya çapında ses getiren kara komediler çok daha görünür durumda. Oysa özellikle 2000’li yıllarla birlikte Güney Kore sineması bilimkurguyu, kendi toplumsal ve politik meselelerini tartışabileceği son derece verimli bir alan olarak kullanmaya başladı.

Bunun tarihsel nedenleri de var. Güney Kore’de sinema uzun yıllar sansürün ve devlet kontrolünün gölgesinde gelişti. 1980’lerin sonundaki demokratikleşme süreci ve 1990’larda sinema sektörüne giren büyük sermaye, yalnızca yapım koşullarını değiştirmekle kalmadı; daha pahalı, teknik açıdan daha iddialı ve uluslararası seyirciye ulaşabilecek filmlerin önünü de açtı.

Bugün Bong Joon Ho’dan Na Hong-jin’e uzanan yönetmen kuşağı sayesinde Kore sinemasının canavarları, distopyaları, mutantları ve zaman paradoksları artık yalnızca tür sinemasının oyuncakları değil. Sınıf çatışmasının, ekolojik felaketin, devlet şiddetinin, yabancılaşmanın ve toplumsal korkuların taşıyıcıları.

BFI’ın hazırladığı seçkiden hareketle, 21. yüzyıl Güney Kore bilimkurgusunun dikkat çekici on filmine bakalım.

The Butterfly (2001)

Yönetmen: Moon Seung-wook

Yakın gelecekte Güney Kore’yi tuhaf felaketler kuşatmıştır: asit yağmurları, kurşun zehirlenmeleri ve hepsinden önemlisi insanların hafızalarını silebilen gizemli bir virüs.

Almanya’da yaşayan Kore kökenli Anna, geçmişindeki büyük acıdan kurtulabilmek için ülkeye gelir. Aradığı şey tedavi değil, tam tersine unutmanın kendisidir.

The Butterfly, bilimkurgunun büyük makinelerine ya da gösterişli gelecek tasarımlarına ihtiyaç duymadan hafıza, yas ve kimlik üzerine düşünen melankolik bir film. Dijital videonun sağladığı hareket serbestliğini kullanan Moon Seung-wook, bilimkurguyla Avrupa sanat sinemasının ruhunu tuhaf biçimde birbirine yaklaştırıyor.

Bugün yeniden keşfedilmeyi fazlasıyla hak eden filmlerden.

Resurrection of the Little Match Girl (2002)

Yönetmen: Jang Sun-woo

Hans Christian Andersen’in Kibritçi Kız masalını alıp bir siberpunk video oyununa dönüştürmek… Tek başına bu fikir bile filmin ne kadar çılgın bir yerden hareket ettiğini anlatmaya yetiyor.

Hikâyede oyuncular sanal gerçeklik ortamındaki bir oyuna girer ve Kibritçi Kız’ın masaldaki kaderini tamamlamasını sağlamaya çalışırlar. Oyunun merkezinde gerçeklikle simülasyon, arzu ve ölüm arasındaki sınırlar giderek ortadan kalkar.

Film, döneminin Güney Kore sineması için olağanüstü yüksek sayılabilecek bütçesine rağmen gişede büyük bir başarısızlık yaşadı ve ülke sinema tarihinde pahalı yapımlar konusunda uzun süre hatırlanacak bir ibret öyküsüne dönüştü.

Ortaya çıkan film kusursuz değil; hatta zaman zaman tam bir keşmekeş. Ama video oyunu estetiğini sinemaya aktarma konusundaki gözü karalığı yüzünden bugün hâlâ görülmeye değer.

Natural City (2003)

Yönetmen: Min Byung-chun

Blade Runner‘ın gölgesi altında bilimkurgu çekmek kolay değildir. Natural City de bu gölgeden kaçmaya pek çalışmıyor.

Film, insanlarla siborgların yan yana yaşadığı karanlık bir gelecekte geçiyor ve görsel dünyasında Ridley Scott klasiğine açıkça selam gönderiyor. Yer yer The Matrix sonrası aksiyon sinemasının etkileri de fazlasıyla hissediliyor.

Ancak bütün bu tanıdıklığa rağmen Natural City, prodüksiyon tasarımı, aksiyon........

© Öteki Sinema

Benzer Videolar