TCK 230, Günümüz Gençliği, Multipartnerizm ve Evlilikten Kaçış – Prof.Dr. Ayşegül Akbay – Akademik Akıl
Türkiye’de ceza hukuku, zaman zaman toplumsal dönüşümlerin sertliğini bir barometre gibi ortaya koyar. TCK 230 da bunlardan biridir. “Resmî nikâh olmadan dini nikâh kıyılması” ekseninde tartışılan bu madde, sadece hukuki bir düzenleme değil; değişen aile yapısının, bireysel özgürlük anlayışının ve genç kuşakların ilişki pratiklerinin gölgesinde yeniden anlam kazanıyor. Bugün özellikle Z kuşağı ve ardından gelen Alfa kuşağının ilişkilere bakışı, geleneksel evlilik kurumunun yeniden sorgulanmasına yol açarken, TCK 230’un hâlâ yürürlükte olması –ve zaman zaman gündeme gelişi– gençlerin zihninde devletin özel alanlarına müdahalesi gibi okunuyor.
Günümüz gençliği, ilişkilerde “doğal akış”, “kişisel özgürlük” ve “duygusal özerklik” gibi kavramlara daha yüksek değer atfediyor. Ekonomik kırılganlık, kariyer odaklılık, kent yaşamının hızlanan temposu ve sosyal medya çağının ilişki algoritmaları, evliliği eskisi kadar “zorunlu bir durak” olmaktan çıkarıyor. Burada multipartnerizm –yani birden fazla partnerle duygusal ya da romantik ilişki yürütme pratikleri– özellikle büyük şehirlerde görünürlüğünü artırmış durumda. Bu, toplumun geneli tarafından hâlâ tartışmalı ve hatta bazı kesimlerce ahlaki bir sorun olarak görülse de, gençler arasında bireysel özgürlük alanının bir parçası olarak daha normalleştiriliyor.
Tam da bu noktada TCK 230’un tuhaf konumu belirginleşiyor. Bir yanda modern dünyada hızla çoğalan ilişki biçimleri, diğer yanda hukuken bile hâlâ tartışmalı olan dini nikâh düzenlemesi. Gençlerin büyük kısmı için “resmî nikâh olmadan imam nikâhı kıyılması” gibi gündemler artık eski kuşakların tartışması gibi görünürken, devletin bunun üzerine ceza hukuku yoluyla gölge etmesi gençler açısından anakronik bir müdahale gibi duruyor. Zira bugün gençlerin önemli bir bölümü zaten ne dini nikâh ne de resmî nikâh konusunda aceleci. Bir birliktelik yaşayacaklarsa, önce ekonomik güvencelerini kurmak ve kişisel sınırlarını belirlemek istiyorlar. Bu bağlamda evlilikten kaçış, sadece kurumsal bağa karşı bir tavır değil; ekonomik zorluklar, barınma krizi, iş güvencesizliği ve gelecek kaygısının da doğal sonucu.
Multipartnerizmin yükselişi ise evlilik kurumu üzerindeki sorgulamayı daha da derinleştiriyor. Gençler, tek bir ilişki modelinin herkes için geçerli olmadığı fikrine daha açık. Sadakat kavramını bile yeniden tanımlayan bir evrim yaşanıyor: Artık sadakat, çoğu genç tarafından “duygusal dürüstlük” üzerinden ölçülüyor, “tek kişiye bağlı olmak” üzerinden değil. Böyle bir toplumsal dönüşüm yaşanırken TCK 230 gibi maddelerin gençlere herhangi bir karşılığı kalmıyor. Hatta bazı gençler için bu tür düzenlemeler, devletin bireyin ilişki tercihlerine fazlaca karıştığının göstergesi olarak görülüyor.
Öte yandan toplumsal yapının her kesiminde bu değişim aynı hızda yaşanmıyor. Geleneksel aile değerlerine sıkı sıkıya bağlı kesimler için evlilik hâlâ sosyal statünün, düzenin ve ahlaki normların temel taşı. Multipartnerizm ve evlilikten kaçış gibi pratikler, bu kesimler tarafından çoğu zaman toplumsal çözülmenin işareti olarak yorumlanıyor. Dolayısıyla ortada sadece genç kuşaklarla devlet arasında değil; genç kuşaklarla daha geleneksel kuşaklar arasında da kültürel bir gerilim bulunuyor.
Bugün yapılması gereken belki de TCK 230’un yeniden ele alınması değil; evlilik, ilişki biçimleri ve bireysel özgürlük konularının Türkiye’de daha açık, daha gerçekçi ve daha kapsayıcı bir toplumsal tartışmaya kavuşmasıdır. Gençlerin ilişki pratikleri değişiyor diye onları suçlulaştırmaya ya da normdışı ilan etmeye çalışmak, yalnızca kuşak uçurumunu derinleştirir. Tam tersine, farklı ilişki modellerinin varlığını kabul etmek, hukuku ve politikaları bireyin özgürlük alanını genişletecek şekilde yeniden düşünmek, daha sağlıklı bir toplumsal zemin oluşturacaktır.
Sonuç olarak, TCK 230 bugün gençliğin dünyasında artık eski anlamını taşımıyor. Türkiye, hızla değişen ilişki kültürünü görmezden gelmek yerine, onu anlamaya ve uyum sağlamaya çalışmalıdır. Gençlerin özgürlük arayışıyla hukuk arasındaki dengeyi yeniden kurmak, geleceğin toplumsal barışını şekillendirecektir.