Yapay Zeka Hukukunda “Nasıl” Zamanı – Dr. Ergin Ergül

{vendor_count} satıcılarını yönetin

Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Yapay Zeka Hukukunda “Nasıl” Zamanı

Yapay zeka (YZ) hukuku, 2020’lerin başından bu yana küresel gündemin en öncelikli maddelerinden biridir. Devletler, YZ’nin açtığı fırsatları değerlendirirken risklerini de yönetmek üzere birbirinden farklı düzenleme yollarına yöneldi; ABD ile Çin’in birbirine zıt modelleri, AB’nin kapsamlı uyum düzenlemesi ve gelişmekte olan ekonomilerin özgün yaklaşımları bu alanı hızla zengin bir karşılaştırmalı hukuk sahasına dönüştürdü. AB aday ülkesi, Avrupa Konseyi üyesi ve Gümrük Birliği ortağı sıfatlarını aynı anda taşıyan Türkiye ise küresel düzenleme baskısı ile özgün bir ekosistem geliştirme ihtiyacı arasında çift yönlü bir konumdadır. Artık tartışılan soru YZ’nin düzenlenip düzenlenmeyeceği değil, hangi yöntemle ve hangi dozda düzenleneceğidir.

Karşılaştırmalı hukukta dikkat çeken bir husus, bağlayıcı YZ düzenlemelerinin pek çok ülkede doğrudan bir yasama girişimiyle değil, parlamenter araştırma süreçlerinin ürettiği kapsamlı raporların ardından şekillenmiş olmasıdır. Birleşik Krallık’ta Lordlar Kamarasının 2018 tarihli “AI in the UK: Ready, Willing and Able?” raporu, Almanya’da Bundestag Enquete Komisyonunun 2020’de yayımladığı sekiz yüz sayfayı aşkın çalışması, Avrupa Parlamentosunun 2022 tarihli AIDA raporu ve ABD Senatosunda Schumer öncülüğündeki grubun 2024’te açıkladığı yol haritası bu teamülün başlıca örnekleridir. TBMM 28. Dönem Yapay Zeka Araştırma Komisyonunun 30 Mart 2026’da 260 sıra sayılı belge olarak yayımlanan dokuz yüz sayfalık raporu da Türkiye’yi bu küresel ön regülasyon teamülünün doğal bir parçası kılmış, raporun 27. önerisinde açıkça öngörülen Türk YZ kanununun karşılaştırmalı fikrî zeminini kurmuştur.

Komisyon, 14 Ocak 2025 tarihli Meclis kararıyla kuruldu; dört ayda on üç toplantı yaptı, kamudan, sivil toplumdan ve akademiden 119 kişiyi dinledi ve 8 Mayıs 2025’te Veriden Karara Ulusal Yapay Zeka Zirvesi’ni topladı. Ortaya çıkan metin, Türkiye’de YZ hukukunun altyapısını bütüncül biçimde ele alan ilk meclis belgesidir. Raporu asıl değerli kılan, “önce mevcut durumu tespit et, sonra düzenle” ilkesine dayanan yöntemidir. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’ndan FSEK’e, Türk Borçlar Kanunu’ndan 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu’na (ÜGTDK) kadar yürürlükteki araçların YZ karşısında nasıl işlediği, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay içtihadıyla birlikte sistematik biçimde envanterlenmiştir. Bu yöntem, AB YZ Tüzüğü’nün (YZT) hazırlığındaki düzenleyici etki analizi geleneğiyle örtüşür ve Türkiye’nin uluslararası örneklerden yararlanmanın ötesinde kendi anayasal ve yargısal birikimine dayanabileceğini gösterir.

Rapor, normatif tercih bakımından Avrupa Konseyi YZ Çerçeve Sözleşmesi’ni (CETS No. 225) Türkiye için en öncelikli uluslararası referans saymaktadır. Bu tercih kurumsal bir tutarlılık taşır; çünkü sözleşmeyi hazırlayan CAHAI ve ardılı CAI komitelerinde Türkiye aktif rol üstlenmiş, büro üyeliği yapmıştır. Sözleşmenin ilk taslağında birbirine bağlı ve ikincil kavramlar olarak yer alan insan onuru ile bireysel otonomi ilkeleri, Türk müzakere heyetinin ısrarıyla temel ilkeler maddesine ayrı ve kurucu kavramlar olarak girmiştir. Bu katkı, Türkiye’nin bu alana pasif bir uyum sağlayıcı olarak değil, normun yapımına katılan bir devlet olarak dâhil olduğunu ortaya koyar.

Kanun yapımının önündeki asıl mesele anayasaldır. Anayasa’nın 13. maddesi temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla ve ölçülülük gözetilerek sınırlanabileceğini, 104. maddesinin on yedinci fıkrası ise Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin (CBK) temel hakları düzenleyemeyeceğini öngörür. Yüksek riskli sistemlere getirilecek risk yönetimi, şeffaflık ve insan gözetimi yükümlülükleri çalışma ve teşebbüs özgürlüğüne ve mülkiyet hakkına müdahale niteliğindedir; yasaklı uygulamalar ile idari yaptırım rejimi de 38. maddedeki kanunilik ilkesinin kapsamına girer. Dolayısıyla özel sektöre dönük YZ düzenlemesi ancak Meclisin çıkaracağı bir kanunla yapılabilir. Raporun benimsediği, bir çerçeve kanun ile onu bütünleyen çerçeve yönetmelikten oluşan çift enstrümanlı strateji, bir tasarım tercihi değil anayasal bir zorunluluktur.

Bu tabloyu, raporun yayımından kısa süre önce çıkan 25 Aralık 2025 tarihli ve 192 sayılı CBK tamamlar. Kararname, Siber Güvenlik Başkanlığını (SGB) dijital devlet, kamu YZ’si ve veri yönetişiminde merkezî bir aktör konumuna taşımış, bünyesinde Kamu Yapay Zeka Genel Müdürlüğü ile Dijital Devlet Genel Müdürlüğünü kurmuş, aynı gün çıkan 191 sayılı CBK ise bazı yetkileri Sanayi ve Teknoloji Bakanlığındaki Milli Teknolojiler Yapay Zeka Genel Müdürlüğüne bırakmıştır. Böylece Türkiye Yapay Zeka Kurumu tartışması, boş bir alana kurum kurmaktan çıkıp mevcut yapıyla ilişkinin nasıl kurulacağı sorusuna dönüşmüştür. Kararnamedeki her görev maddesinin “kamuda YZ” ifadesiyle başlaması, kamu sektöründeki yönetişimin bilinçli biçimde SGB’ye verildiğini, özel sektöre dönük düzenlemenin ise kapsam dışında bırakıldığını gösterir. Oysa bu ikinci alan, az önce andığım anayasal nedenlerle henüz kanuni dayanaktan yoksundur ve ancak Meclisin çıkaracağı bir kanunla doldurulabilir. Bunların yanında KVKK, BTK, BDDK, SPK ve RTÜK gibi sektörel düzenleyicilerin korunan yetkileri........

© Akademik Akıl

Benzer Videolar