TCK 225’i Kaldırmanın Zamanı Gelmedi mi? – Prof.Dr. Ayşegül Akbay – Akademik Akıl

Türkiye’de ceza hukuku tartışmaları çoğu zaman yüksek siyasal tansiyonun gölgesinde yürür; ancak bazı maddeler vardır ki politikadan bağımsız olarak “toplumsal aklın” yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılar. Türk Ceza Kanunu’nun 225. maddesi —“alenen hayasızca hareketler”— bu maddelerin başında gelir. Geniş, muğlak, yoruma fazlasıyla açık bir ifadeye dayanan bu düzenleme giderek daha fazla soru işareti doğuruyor. Bugün artık temel soru nettir: Bu maddede yazan “kamusal düzeni koruma” amacı gerçekten karşılanıyor mu, yoksa toplumun çeşitlenen, özgürleşen sosyokültürel yapısına ayak uyduramayan bir metnin gölgesinde mi yaşıyoruz?

TCK 225, ilk bakışta toplumun genel ahlakını korumaya dönük bir norm gibi görülür. Ancak hukukta “genel ahlak” kavramı, tanımı en tartışmalı, sınırları en kaygan alanlardan biridir. Toplumların ahlaki kodları zaman içinde değişir, hatta aynı toplumda farklı grupların farklı ahlak anlayışları bir arada yaşar. Dolayısıyla kanun koyucunun görevi, bu değişken ve göreceli alanı cezai yaptırıma konu etmeye çalışmak yerine, davranışların somut, ölçülebilir ve kamusal zararla doğrudan ilişkili boyutlarını düzenlemektir. Oysa TCK 225, bugün hâlâ yorumu uygulayıcının kişisel değerleriyle şekillenebilen, bu nedenle hukuki öngörülebilirliği zayıf bir madde olarak karşımızda duruyor.

Bu maddeden yargılanan vakaların bir kısmının basına yansıma biçimi bile sorunun derinliğini gösteriyor. Kimi zaman kıyafet üzerinden, kimi zaman kamusal alanda medeni bir davranış biçiminin “tehlikeli yakınlık” olarak değerlendirilmesi üzerinden soruşturmalar açılabiliyor. Oysa ceza hukuku, bireyin beden bütünlüğü, güvenliği veya başkasının özgürlüğü ihlal edilmediği sürece müdahale alanını daraltması gereken bir sahadır. Devletin cezalandırma yetkisi, modern hukuk devletlerinde istisnaidir; genişletilmesi değil, sınırlandırılması esastır. TCK 225 ise bu ilkeye ters yönde işliyor; özel yaşamla kamusal alan arasındaki sınırı belirsizleştirerek cezalandırma alanını genişletiyor.

Bir diğer önemli nokta, bu maddenin pratikte eşit uygulanabilirliğinin sorgulanır hale gelmesidir. Sosyal medya çağında bireylerin görüntüleri, kıyafet tercihleri veya davranışları hızlıca görünür olabilir. Ancak aynı eylemin biri için soruşturma konusu olurken başka biri için hiçbir sonuç doğurmaması, hukuki eşitlik ilkesine zarar verir. Yasanın bu muğlak yapısı, keyfi uygulamalara açık bir zemin yaratır. Bu da vatandaşların hukuk devletine duyduğu güveni zedeler. Hukukun güven vermesi için hem öngörülebilir hem eşit uygulanabilir olması gerekir; TCK 225 bugün bu iki ölçütü de tam olarak karşılamıyor.

Elbette toplumun kamusal alanın huzurunu ve düzenini koruma ihtiyacı vardır. Ancak bu ihtiyaç, zaten başka maddelerle —örneğin kamu güvenliğini, kamu düzenini veya bireyin temel haklarını koruyan açık hükümlerle— karşılanmaktadır. Bir kişinin başkasının izni olmadan onu taciz eden bir eylemde bulunması ya da kamusal alanı somut olarak bozacak davranışlar zaten hukuk sistemimizin kapsamındadır. Dolayısıyla TCK 225’in varlığı, modern hukuki gereklilikleri karşılamayan bir fazlalık haline gelmiş görünüyor.

Bugünün Türkiye’si, toplumsal çeşitliliği ve kamusal duyarlılıkları 1950’lerin, hatta 2000’lerin başındaki anlayıştan çok daha farklı bir yerde duruyor. İnsanların gündelik yaşam pratikleri, kimlikleri, beden politikaları ve kamusal görünürlük düzeyleri değişti. Ceza hukuku ise bu değişime uyum sağlamak zorunda. Bir hükmün varlık nedeni ortadan kalkmışsa, onu korumakta ısrar etmek hukuk sistemini hantallaştırır, gereksiz çatışma alanları doğurur ve devleti vatandaşının yaşam tarzı üzerinde gereksiz bir denetim yetkisine kavuşturur.

Bu nedenle artık sormak gerekiyor: TCK 225’i kaldırmanın zamanı gelmedi mi? Hem hukuki belirsizliği hem toplumsal eşitsizlik üreten, hem de modern özgürlük anlayışıyla bağdaşmayan bu madde, yerini özgürlükleri koruyan ama gerçekten zarara odaklanan bir hukuk yaklaşımına bırakmalıdır. Çünkü özgürlükten korkan değil, özgürlüğü düzenleyen bir ceza hukuku, demokratik toplumun temelidir.

Benzer Videolar