Zina Suç Olmasa da… – Prof.Dr. Ayşegül Akbay – Akademik Akıl

Türkiye’de ceza hukuku tartışmalarının en hararetli başlıklarından biri olan zina suçu, uzun zamandır yalnızca hukuki değil, aynı zamanda sosyolojik ve kültürel bir mesele olarak gündemde duruyor. Türk Ceza Kanunu’nda bugün birebir tanımlanmış bir “zina suçu” bulunmuyor; ancak tartışmalar hâlâ canlı, çünkü mesele yasadan silinse bile toplumun hafızasından ve gündelik hayatın gerilim noktalarından silinmiş değil. Bu nedenle zina kavramını hukuki zeminden çekip çıkarırken, onun güncel sosyolojik karşılıklarına bakmak, bugünkü ilişkiler, evlilik modelleri, toplumsal baskılar ve ahlaki beklentiler açısından yeniden değerlendirmek gerekiyor.

Önce hukuk cephesine bakarsak: Zina, 2004’teki TCK reformu sırasında yoğun tartışmaların ardından suç olmaktan çıkarılmıştı. Bu değişiklik, bireyin mahremiyetine devlet müdahalesini sınırlandırma anlayışının bir yansımasıydı. Ancak aynı dönemde kamuoyunda “aileyi koruma” ve “ahlaki düzeni muhafaza” argümanları güçlü şekilde dile getirildi. Yani yasa değişmiş olsa da zihniyet değişimi o kadar hızlı olmadı. Bugün de benzer bir gerilim mevcut: Devletin özel hayata müdahalesi sınırlanmalı mı, yoksa aile kurumunu korumak için müdahale edilmeli mi? Modern hukuk, ilkine daha yakın duruyor; fakat toplum, ikisinin arasında gidip geliyor.

İşin sosyolojik boyutu ise hukuktan çok daha dinamik. İçinde yaşadığımız dönemin en belirgin özelliklerinden biri, ilişkilerin ve evlilik modellerinin çeşitlenmesi. Geleneksel tek eşli evlilik modeli hâlâ baskın olmakla birlikte, bireylerin beklentilerinin ve ilişki biçimlerinin değiştiği açık. Dijitalleşme, sosyal medyanın sınırsız iletişim imkânı, mahremiyetin dönüşümü, duygusal tatmin arayışlarının farklılaşması gibi unsurlar, sadakat anlayışını da tartışılır hâle getirdi. Artık “ihanet” veya “sadakatsizlik” yalnızca fiziksel eylemlerle ölçülmüyor; duygusal yakınlaşma, dijital flörtleşme, hatta sosyal medya etkileşimleri bile çiftler arasında kriz yaratabiliyor.

Güncel sosyoloji bize şunu söylüyor: Zina tartışması, aslında toplumun modernleşme hızının, bireyleşme talebinin ve toplumsal beklentilerle kişisel özgürlükler arasındaki çatışmanın bir yansımasıdır. Genç kuşaklara baktığımızda da bu çatışmanın daha görünür olduğunu görüyoruz. Bugünün gençleri, evlilik kararını daha geç veriyor, ilişkiyi bireyin mutluluğu üzerinden tanımlıyor, geleneksel sorumluluk kalıplarını sorguluyor. Bu nedenle “zina” gibi kategorik bir kavram, gençler için çoğu zaman soyut ve yer yer anakronik bir anlam taşıyor. Onların dünyasında sadakat, daha çok karşılıklı anlaşma, duygusal şeffaflık ve ilişkideki müzakere süreçleriyle tanımlanıyor.

Toplumun daha geleneksel kesimleri için ise zina, hâlâ dramatik bir ihlal, aile bütünlüğünün tehdit altında olduğunun simgesi. Bu gruplar, TCK’da zinanın yeniden suçlaştırılmasını savunurken aslında daha derin bir kaygıyı dile getiriyor: Toplumsal düzenin çözülmesi korkusu. Çünkü aile, Türkiye’nin kültürel sisteminde yalnızca bir özel hayat birimi değil; ekonomik dayanışmanın, sosyal güvenliğin, kültürel aktarımın ve toplumsal istikrarın temel kurumu olarak görülüyor.

Bu bağlamda sorulması gereken şu: Hukuk, toplumsal değişimle uyumlu mu olmalı, yoksa toplumun dönüşümünü yönlendirme iddiasında mı bulunmalı? Zina örneğinde gördüğümüz, hukukun mahrem alanlara müdahale kapasitesinin giderek daraldığı; buna karşın toplumda ahlaki beklentilerin hâlâ güçlü olduğu. Sosyolojik olarak ise evlilik, bireysel bir tercih hâline geldikçe, sadakat kavramı da sabit bir norm olmaktan çıkıp müzakere edilen bir değere dönüşüyor.

Sonuç olarak zina suçu tartışması, aslında Türkiye’nin bugün hangi toplumsal modele doğru ilerlediğinin aynasıdır. Bir yanda özgürlük, bireyleşme ve mahremiyetin kutsallığı; diğer yanda aileyi merkeze alan, toplumsal istikrarı ahlaki normlarla korumaya çalışan bir anlayış. Bu iki eksen arasındaki gerilimin kolay kolay çözümlenmesi mümkün görünmüyor. Ancak kesin olan şu ki: Toplum hızla değişirken, hukukun bu değişimi eski normlarla sabitlemesi pratikte de teoride de giderek zorlaşıyor. TCK ile sosyolojinin kesişim noktasında, asıl tartışılması gereken belki de zinanın kendisi değil, mahremiyet, sadakat ve özgürlük kavramlarının bugün ne anlama geldiğidir.

Benzer Videolar