DOLAR 44,3523 0.09%
EURO 51,4623 -0.12%
ALTIN 6.213,12-1,01
BITCOIN 31244073.3996300000000002%
İstanbul
10°

KAPALI

SABAHA KALAN SÜRE

Sürece yasa, topluma demokrasi gerekiyor: Suriye’de ‘vilayet bazlı özerklik’ Ankara’da konuşuluyor mu?
  • GeoNews
  • Son Dakika
  • Sürece yasa, topluma demokrasi gerekiyor: Suriye’de ‘vilayet bazlı özerklik’ Ankara’da konuşuluyor mu?

Sürece yasa, topluma demokrasi gerekiyor: Suriye’de ‘vilayet bazlı özerklik’ Ankara’da konuşuluyor mu?

ABONE OL
Ağustos 19, 2025 03:16
Sürece yasa, topluma demokrasi gerekiyor: Suriye’de ‘vilayet bazlı özerklik’ Ankara’da konuşuluyor mu?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Last Updated on Ağustos 19, 2025 by EDİTÖR

-Bu komisyonun ardından bunun devamı şeklinde ama aynı zamanda ihtiyaç da olarak ‘demokratikleşmeyle ilgili’ ikinci bir komisyon oluşturulabilir.

Burada Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un Komisyon’un çalışmaya başladığı gün yaptığı konuşmadan bir bölümü aktarmak istiyorum:

“Artık güvenliğin yanı sıra özgürlüğün, eşitliğin ve adaletin imkânlarını ve gücünü daha da yüksek sesle konuşmanın zamanı gelmiştir. Bu komisyonun bir diğer misyonu da budur.”

Cümle olarak iyi ve etkili ama ya yaşananlar? Murat Çalık’ın tüm hayati risklerine karşı hastane- cezaevi arasında dolaştırılması? Ailesinin hastane önündeki çığlıkları? Ayşe Barım’ın durumu? Ya sesi duyulmayan (kamuoyunun tanımadığı-bilmediği) yüzlerce hasta tutuklu-hükümlü? Hastaların tedavileri, hayatta kalmaları için tahliyelerinin önündeki engel nedir? Ana muhalefet belediyelerine yapılanları ‘yargısal bir süreç olarak okumak’ mümkün müdür? Bir yanda bölgede-dünyada-memlekette barışın, bir arada yaşamanın (iktidarın vurgusuyla iç cephenin güçlenmesinin),Kurtulmuş’un deyimiyle ‘Türk’ün de Kürt’ün de her kesimden yurttaşın ortak geleceğini ilgilendiren bir beka meselesinin’ çözümü için bir araya gelme çağrıları. Öte yanda uygulanmayan AYM; AİHM kararları, siyasallaşmış yargı, hasta tutuklular ve yakınlarına dair haberler-görüntüler…

Şu notu ekleyeyim. İktidarın bu konuyla ilgili yetkili isimlerine de ‘devlet’in temsilcilerine de bu durumun yarattığı-yaratacağı olumsuzluklar sadece kamuoyu önünde değil özel görüşmelerde de aktarılıyor.

Görüştüğüm kaynaklardan biri, AKP içinde ‘demokrasi-hukuk konusunda adım atılması için’ çaba gösteren ve öne çıkan iki ismin altını çizdi. Abdülhamit Gül (partinin Grup Başkanvekili) ve Efkan Ala (partinin Genel Başkanvekili). Bu iki isimle beraber MİT Müsteşarı İbrahim Kalın’ın da adı anılıyor.

Peki toplum yaşananları nasıl algılıyor? Veri Enstitüsü’nün araştırmasına göre, toplumsal korkular artık bireysel olanlara baskın gelmeye başladı. Türkiye’nin bölünmesi, iç savaş, yargı bağımsızlığının kaybı gibi başlıklar bireysel sağlık ya da fobilerden daha fazla korku yaratıyor. (Kaynak: Bekir Ağırdır/Oksijen) Bu araştırmanın söylediğini iyi anlamak lazım. Silah bırakmanın, içeride ve bölgede sağlanacak barışın yarattığı umut kadar, yeni ortaya çıkmayan (Sevr sendromu) ancak belli ki toplumda giderek daha geniş bir kesimde konuşulmaya başlanan bir ‘bölünme korkusu’ da var. Bunun en önemli sebeplerinden birinin de süreçle ilgili ‘şeffaflık eksikliği’ ile konu siyasi elitler arasında konuşulurken toplumu bilgilendirmede geri kalınmasının olduğu da bir gerçek.

Türk milliyetçisi MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin başlattığı, sürdürmekte ısrar ettiği süreçte cumartesi gününden itibaren ‘Asırlık birlik, sonsuz kardeşlik’ adıyla yapılmaya başlanacak mitingler (ilki Erzurum) önemli olacak. Bahçeli-MHP adeta ‘sürecin garantörü’…

Komisyonda da üye bir kaynak MHP ile ilgili şunu söyledi:

“Devlet Bahçeli bu sürece inanıyor. Daha önce kritik birkaç konuda gördük ki inandığı şeyleri hayata geçirme gücü de var. Feti Yıldız da bu konuda partilerindeki diğer önemli isim.”

“Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”

Bahçeli’nin ‘inandığı’ söylenen sürecin tarifiyle ilgili de bir kafa karışıklığı var elbet. Başta Suriye bölgeyi de kapsayacak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın vurgu yaptığı şekliyle (belli bir hiyerarşik ton taşıyor elbet) ‘Türk-Kürt-Arap’ ittifak mı oluşacak? Bu ittifakın temeli ‘din’ ya da ‘neo-Osmanlı’ hayalleri mi? Bunun kısa vadede yaratacağı riskler görülmüyor mu?

Suriye demişken. Çözüm-barış diye konuşulan konunun en önemli öğelerinden birisi burada yaşananlar ve yaşanacaklar. 2015’te sona eren çözüm sürecinin önemli faktörlerinden birisi burasıydı. 2024’te başlayan yeni süreç için, 7 Ekim 2023 sonrası bölgede başlayan, güç dengelerinin değiştiği dönemi (özellikle İran etkisinin azalması, İsrail’in Gazze’de soykırıma varan şiddetinden Lübnan’dan Suriye’ye askeri güçle etki alanını artırma çabası) önemli başlangıç noktalarından biri olarak görebiliriz. (Bölgedeki değişimi ABD’nin Irak işgaline kadar geri götürüp okumayı oradan başlatan Soli Özel, Prof. Dr. Gencer Özcan gibi saygın isimler de var.)

Peki şu anda temelini HTŞ’nin oluşturduğu ana desteğini ABD’den alan Şam Hükümeti’nin Suriye’yi tek başına yönetmesi mümkün mü? Alevilere ve Dürzilere karşı yapılanlar nasıl bir gelecek düşündürüyor? Bu soruların yanıtları ‘süreci de’ yakından ilgilendirdiği için önemli. Türkiye’de iktidar ilk baştan beri bölünmemiş bir Suriye hedefini savunuyor. Bunu başlangıçta ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’ diye yapması orada yaşayan diğer gruplar için rahatsız edici oldu. Ülkedeki diğer etkili silahlı güç SDG’nin varlığı, ABD ile iş birliği-yakınlığı iktidar tarafında (PKK ilişkisi nedeniyle) hep rahatsızlık yarattı. Bir dönem (ilk süreçte) Suriye’deki Kürtlerle görüşen Türkiye(PYD’den Salih Müslim’in Ankara’ya gelişi) son dönemde ABD’den Fransa’ya pek çok ülke ilişki-görüşme içindeyken uzak duran, ‘askeri gücünü hatırlatmaktan fazlasını yapmayan’ bir duruşu benimsedi. Her ne kadar SDG yetkilileri ‘Türkiye ile dolaylı görüşme yaptıklarını’ (devlet kaynakları yalanlamadı) söylese de bir mesafe hep oldu. Suriye için Öcalan’ın Kürtlerin yaşadığı ülkelerde demokratik entegrasyondan bahsettiği notunu da (manifesto olarak paylaşılan 160 sayfalık bir metnin içinde) hatırlayarak yeni duyduğum bir konuyu aktarmak istiyorum.

Komisyon üyesi bir kaynak, Ankara’da; Suriye’de ‘vilayet bazlı özerklik’ olup olamayacağına dair zihin egzersizleri yapıldığından bahsetti. Kamışlı Vilayeti, Afrin Vilayeti, İdlib Vilayeti gibi… “Mezhep ya da kimlik ağırlıklı değil yönetimsel anlamda farklı bir yapı” diye ekledi.

Bitirirken…

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş Komisyon’un ilk toplantısında şöyle bir çağrı yaptı:

“Kanaat önderleri, üniversiteler, hukuk camiası ve sivil toplum kuruluşlarının bu konulardaki katkıları kıymetli olacaktır. Basın, siyasi magazinden uzak, halkı doğru bilgilendirmekle; akademi, meseleyi soğukkanlı ve bilimsel bir çerçeveyle izah etmekle; sivil toplum, sahadaki ihtiyaçları dile getirmekle görevlidir.”

İlk bakışta ne haklı bir çağrı diyorsunuz. Ancak ifade ve medya özgürlüğünün olmadığı, zamana ve sürece göre ‘suç-suçlunun değiştiği’ bir memlekette ‘katkı’ ne şekilde olabilecek?

Öte yandan ‘çözümü-barışı’ konuşanların ‘ülkeyi bölmeye çalışan’, karşı çıkanların ‘savaş sürsün isteyen’ olarak kategorize edilmesi büyük problem değil mi? Farklı görüşlerin aynı masa etrafında bir araya gelerek ülkenin en önemli konularından birini konuşmasını-tartışmasını, başkalarını itibarsızlaştırmaya çalışmadan yapmak mümkün değil mi? Memlekette yaşayan herkesin bireysel itirazını ya da katkısını duymayı önemsemeliyiz. Sürecin demokratikleşmeye de evrilecek şekilde çaba içinde olunması da kritik değerde.

Bir akademisyenin, Bahçeli’nin çok tartışılan bir önerisini benimle konuşurken-tartışırken söylediği bir cümleyi-soruyu buraya not edip yazıyı noktalayayım:

“Türk milliyetçisi Bahçeli’nin ‘Kürt ve Alevi cumhurbaşkanı yardımcıları’ önerirken bunu Lübnan’laşmaya götürecek bir dönemin başlangıcı olarak değil, bunu engelleyecek, ‘Kürt ve Aleviler bu toplumun ana öğeleridir’ diye çerçevelemesi olarak okumak mümkün değil mi? Elbette Cumhurbaşkanlı’ğının mezhep-kimlik değil liyakat üzerinden düşünülmesi gerektiğini unutmadan…”


Not: Fatih Altaylı’nın haksız tutukluluğundan sonra YouTube kanalına da erişim engeli getirildi. Barışı-demokrasiyi konuşmak ifade, medya özgürlüğünden başlar. Altaylı’nın ve hapisteki tüm gazetecilerin en kısa sürede tahliye edilmesi önemlidir.

Murat Sabuncu kimdir?

Murat Sabuncu İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Protohistorya ve Ön Asya Arkeolojisi bölümünü bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi’nde İşletmecilik Sertifikası programını tamamladı. İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Medya ve İletişim Sistemleri konusunda yüksek lisans yaptı.

Dergi, gazete, radyo, televizyon, internet haber sitelerinde muhabirlik, editörlük, yayın koordinatörlüğü, genel yayın yönetmenliği, köşe yazarlığı yaptı.

En uzun süre Milliyet gazetesinde çalıştı. Tempo dergisinde genel yayın yönetmenliği, Fortune dergisinde kurucu yönetmenlik yaptı. Skytürk 360’da ekonomiden politikaya değişik programlar hazırladı, sundu. Halk TV’de yorumculuk yaptı.

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni oldu, ikinci ayında tutuklanıp Silivri Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. Hapsedildiği cezaevinde 1,5 yıl tutuklu kaldı.

T24’te köşe yazarlığı, yapıyor. 2016 yılından beri pasaportu ve sürekli basın kartı verilmiyor. Yargıtay’ın iki kere verdiği beraat kararına rağmen 7,5 yıl hapis cezası talebi içeren dosyası, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda bekliyor.

Bölgeden tanıklıklarını ve izlenimlerini “Gazze: Mahsuscuktan Bir Aşk Hikâyesi” adıyla yayımlanan kitabında paylaştı. Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti “En İyi Köşe Yazısı” ödülü ve Ayşenur Zarakolu Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü sahibi. Sorbonne’da hukuk doktorası yapan avukat oğlu, Nuri isimli bir kedisi var.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP