DOLAR 44,3279 0.05%
EURO 51,3324 -0.06%
ALTIN 6.314,08-1,42
BITCOIN 3011069-1.4348700000000001%
İstanbul
11°

KAPALI

SABAHA KALAN SÜRE

Bu rehine bizden mi, sizden mi?

Bu rehine bizden mi, sizden mi?

ABONE OL
Ağustos 18, 2025 17:10
Bu rehine bizden mi, sizden mi?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Last Updated on Ağustos 18, 2025 by EDİTÖR

Türkiye, “yeni bir çözüm sürecinden geçmekte.

Hiç değilse bu defa sonuca ulaşmasını ve kalıcı olmasını diliyoruz, bu uğurda da kalem oynatıyoruz.

Biz azınlığız ama!

Düşünce dünyasının çoğunluğu bu sürece öfkeli!

Evet evet öfkeli…

Sebepler belli ve kısmen anlaşılır.

Kimine göre “AK Partivari bir oyun”, kimine göre de sadece seçim hesapları sebebiyle geçici bir ateşkes hâli veya Anayasa yapmanın ‘barış soslu kandırma’cası.

Bu art niyet ihtimalleri arasında yürüyen sürecin bu süreç hâli bile çok kıymetli aslında.

Çünkü Türkiye’de barış istemek dahi, sadece süreçlerde mümkün!

Özetle

Tüm olumsuz ihtimaller bir yana, temelinde yatan niyet ne olursa olsun, ortada bir barış ihtimali var…

Olması gereken belli; adeta rehin düştüğümüz bu düzen karşısında tek olmalı/olabilmeli ve olası tüm barış ve uzlaşı tekliflerine yekpare destek verebilmeliyiz.

Fakat mesele Kürt-Türk meselesi olunca demokratik düşünceye ulaşmak da neredeyse imkânsız kılınıyor.

Oysa hepimiz demokrat, hepimiz özgürlükçü, hepimiz insan hakları savunucusu değil miydik?

Gerçekten bazen algılamakta zorluk çekiyor insan.

Zira demokrasiden yana olduğunu iddia eden kesimlerde sürecin etkisiyle yine bir kaynama, yine bir ayrışma, yine “ama”lı cümleler ve asla aynı potada erimeyecek mağduriyet örneklerini karşılaştırma / yarıştırma sevdası!

Aslında çok iyi biliniyor bu ‘demokrasiitirazları ama tekrarlayalım

Türk Siyasetçiler hapisteyken nasıl barış olur?

Murat Çalık’ın annesi, hasta oğlunun peşinde acı çekerek hastane kapılarında bekliyor, böyle barış mı olur?

Veysi Aktaş salıverildi ama İmamoğlu hâlâ içeride. Bu mudur Kürtlere adalet sağlayacak zihin?

Sanırım öncelikle şu hususta anlaşmak gerekiyor; bir ülkede sadece bir siyasi mahpus bile varsa bu her an herkesin aynı statüye uygun görülebileceğinin de habercisidir.

Yok birbirimizden bir farkımız!

Düzen bozuk, düzen yanlış, düzen mağdur etmeye programlı!

Ve bu düzen hepimizin temel sorunu.

Kürtler de 45 yıldır bohçalarına yeni acılar ekleyerek aynı mücadele ile yola devam ediyor. Geçmişten bugüne çok yalnız ve desteksiz, asla gündem olamayan yüzbinlerce mağduriyetten söz ediyoruz.
Oysa o gün -ki çok fırsatımız oldu- zulmedilen Kürde sahip çıksaydık, devletin ‘kafayı taktığını yok edebilme cüretini’ elinden alsaydık bugünleri de ta başından engellemiş olacaktık.

O hâlde ne yapmalıyız; geçmişten ders alıp bugün ayrışmamalı, aksine el ele bir bütünün parçaları olarak mücadele etmeliyiz.

Geçmişten ders alıp o terörist, bu hain” gibi ‘suç’ uydurmaları, yakıştırmaları, karşılaştırmaları yapmamalıyız.

Çünkü artık çok iyi biliyoruz –sunuz– ki, devlet suçlu dediğinde suçlu olunuyor,terörist dediğinde de terörist.

Hatta Türkiye’de ‘düşünce suçlarının’ adıdır terörist!

O sebepledir ki tanımın üzerine konuşurken bile düşünmek gerekir.

Devletin şu an konjonktüre bağlı olarak kimi bıraktığını / tahliye ettiğini, kimi etmediğini karşılaştırmak ve tarafları kışkırtarak sürece çelme takmak yerine; “istediğinde istediğini yapabilen bir sistem kimin eline geçerse bir diğerini cezalandırabiliyor diyerek bu düzeni değiştirmeye and içmek ve bu ortak düşman düzeniyle el ele mücadele vermek gerekmez mi?

Tıpkı yıllardır söylediğimiz, tıpkı İmamoğlu’nun da kampanya sloganı yaptığı “ya hep beraber ya hiç birimiz” gibi…

Buna uyanmamak artık sonumuzdur, farkına varalım!

Evet hakları, hukukları, özgürlükleri, itibarları, aileleri hedef alınan, hapsedilen insanlar için hukuk mücadelesini verelim, onları asla unutmayalım; ama hiçbir şeyi çözüm sürecine karşı baraj sorunu hâline getirmeyelim!

Son dönem sık sık karşıma çıkıyor, aklı başında sandığım insanlara, onun suçu daha büyük, onunki daha azgibi karşılaştırma yaparken denk geliyorum.

Çok acayip; bunca yıl zulüm altında yaşayıp hâlâ ve ısrarla temel bir eşitlikte, empatide buluşamıyoruz!

Çatışmacı fikirlerle aslında halklar ve insanlar bazında çatışmaya su taşıyor, kötülüğü yüceltiyor olduklarından da bi’ haberler sanki.

Oysa bu insanların konusu, devletin, kimin eline geçerse onun yarattığı öteki’ne zulüm aracına dönüşmesini engellemenin yollarını tartışmak, barışa, iyiliğe hizmet edebilecek bakış açıları sunmak olmalı-ydı-.

Özetle

Eğer bu ülkede gerçekten barış istiyorsak, önce bu kısır karşılaştırmalardan, kim daha çok acı çekti yarışından, kimin içeride olup olmaması gerektiği tartışmasından çıkmamız gerek.

Ki çıkmazsak da Kürtlerle mağduriyet yarıştıramayacağımızı bilmek, yaşadıkları haksızlıkların ve acıların çok büyük olduğunu kabullenip saygı duymayı öğrenmemiz gerek.

Bir halkı direngenliğinden dolayı takdir etmek ve hatta mümkünse bu bir aradalık hâliyle mücadeleyi iç içe geçirmişliklerini de örnek almak gerek.

Bilal’e anlatır gibi son bir özet geçelim

Çünkü mesele ne sadece Ekrem İmamoğlu’dur ne sadece Selahattin Demirtaştır.

Mesele bu devletin hukuksuzluğudur, mesele devletin mafyalaşabilmesidir, vatandaşını şiddetinin hedefi yapabilmesidir.

Ve bu hukuksuzluk hepimize bulaşmıştır.

Bu topraklarda Kürtlere, Alevilere, Ermenilere, Rumlara, Araplara eziyet ederken ‘kendi devletinin’ suçlarını görmezden gelenler o zulmün menziline girmiştir, belki de ilk defa bu ölçüde eziyet gören tarafta kalmıştır.

Ve artık hatasıyla, günahıyla yüzleşip bu ülke için, geleceklerimiz için beraber mücadelenin tek kurtuluş olduğunu fark etmelidir.

Bugün onlar, yarın siz.

Yarın siz, ertesi gün biz.

Türkiye’de kalıcı bir barışın, kişisel adalet listeleriyle değil, ortak bir hak ve hukuk mücadelesiyle savunulması gerektiğini artık algılayın, yoksa bu çukurdan çıkış yok!

Tuğçe Tatari kimdir?

Tuğçe Tatari, 1980 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Akademi Radyo Televizyon mezunu.

Gazeteciliğe 2000 yılında Habertürk’te muhabir olarak başladı. 2004 yılında Vatan gazetesine geçti. Gazete, dergiler ve ekler olmak üzere, dört yıl muhabirlik yaptı. 2009 yılında Akşam gazetesinde köşe yazarlığına başladı. Güncel konulara, sosyal hayata ve popüler kültüre dair eleştirel yazılar yazması için aldığı köşe yazarlığı teklifini kabul ettikten bir sene sonra siyasi yazılar yazmaya başladı.

Akşam gazetesine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu TMSF’nin devlet adına el koymasının ardından, 2013 Haziran ayının sonunda Gezi Parkı olaylarına “mesafeli” durmadığı gerekçesiyle işten çıkartıldı. “Eski ana akım medyada yasaklı” konumuna gelen ve izleyen dönemde T24’te yazmaya başlayan Tuğçe Tatari’nin, Kürt sorununu ele aldığı ve halen “yasaklı yayınlar” arasında bulunan “Anneanne Ben Aslında Diyarbakır’da Değildim” adlı bir kitabı bulunuyor.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP