Last Updated on Şubat 25, 2026 by Ayşegül Akbay
56
Türkiye, son on yılda dünyanın en büyük göç hareketlerinden birine ev sahipliği yaptı. Savaşlar, ekonomik krizler ve iklim değişikliğinin tetiklediği zorunlu göç dalgaları, ülkeyi hem coğrafi hem de sosyoekonomik açıdan yoğun bir baskıyla karşı karşıya bıraktı. 2025 itibarıyla resmi rakamlarla yaklaşık 3,2 milyon geçici koruma statüsündeki Suriyeli ve yüz binlerce düzensiz göçmen Türkiye’de yaşamını sürdürüyor. Bu büyük nüfus hareketinin en görünür ve en karmaşık başlıklarından biri ise hiç kuşkusuz sağlık hizmetleri.
Göçmen sağlığı, insani sorumluluk ile kamu sağlığı arasında hassas bir dengeye dayanıyor. Türkiye, insani perspektiften ortak bir çaba göstererek, geçici koruma altındaki bireylere temel sağlık hizmetlerini ücretsiz sunmaya devam ediyor. Göçmen Sağlığı Merkezleri (GSM), kültür ve dil bariyerlerinin aşılmasına yönelik önemli bir model oluşturdu. Ancak bu modelin kapasitesi, artan nüfus ve karmaşık sağlık ihtiyaçları karşısında zorlanıyor.
2025 itibarıyla göçmen sağlığı alanındaki sorunlar birkaç ana başlıkta toplanabilir. İlk olarak, erişimdeki eşitsizlikler dikkat çekiyor. Kayıt dışı yaşayan göçmenler sağlık hizmetlerine başvurmakta zorlanıyor; dil engeli, kimlik kartı eksikliği veya sınır dışı edilme korkusu nedeniyle tedaviden kaçınan ciddi bir kitle var. Bu durum, bulaşıcı hastalıkların tespit ve takibini güçleştiriyor. Tüberküloz, hepatit, kızamık gibi bazı hastalıklarda göçmen nüfusun önemli bir risk grubu olması, erken tanının hayati rolünü bir kez daha ortaya koyuyor.
İkinci önemli sorun, kronik hastalık yükünün artması. Uzun süreli göç koşulları, düzensiz beslenme, psikososyal stres ve ekonomik yoksunluk, diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıklarında artışa yol açıyor. Kronik hastalık yönetimi ise kısa vadeli proje mantığı ile değil, süreklilik gerektiren bir sağlık modeliyle yürütülmeli. Oysa göçmenlerin büyük kısmı bu hizmetlere etkin şekilde ulaşamıyor.
Üçüncü başlık, psikososyal sağlığın kırılganlığı. Göç travması, savaş anıları, aile üyelerini kaybetme, ekonomik belirsizlik ve dışlanma duygusu, depresyon ve anksiyete başta olmak üzere ruhsal sorunları yaygınlaştırıyor. Fakat bu alan hâlâ göçmen sağlığının en zayıf halkası. Dil bariyeri, kültürel farklılıklar ve ruh sağlığına yönelik damgalama nedeniyle tanı ve tedavi süreçleri çoğu zaman atlanıyor.
Bir diğer önemli sorun ise sağlık sistemine binen yük. Acil servislerde yoğunluk, randevu sistemindeki tıkanmalar ve sağlık çalışanlarının artan iş yükü, toplumda göçmenlere yönelik algıyı olumsuz etkileyebiliyor. Bu gerilim, kamuoyu tartışmalarını sağlık politikasından uzaklaştırıp siyasi zemine çekiyor; oysa mesele, yapısal çözümler gerektiren bir halk sağlığı sorunu.
Peki çözüm nerede? Öncelikle sağlık hizmetlerinin planlanması, göçün artık geçici değil kalıcı bir olgu olduğu gerçeğini esas almalı. GSM’lerin kapasitesi artırılmalı, kültürlerarası iletişim eğitimi alan sağlık çalışanı sayısı yükseltilmeli. Kayıt dışı göçmenlerin tespiti ve sağlık sistemine entegrasyonu için sivil toplum, yerel yönetimler ve merkezi idare arasında daha güçlü bir koordinasyon kurulmalı.
Kronik hastalıklar için uzun vadeli takip modelleri geliştirilmesi, mobil sağlık ekiplerinin yaygınlaştırılması, analitik veri yönetimiyle hastalık izlem sistemlerinin güçlendirilmesi kritik adımlar arasında. Ruh sağlığı alanında ise kültür duyarlı terapistlerin yetiştirilmesi, travma odaklı programların artırılması ve toplum temelli psikososyal destek mekanizmalarının kurulması şart.
Ayrıca, toplumdaki gerilimleri azaltmak için iletişim politikaları da önem taşıyor. Sağlık hizmetlerinin çok-kültürlü bir toplum yapısına göre planlanacağı ve kimsenin temel haklardan mahrum bırakılmayacağı mesajı hem göçmenler hem de ev sahibi toplum için güven duygusunu pekiştirecektir.
Sonuç olarak, 2025’te Türkiye’nin göçmen sağlığı meselesi yalnızca bir sağlık hizmeti planlaması değil; aynı zamanda sosyal uyum, insan hakları ve sürdürülebilirlik meselesidir. Doğru politikalar ve çok paydaşlı bir yaklaşım ile hem toplum sağlığı güvence altına alınabilir hem de insani sorumluluk onuruyla yerine getirilebilir.
1
Ortadoğu’daki son gelişmelere dayalı kapsamlı bir analiz
301 kez okundu
2
Jeopolitik ve Enerji Güvenliği: Derinlemesine Bir Analiz
182 kez okundu
3
Rupiah döviz kurunun ulusal ekonomi üzerindeki etkisi
140 kez okundu
5
KARACADAĞ VE HEVSEL BAHÇELERİ
115 kez okundu