DOLAR 43,5431 0.02%
EURO 51,5304 0.18%
ALTIN 7.016,381,59
BITCOIN 3190435-2.9897499999999999%
İstanbul
10°

KAPALI

SABAHA KALAN SÜRE

Ayşegül Akbay

Ayşegül Akbay

04 Şubat 2026 Çarşamba

Bireyin Özgürlüğü ile Devletin Gölgesi Arasında: Örf, Adet ve İktidar – Prof.Dr. Ayşegül Akbay – Akademik Akıl

Bireyin Özgürlüğü ile Devletin Gölgesi Arasında: Örf, Adet ve İktidar – Prof.Dr. Ayşegül Akbay – Akademik Akıl
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Toplum dediğimiz yapı, yalnızca bireylerin toplamı değildir; geçmişten devralınan örf ve adetler, bugünü yöneten devlet aklı ve geleceğe dair özgürlük arayışlarıyla örülü karmaşık bir dengedir. Bu denge, çoğu zaman uyumdan çok çatışma üretir. Bireyin özgürlüğü ile örf ve adetlerin sınırları, devletin bu iki alanı düzenleme iddiasıyla birleştiğinde, kaçınılmaz bir mücadele alanı doğar.

Birey, modern dünyada kendi yaşamına dair kararları alma hakkına sahip özne olarak tanımlanır. Ne giyeceğine, nasıl inanacağına, kiminle yaşayacağına ve bedenine dair ne yapacağına kendisi karar vermek ister. Özgürlük, bu bağlamda yalnızca hukuki bir statü değil, aynı zamanda varoluşsal bir taleptir. Ancak bu talep, özellikle geleneksel toplumlarda, örf ve adet duvarına çarpar. Çünkü örf ve adetler, bireyin değil “biz”in çıkarlarını önceleyen, davranış kalıplarını nesilden nesle aktaran görünmez ama güçlü normlardır.

Sorun, örf ve adetlerin kendisinden ziyade, değişmez ve kutsal kabul edilmesinde başlar. Gelenek, topluma aidiyet ve süreklilik sağlar; ancak sorgulanamaz hale geldiğinde, bireyin nefes aldığı alanı daraltır. Kadının kamusal alandaki varlığı, gençlerin yaşam tarzı, cinsel yönelimler ya da inançsızlık gibi meseleler, bu daralmanın en görünür örnekleridir. “Bizde böyle” cümlesi, çoğu zaman özgürlüğün önüne çekilmiş sessiz bir barikattır.

Devlet ise bu mücadelenin tam ortasında konumlanır. Teoride devlet, bireyin hak ve özgürlüklerini korumakla yükümlüdür. Ancak pratikte, çoğu zaman örf ve adetleri “toplumsal hassasiyet” adı altında meşrulaştıran bir araç haline gelir. Devletin tarafsızlığı, özellikle yaşam tarzı ve beden politikaları söz konusu olduğunda hızla buharlaşır. Yasalar, bireyi özgürleştirmek yerine, geleneksel normları tahkim eden bir disiplin mekanizmasına dönüşebilir.

Burada kritik soru şudur: Devlet kimin devletidir? Bireyin mi, toplumun mu, yoksa geçmişin mi? Eğer devlet, çoğunluğun örf ve adetlerini mutlak doğru kabul ederek azınlığın özgürlük alanını daraltıyorsa, bu artık demokratik bir düzen değil, çoğunlukçu bir tahakkümdür. Özgürlük, yalnızca çoğunluğun onayladığı yaşam biçimleri için geçerliyse, gerçek anlamını yitirir.

Öte yandan, bireysel özgürlüklerin sınırsız olduğu iddiası da gerçekçi değildir. Hiçbir toplum, ortak bir değerler zemini olmadan ayakta kalamaz. Ancak bu değerler zemini, yaşayan, dönüşen ve bireyin onurunu merkeze alan bir yapı olmak zorundadır. Örf ve adetler, insanı koruduğu sürece anlamlıdır; insanı bastırdığı noktada ise sorgulanmalıdır.

Bugün özgürlük-birey-örf-adet-devlet mücadelesi, yalnızca hukuki metinlerde değil, gündelik hayatın en sıradan anlarında yaşanıyor. Bir kadının sokakta nasıl güleceğinden, bir gencin sosyal medyada ne paylaşacağına kadar uzanan bu mücadele, aslında toplumun hangi yöne evrileceğinin de göstergesidir. Ya bireyi merkeze alan, çoğulcu bir gelecek kurulacak ya da devlet eliyle kutsanan gelenekler, özgürlüğü daraltmaya devam edecek.

Sonuç olarak mesele, örf ve adetlerle savaşıp onları yok etmek değil; onları bireyin özgürlüğü karşısında yeniden tanımlamaktır. Devletin görevi ise bu yeniden tanımlamanın hakemliğini yapmak değil, bireyin özgürlük alanını güvence altına almaktır. Çünkü özgür bireylerin olmadığı bir toplumda, ne gelenek gerçekten yaşar ne de devlet uzun süre ayakta kalabilir.

Bireyin Özgürlüğü ile Devletin Gölgesi Arasında: Örf, Adet ve İktidar – Prof.Dr. Ayşegül Akbay – Akademik Akıl

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bireyin Özgürlüğü ile Devletin Gölgesi Arasında: Örf, Adet ve İktidar - Prof.Dr. Ayşegül Akbay - Akademik Akıl