DOLAR 43,5431 0.02%
EURO 51,5304 0.18%
ALTIN 7.016,381,59
BITCOIN 3190435-2.9897499999999999%
İstanbul
10°

KAPALI

SABAHA KALAN SÜRE

Aziz Yağan

Aziz Yağan

29 Ocak 2026 Perşembe

Kar, neden yağar kar? – Aziz Yağan

Kar, neden yağar kar? – Aziz Yağan
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Diyarbakır’a ve ilçelerine günlerdir olağan dışı kar yağıyor. Kentin caddeleri, sokakları karla örtülü. Yağarak yerlere yığılmaya devam eden kar hayatı yavaşlattı ve eve hapsetti. Yaya kaldırımları buzlandı. Bu sorunu çözmede, en azından dile getirmede kurumlar arasında beraberlik yok.

Diyarbakır’da kayyım zamanında kente hizmet verilmedi. İstanbul dahil bir çok kentin sorunlarını çözerek yöneten, modern sistemler getirerek de merkezi iktidarı alan bir parti, Diyarbakır’da ve bölgede hemen hemen tek yetkili kıldığı kayyımlarla bu yapılmadı, belediyecilik deneyimi aktarılmadı. Kentimiz ve bölgemiz hizmet görmedi, kayyımlara verilen istihdam ve kaynak değerlendirme yetkisi kenti yeni ve ağır krizlere sürükledi, soruşturma ve dava konusu oldu.

Mevcut yerel yönetimlerin karla mücadelesindeki hazırlıksızlığın uzun kayyım dönemine bağlanması da sorunu, sorunları çözmüyor. Yönetişim, kriz giderme böyle bir süreç değil çünkü. Hazırsızlık durumunda yaşam zorlaşabiliyor. Hazırlıklı olmanın maliyeti, kriz anındaki kayıplarla, maliyetle karşılaştırılamaz.

Kar yağışı öncesinde ilgili kurumların ayrı ayrı ve birlikte gereken hazırlığı yapmadığı, pek hazırlık da yapılmadığı, koordinasyon sağlanmadığı ortaya çıktı. Bu günleri öngörememiş olabilirler ancak kriz başladığında ne yaptıkları da önemli.

Kar küreme makineleri ve tuzlama işe yaramadı. ‘Oluşturduğu ciddi çevresel sorunlar yüzünden yollara tuz dökülmemeli!’ bile diyemedik. Tuz çözeltisi kullanılması önerisini tartışamadık.

Önceden belli olan yoğun kar yağışı günler sürdü, sürüyor ve kar yerde kaldı. Karayolları Müdürlüğü ve belediye eşgüdümlü değil, bunu yine anladık. Valilik de kar sebepli tatil duyuruları ve uyarı dışında açıklama yapmıyor. Belediye ve Karayolları Müdürlüğü sahada çalışıyor görünüyor ama belli ki yetmiyor, yetersiz kalıyor ama neden yetersiz kalındığı ve nasıl giderileceği açıklanmıyor. Birileri halktan özür dilemiyor.

Kurumlar arasında koordinasyonsuzluk varsa, buna engel olan varsa, geciktiren, işbirliğini, eşgüdümü dolaylı ya da doğrudan aksatan kurum ya da yetkili varsa bu, kamuoyu karşısında açıklıkla tartışılmalıdır. Kurumlar ve olanakları vatandaş içindir, vatandaşa hizmet içindir.

İlgili her kurum ya da ortak bir sözcü kamuoyunu her gerektiğinde bilgilendirmiyor, cadde cadde, sokak sokak planlama varsa açıklamıyor; açıklama gereği duymuyor. Kimi vatandaş da bağnazca ‘kurum’ tarafı tutuyor; halbuki yağmaya devam ederken yerde donan kar ve işleri, güncesi durmuş, yavaşlamış, risk altında bir kent var.

Bazı ağaçlar kar yüklü ve devrilme, dal kırılma tehlikesi var. Bazı mekanların çatıları çöktü. Bunlara dair uyarı açıklamaları ve önleme çalışmaları da yapılmadı. Sokakta yaşayan canlılar için elden gelen yapılıyor.

Kentin karı temizlenmiş ve temizlenmemiş cadde ve sokaklarının adlarının bilinmesi gerekiyor. Kaç aracın kaza yaptığının, vatandaşın yollarda ve araçlarda kaç saat beklediğinin, kaç kişinin hastaneye gittiğinin, kaç çatının çöktüğünün, kaç ağacın devrildiğinin, devrilme tehlikesi olduğunun kaydedilmesi gerekiyor. Kanıtlanabilir veriler önemli bir birikimdir.

Sorunların, kayıpların bir sonraki kar yağışında ya da daha farklı bir kriz döneminde tekrar yaşanmamasına dair vatandaşın beklentisi ve ısrarlı talebi olmalıdır.

Diyarbakır’ın doğal olaylara, felaketlere karşı hala hazır olmadığı bir kez daha ortaya çıktı.

‘Karayolları Müdürlükleri ve Belediyeler olarak duraksamayan yoğun kar yağışının ve soğuğun neden olduğu krizi yönetemedik, hazırlığımız şunlardı ama artık her kurum eşgüdümlü hareket edecek!’ açıklaması yapılsaydı kentlinin tolerans eşiği artabilir ve her çalışmaya gönüllü destek verilebilirdi. Ancak hizmetin olmadığı, yetersiz hizmetle övünüldüğü, hizmetsizlik için de bir başkasının suçlandığı ya da sessiz kalındığı yerde gönüllülük ve gönülsüzlük de tarafgirlik olarak anlaşılabilir ve bu toplum kesimlerini daha da gerer ve yabancılaştırır.

Bundan sonra yerdeki kar buzlanmaya sebep olacak. Önümüzdeki birkaç gün derece en az -11’lere inecek. Buzlanmanın sebep olacağı iş yerlerinin üretim, satış ve dağıtım gibi zararları; eve hapsolacak kişi sayısı, yaralanacak yaya sayısı, yaşayacağı korkular, çekeceği acılar, yollarda geçecek saatler, kaza yapan araç sayısı ve masraf kimseyi ilgilendirmeyecek. Maddi ve manevi kayıpların çetelesi tutulup resmî kurumların ödemesi istenmeyecek. Kurumların yaptıkları, yapmadıkları da ortada, çileli günler yaşayan toplum da.

Çoğu esnaf karın ilk günü çevresini temizledi ancak sonraki yağışlar yüzünden çaresiz kaldı. Sitelerin kritik yerlerindeki karın site yönetimleri ve sakinleri tarafından temizlenmemesi bile sorumluluklarda pervasızlığın yaygınlaştığının bir göstergesi olabilir. Sitelerin aidatlarından elde edilen gelirle bir kar krizi, deprem, yangın vs senaryosu oluşturulmuş mudur?

Belediye ve karayolları müdürlüğü çalışanları ve trafik polisleri ise günlerdir çile çekiyor. Bu çilenin değeri, kazanımı olması için krizlerden öğrenmek ve hazırlık yapmak gerekiyor.

Diyarbakır (ve Mardin) gibi kentlerin büyükşehir belediyesi ve karayolları müdürlüğü Erzurum, Bitlis, Muş, Ağrı gibi karla yaşayan kentlerimizden teorik destek alabilirdi. Bundan sonra bu kentlerin deneyimlerinden yararlanılabilir.

Kar herkesi etkilediği, kısıtladığı, zarar verdiği için ortak sorunumuz. Ya bir türlü ortak konumuz olamayan tarihi eser yönetimi, turizm yönetimi, vakıf mülklerinin yönetimi, temizlik yönetimi, nezaket yönetimi, kurallı yaşam yönetimi, eğitim yönetimi, raylı sistem dahil toplu taşıma yönetimi, kadın, çocuk, genç ve yaşlı hakları yönetimi, hijyen yönetimi, trafik yönetimi, fiyat ve etiket yönetimi!

Biz ne zamandan beri bu kadar çaresiz, inisiyatifsiz bir toplum olduk, biz ne ara kendi çaresizliğimizi sessizce seyreden toplum olduk, seyir toplumu olduk, nasıl bu hale geldik; çaresizlikler karşısında acizleştik, çıkış, yol, yöntem bile aramaz, aramayı bilmez olduk. Çaresizliklerimiz alışkanlığa dönüştü ve sanki esiri olduk.

Toplum, vergisinin, atanmışa ve seçilmişe verdiği yetkinin akıbetini takip eden, kararların doğruluğuna, kaynakların yerinde kullanıldığına ikna olmak isteyen bilinçli tüketici ve bilinçli seçmen tutumu geliştirmediği sürece acizlik bizim ortak kaderimiz. Katılımcı demokrasiyi, ilkeli ve dayanışmacı toplumu geliştirmek için bu çileli günler yapıcı, birleştirici dersler ve güçlü motivasyon sağlar.

(Bu yazının başlığındaki ‘Kaaar, neden yağar kar?’ sorusu Hasan Ali Toptaş’ın Gölgesizler adlı eserinde geçen alegoridir.)