23 Temmuz 2025 Çarşamba
Şehirleşme Süreçleri ve Çevresel Etkileri
Bir Yudum Süt, Bir Parça Et; Medeniyetin Sessiz Mimarları - Doç.Dr. Alper Koçyiğit - Akademik Akıl
Tıp Fakültelerinde Tıbbi Biyokimya Asistan Eğitimi: Sorunlar ve Çözümler - Prof.Dr. Ayşegül Akbay - Akademik Akıl
Diyarbakır’da riskli sivil girişimler üzerine - Aziz Yağan
Sosyete
Kaynak, Reuters
Güncelleme 3 Haziran 2025
Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre aylık enflasyon yüzde 1,53 oldu. Böylece yıllık tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yüzde 35,41’e düştü.
Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise Mart’taki aylık enflasyonu 3,66, yıllık enflasyonu ise 71,23 olarak hesapladı.
TÜİK verilerine göre, ana harcama gruplarında en yüksek artış yüzde 67,43 ile konutta yaşandı. Bunu yüzde 32,87’lik artışla gıda ve alkolsüz içecekler ve yüzde 24,59 artış ile ulaştırma takip etti.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, yıllık enflasyonun Kasım 2021’den bu yana en düşük seviyeyi gördüğünü söyledi.
Şimşek X hesabında yaptığı değerlendirmede, “Kararlılıkla uyguladığımız politikalarımız sonucu devam eden dezenflasyonla birlikte öngörülebilirlik, finansman imkânları ve yatırım ortamı iyileşecek, üretkenlik artacak, sürdürülebilir yüksek büyümeyle refah artışı sağlanacaktır” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat ise TÜİK’in “Temmuz ayı maaş zamları düşük çıksın diye operasyon yaptığını” savundu.
Sosyal medya mesajında Karabat, “Asgari ücrete ara zam yapmamak için 40 takla atıyorlar. Memur ve emeklilere de düşük zam verecekler. TÜİK’in verileri Mehmet Şimşek’in de işine yarıyor. Bütçe açığı ve faiz ödemeleri kontrolden çıktı” diye yazdı.
TÜİK’in açıkladığı Mayıs ayı enflasyon verileri ekonomistlerin beklentilerinin altında gerçekleşti.
Anadolu Ajansı (AA) Finans’ın beklenti anketine katılan 23 ekonomistin Mayıs ayı enflasyon beklentilerinin ortalaması yüzde 2,10 olmuştu.
Ekonomistlerin enflasyon beklentileri yüzde 1,80 ile yüzde 2,75 aralığında yer almıştı.
Birçok ekonomist de sosyal medya hesaplarından aylık enflasyonun beklentilerin altında gerçekleşmesine dikkat çekti.
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’ndek ekonomi profesörü Fatih Özatay, “Bu veriyi doğru kabul edersek, faiz indirimi mümkün diyebiliriz. Bundan sonra her ay fiyatlar en fazla yüzde 1,65 artmalı ki 2025 sonunda enflasyon yüzde 29 olsun” dedi.
Ziraat Bankası’nın eski genel müdür yardımcısı Şenol Babuşcu, ENAG ile TÜİK arasındaki farkın iki kattan fazla olmasına vurgu yaptı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Karatepe de “TÜİK enflasyon verisi izaha muhtaç” diye yazdı.
Ekonomi gazetecisi Alaattin Aktaş, “TÜİK bu oranla Merkez Bankası’nı bile şaşırtmış olmalı” dedi.
Aktaş, bu değerlendirmesinin nedeni için şunları yazdı:
“Merkez Bankası mayıs oranını nisandaki yüzde 3’e göre “biraz daha düşük” bekliyordu. Böyle yarı yarıya düşük bir oran beklense “biraz daha düşük” denilir miydi? Yani TÜİK herkesi ters köşeye yatırıp harikalar yaratmaya devam ediyor.”
Vergi uzmanı Ozan Bingöl enflasyon verilerinin “yılın ikinci yarısında dar gelirliye, emekliye, asgari ücretliye ücret artışlarını zaruri hale getirdiğini” savundu.
Kuruma göre aylık enflasyon yüzde 3, yıllık enflasyon ise yüzde 37,86’ydı.
Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise Nisan ayı enflasyonunu yüzde 4,46, Nisan ayı itibarıyla yıllık enflasyonu ise yüzde 73,88 olarak hesaplamıştı.
Türkiye ekonomisinde yakından takip edilen enflasyon verileri, özellikle maaş zamları, kira artışları ve piyasa beklentileri açısından belirleyici rol oynuyor.
Memur ve memur emeklileri toplu sözleşme zammına ek olarak enflasyon farkı alıyor.
Toplu sözleşme zammına göre memur ve memur emeklileri Temmuz ayında 2025 yılının ikinci zammını alacak.
Nisan sonu itibarıyla bu oran yüzde 6,94’ü aştı.
Memur ve memur emeklilerinin maaşlarında yüzde 6,95 enflasyon farkına 7. Dönem Toplu Sözleşmesi’ndeki yüzde 5 oranının ilave edilmesi halinde toplam yüzde 12,29 kümülatif zam yapılmış olacak.
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve Bağ-Kur emeklileri Nisan ayında yüzde 13,36 enflasyon farkını şimdiden hak etmiş oldu.
Mayıs ayı enflasyon oranıyla birlikte 5 aylık enflasyon farkı oranı yeniden hesaplanacak.
Kaynak, Umit Turhan Coskun/NurPhoto/Getty Images
13 Haziran 2025
İsrail’in İran’a saldırısı sonrası altın yükseldi, Borsa İstanbul ise güne sert düşüşle başladı. Ekonomistler, krizin derinleşme ihtimaline bağlı olarak altın ve petrol fiyatlarının artabileceğini değerlendiriyor.
İsrail’in İran’ın askeri kadrolarının ve nükleer tesislerini hedef alan saldırısından altın ve petrol fiyatları yükseldi.
Külçe altın yüzde 1,6’ya kadar değer kazandı, gram altın gramı 4 bin 358 liradan işlem görüyor.
Çeyrek altın 7.104 liradan satılıyor.
Ons altın Nisan’dan bu yana en yüksek seviyeye ulaşarak, 3.417 dolardan işlem görüyor.
İstanbul Borsası ise açılış seansında yüzde 3,71 değer kaybederek 9.166 puana indi.
Bölgede artan gerilim enerji piyasalarını da etkiledi.
Arz endişesiyle birlikte brent petrolün varil fiyatı Şubat’tan bu yana en yüksek seviyesi olan 76,3 dolara kadar yükseldi.
Avrupa’daki doğalgaz fiyatları ise güne yüzde 4 yükselişle başladı.
BBC Türkçe’ye konuşan ekonomistlere göre, iki ülke arasındaki krizin büyümesi ve diğer ülkelerin de dahil olması ihtimallerine bağlı olarak, altın ve petrol fiyatlarında yükseliş devam edebilir.
İsrail ve İran arasındaki çatışmanın Basra Körfezi bölgesine yayılması durumunda enerji arzının düşeceğinden endişe ediliyor.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması durumunda dünya genelindeki petrol akışının yüzde 20’sinin etkilenebileceği belirtiliyor.
JP Morgan dün yayımladığı bir notta, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması halinde petrol fiyatlarının varil başına 120-130 dolar seviyesine yükselebileceği uyarısında bulundu.
BBC Türkçe’ye konuşan Ege Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Aykut Lenger Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ihtimalinin bile şimdiden petrol fiyatı üzerinde baskı oluşturduğunu söylüyor:
“Bu tehlike görüldü ve özellike finansal piyasalar şimdiden pozisyon aldı. Boğazın kapatılması durumunda petrol arzının daralacağını ve fiyatların daha da artacağını söyleyebiliriz.”
İran, İsrail’in saldırısının ardından, petrol arzında sorun olmadığını açıkladı.
İran Petrol Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İsrail saldırılarının rafineri tesisleri ve petrol depolama alanlarında zarara yol açmadığı kaydedildi.
Lenger’e göre altın, “güvenli liman” olarak görülmesi sebebiyle bu tür kriz dönemlerinde her zaman olduğu gibi yine yükselişe geçti:
“Altın savaş durumunda kullanılan ilk paralardan biri olduğu ve yakın zamanda uluslararası rezerv para olarak kullanıldığı için merkez bankaları rezervlerinde hala altın tutuyor.”
“Her zaman dalgalanmalardan uzak, değerinin düşmesi çok olası olmayan, arkasında güvenilir bir güç bulunan, dünyadaki bütün ekonomilerin ittifakla desteklediği bir para birimi olduğu için, altın her zaman bu tür krizlerde yükselir.”
Kaynak, Getty Images
Lenger’e göre, altındaki yükselişin devam edip etmeyeceğini öngörebilmek için savaşın nasıl seyredeceğini görmek gerekiyor.
Ayrıca ABD’nin dahil olup olmayacağı ya da diğer ülkelerin dahli konuları da belirleyici diğer unsurlar olarak görülüyor:
“Barış ortamının sağlanması durumunda, altında bugün oluşan artışın geri çekilmesi beklenebilir ancak daha fazla yükseliş görmemiz için çatışmanın derinleşmesi gerekir.”
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde ekonomi profesörü Fatih Özatay da BBC Türkçe‘ye yaptığı açıklamada uzun soluklu öngörüde bulunabilmenin henüz oldukça zor olduğunu söylüyor.
1990 yılındaki Körfez Savaşı’nın etkilerini hatırlatan Özatay, bölgesel gerginliğin çözülmesi halinde Türkiye ekonomisi üzerindeki etkinin de “geçici” olabileceğini kaydediyor:
“Körfez savaşında Türkiye’nin risk primi arttı, faizi arttı, döviz kuru arttı ama güçlü bir ekonomi programı uygulanıyordu ve etkileri geçici oldu, 1,5 ay sonra her şey eski haline döndü.”
“Bu tür durumlarda petrol ve altın gibi göstergeler hemen sıçrıyor ancak henüz bilemediğimi şey: Bu kriz geçici mi olacak yoksa derinleşecek mi? Ne kadar uzun sürerse, Türkiye’ye etkileri olumsuz olacaktır.”
Borsa İstanbul’da açılış sonrasında bazı sektörlerdeki düşüşün yüzde 10’a ulaştığı görüldü.
En fazla kayıp yaşayan ulaştırma sektörü hisseleri yüzde 5,95 oranında düştü.
Lenger, savaş zamanlarında tüm dünya borsalarında negatif etkinin beklendiğini söylüyor:
“Savaş durumunda ekonomi kendi doğal işleyişinde devam edemez ve firmalar bu jeopolitik gerginlikten olumsuz etkilenir, faaliyetlerini yerine getiremezler.”
“Uluslararası tedarik zincirleri aksayabilir ve kârlılıkları düşebilir. Borsadaki gerilemeyi bu bağlamda yorumlayabiliriz.”
Borsa İstanbul’da neredeyse tüm sektörlerde düşüş görülürken, savunma sanayi hisseleri yükseldi.
Lenger, savunma sanayine artan talebi ise şöyle yorumluyor:
“Piyasalar şunu satın alıyor: Türkiye, eğer bu gerginliğe dahil olmaktan kaçınamazsa, elindeki en önemli güç savunma sanayi olacak.”
“Dolayısıyla savunma sanayiye talebin artacağı, üretimin artacağı ve benzeri beklentilerle piyasalarda yükseliş olması çok normal.”
Güncelleme 9 Temmuz 2025
* Bu haber ilk kez 13 Şubat 2025’te yayımlanmıştı.
“Çözüm süreci, 17 Şubat 2016, Ankara Merasim Sokak… Televizyonda askeri servis aracına bombalı saldırı olduğunu gördüm. Eşimin servise bindiğini biliyordum. Aradım, tabii ki cevap vermedi. Cenazesini DNA testiyle tespit edebildik.”
Eşini Merasim Sokak’ta, aralarında sivillerin de bulunduğu 29 kişinin öldüğü saldırıda kaybeden bir kişi, “Benim için zaman o günde takılı kaldı” diyor.
Etimesgut’ta bir sosyal tesiste PKK saldırılarında hayatını kaybeden asker ve polislerin aileleriyle birlikteyiz.
Hemen hepsi son aylardaki gelişmelerden “razı olmadıklarını” söylüyor.
Salonu dolduranlar arasında 2013 yılında başlayan barış görüşmeleri sonrasında çocuklarını, eşlerini kaybetmiş aileler var.
Bazıları, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısının ardından Abdullah Öcalan ile görüşmeye uzanan bu süreci eleştirdikleri için “vatan haini” olarak nitelenmekten korktuklarını söylüyorlar.
PKK’nın tıpkı geçmişte olduğu gibi yine silah bırakmayacağını, bu sürecin sadece yeni şehitlere sebep olacağını düşünüyor.
Bazıları ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “şehitlerin ruhlarını muazzep edecek hiçbir işleri olmayacağı” yönündeki sözlerine güvendiklerini vurguluyor.
Oğlunu 2016 yılında Diyarbakır Sur’daki hendek operasyonlarında kaybeden Ali, bir ve dört yaşlarında yetim kalan torunlarına baktığını anlatıyor:
“Çözüm sürecini en acı yaşayanlardan biriyiz. Torunlarım babasız büyüyor. Bu kaçıncı çözüm süreci?”
“Geçmişte de silahlarını bırakmadılar, hendek kazdılar, hazırlık yaptılar ve evlatlarımız öldü.
“Bu süreçte kaybeden kimse olmayacak diyorlar. Çok zorumuza gidiyor. Bizim kaybettiklerimiz ne olacak?”
“Cumhurbaşkanımızın Samsun’da dediği gibi ya silahlarını bırakacaklar ya da silahlarıyla ölecekler, başka bir çözümü yok.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 4 Ocak’ta Samsun’da yaptığı konuşmada iktidarları boyunca “şehitlerin ruhlarını muazzep edecek, gazileri incitecek, onların ailelerini rahatsız edecek hiçbir işleri olmadığını” söyledi:
“Bölücü caniler ya bir an önce silahlarını gömecekler ya da silahlarıyla birlikte toprağa gömülecekler. Bunun dışında üçüncü bir yol yok.”
“Şu hakikati artık herkes kabul etmelidir, silahın, şiddetin, terörün devri artık sona ermiştir. Ne ülkemizin ne de bölgemizin geleceğinde teröre yer olmadığını tekrar vurgulamak istiyorum.”
Şehit yakınları en çok, muhatap alınmak istediklerini söylüyorlar.
Her biri sırasıyla kendi kaybının hikayesini anlatıyor.
Eşini 1999 yılında kaybettiğinde oğlu karnında, kızı ise bir yaşında olan bir anne, acılarının dün gibi taze olduğunu söylüyor:
“Çocukların karnesiyle mezar başına gitmeyi bir Allah bir de yaşayan bilir. Bizim yaşadıklarımız size hikaye gibi geliyor.”
“Ayakta duracak dermanımız yok ama çocuklarımız için dimdik ayakta durmaya çalışıyoruz. Ben bir şehit haberi geldiğinde kendimi bir hafta toparlayamıyorum.”
“Boşu boşuna mı şehit oldular? Bu çocukların babasız büyümesinin hesabını biri versin. Ya da bizi muhatap alsınlar.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Samsun’daki sözlerine güvendiğini söyleyen anne, adalet istediklerini söylüyor.
“Acılarımız bize yetmiyor gibi, tekrar bir acı daha yaşatıyorlar. Ha eşlerimiz, evlatlarımız şehit olmuş, ha yok sayılmışlar.”
“Meclis’e getirip konuşma yaptırmak olmaz. Terazinin bir kefesine bizi, diğerine katilleri koyuyorlarsa yazıklar olsun.”
1988 yılında Bingöl’de yaralanan bir gazi ise “Bizim adımıza karar verenler, bu ailelere bir gün sordular mı? Böyle bir sürece gidiyoruz, sen evladını verdin ama sindirebilecek misin?” diye araya giriyor.
Ailelerin aklında yanıtlanmayı bekleyen pek çok soru var.
Bu sürecin “neden yurt içinde terörün zayıfladığı bir dönemde başladığı ve Öcalan’a neden ihtiyaç duyulduğu” bu soruların başında geliyor.
İçlerinden bir gazi, azalan terör eylemlerinin, bu sürecin sonunda yeniden alevlenmesinden endişe ediyor.
Yanındaki bir şehit babası da “Ülkede parmakla sayılacak kadar terörist kaldığı söylenirken, neden şimdi?” diyerek destek veriyor.
Muhatabın Öcalan olamayacağını söyleyen başka bir baba ise “Ülkemizin güvenliği ve geleceği Öcalan’ın iki kelimesiyle düzelecekse, yazıklar olsun bize” diyor.
Kaynak, Getty Images
Bir başka şehit yakını ise “Madem bir çağrıyla bitecek kadar basitti, 26 yıldır aklınız neredeydi?” diye soruyor.
Bir gazi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Samsun’daki sözlerine tutunduklarını söylüyor:
“Yerine kayyum atananlar, bugün devletle pazarlık yapıyor. Sağduyulu düşünüyoruz, bir mantık bulamıyoruz. Öcalan’ı Meclis’e getireceğiz diye çağrı yapılması zaten akla zarar.”
“Biz, Cumhurbaşkanımızın sözlerine tutunuyoruz. Bizim de ‘umut hakkımız’ bu oldu. Cumhurbaşkanımızın sözünü senet kabul ediyoruz.”
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ekim ayında tarihi bir çıkış yaparak, silah bırakma çağrısı karşılığında Öcalan’a umut hakkından bahsetti:
“Terörist başının tecridi kaldırılırsa gelsin TBMM’de DEM Parti Grup Toplantısı’nda konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın.”
“Bu dirayet ve kararlılığı gösterirse umut hakkının kullanımıyla ilgili yasal düzenleme yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın.”
“Ne Kandil ne de Edirne; adres İmralı’dan DEM’e uzansın, bu ağır ve tarihi terör sorunu ülke gündeminden tamamen çıkarılsın.”
Umut hakkı, müebbet hapis cezası almış bir mahkumun belli bir süre sonra serbest bırakılmasının değerlendirilmesi anlamına geliyor.
BBC Türkçe’ye konuşan hukukçulara göre, umut hakkı pratikte, mahkumun “belirli bir süre cezaevinde geçirdikten sonra, oluşturulacak kurullar aracılığıyla durumunun incelenmesi ve periyodik aralıklarla şartlı tahliye imkanına sahip olmasını” ifade ediyor.
Bir baba “Şehit çocuğunun umut hakkı yok muydu?” diye soruyor:
“Elli bin kişinin canına kastetmiş bir caniden bahsediyoruz. Bizlere taziye çadırlarında timsah gözyaşı dökenler, o zaman artık bizim soframıza gelmesin.”
“Bazı siyasetçiler, ‘bu süreci desteklemezseniz, bu vatanı sevmiyorsunuz’ demeye getiriyorlar. Vatan için bedel ödemiş insanlar olarak, vatan haini olarak nitelenmekten korkuyoruz.”
15 Ocak’ta Hürriyet gazetesinin haberine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan AKP’li milletvekilleriyle bir toplantıda “Öcalan’a ev hapsi” iddialarını yalanladı.
Vekillerin sorularına, “Ev hapsi diye bir şey yok. Adamın kendisi de çıkmak istemiyor. Bunlar nereden çıkıyor? Af diye bir şey yok. Bebek katiline af yok” diye yanıt verdi.
Haberde ayrıca, Erdoğan’ın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a dönerek “Bunları halka anlatın” dediği belirtildi.
Hedefin “Terörsüz Türkiye” olduğunun altını çizdiği ve “Şehit ailelerimizin ve gazilerimizin hassasiyetlerine önem vereceğiz. Onları rahatsız edecek hiçbir şeye izin vermeyeceğiz” dediği kaydedildi.
Kaynak, Getty Images
27 Haziran 2025
AKP, 25 Haziran’da kenevirden elde edilen çeşitli ürünlerin eczanelerde satışının önünü açan bir kanun teklifini meclise sundu.
“Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” yasalaşırsa tıbbi kenevirin eczanelerde satışının önü açılacak.
Tıbbi kenevir etkenli ürünler, uyuşturucu amaçlı kullanılan esrar ve türevlerinden farklı.
TBMM’de kanun teklifine dair açıklamada bulunan AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, dünyada kenevirin sağlık alanında yaygın olarak kullanıldığını belirterek, Türkiye’nin rekabet gücünü artırmayı hedeflediklerini söyledi.
Teklif, Sağlık Komisyonu’nda görüşülüyor. Buradan geçmesi halinde önümüzdeki günlerde genel kurulda oylanacak.
Kanun teklifine göre kenevirin yetiştirilmesi ve hasadından Tarım ve Orman Bakanlığı sorumlu olacak.
Tıbbi kenevirin işlenmesi, ihracı, ruhsatlandırılması, kayıt işlemleri, izin ve satışı Sağlık Bakanlığı’na bırakılacak.
Ürünün satışına sadece eczanelerde izin verilecek, kontrolü ve güvenliği elektronik takip sistemi ile sağlanacak.
BBC Türkçe’ye konuşan eczacılar, hali hazırda dünyanın çeşitli ülkelerinde tedavi amaçlı kullanılan tıbbi kenevirin eczanelerden satışını olumlu olarak değerlendiriyor.
Kenevirin “psikoaktif bileşenine” THC adı veriliyor.
THC oranı %0,3’ün altında olan kenevir türleri genellikle “düşük THC’li” olarak sınıflandırılıyor.
Düşük THC seviyesi maddenin uyuşturucu etkisi göstermemesi anlamına geliyor.
BBC Türkçe’ye konuşan Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyeti Üyesi Uzm. Ecz. Taner Ercanlı, düşük THC oranlı tıbbi kenevirin kanser ve MS gibi hastalıklar sebebiyle şiddetli ağrı çeken hastalara önerildiğini söylüyor.
Ercanlı, ağrı kesici ve antidepresan etkisi sebebiyle çok geniş bir yelpazede kullanıldığını belirtiyor.
Ercanlı’ya göre, tıbbi kenevir ve halk arasında uyuşturucu olarak kullanılan esrar, birbirinden tamamen farklı:
“Uyuşturucu amaçlı kullanılan esrar halini değil, tıbbi ürün halini kastediyoruz. Bu ürünler Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatlandırılacak. Kimyasal olarak çok farklı çeşitleri olacak.”
“Kenevir kelimesi kamuoyunda dikkat çekti ancak hepsi sonuç olarak bir sağlık ürünüdür ve eczaneler üzerinden hastalara kontrollü bir şekilde ulaştırılması gerekir.”
Ercanlı, hali hazırda eczanelerden satışı gerçekleşen başka ilaçların da bazı çevreler tarafından suistimal edilerek amacı dışında kullanılabildiğini, buradaki kontrol mekanizmasının etkin çalışması gerektiğini ifade ediyor.
Kanada, İtalya, Almanya, İsrail, Uruguay, Avustralya, Hollanda ve daha pek çok ülkede tıbbi kenevir kullanılıyor.
Ankara’da eczacılık yapan Erdal Kurt, hali hazırda Türkiye’de kemoterapi gören bazı kanser hastalarının da Türk Eczacılar Birliği aracılığı ile yurtdışından bu ilaçları getirtebildiğini belirtiyor.
Kart, “Bu ürünler bazı ülkelerde hali hazırda kullanılıyor. Kimi ülkelerde sınırlı ve kontrollü, kimi ülkelerde yasal bir şekilde sınırlı düzeyde satışına izin veriliyor” diyor.
Kart, yasa teklifinde öngörüldüğü şekliyle, bu alandaki tüm yetkilerin Sağlık Bakanlığı’nda toplanmasını olumlu bir unsur olarak görüyor:
“Sadece satışı değil, son kullanma tarihi geçenin veya sorunlu ürünlerin imhasına kadar tüm sürecin, ilaç takip sistemi üzerinden Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülmesi hedefleniyor. Bu doğru bir uygulamadır.”
Ercanlı, hali hazırda eczanelerde kontrole tabi birçok farklı ilacın satıldığını belirtiyor.
Tıbbi kenevir etken maddeli ürünlerin de benzer kontrol sisteminden geçerek halka ulaştırılabileceğini söylüyor:
“İnsan sağlığı için kullanılan ürünlerin hepsinin eczanelerden halka ulaştırılması gerektiğini, sağlık ürünlerinin tek adresinin eczane olduğunu vurguluyoruz.”
Ercanlı, sadece kenevir değil, hastalıkların tedavisinde kullanılan pek çok başka ürünün de eczanelerden satışının yaygınlaştırılması gerektiğini savunuyor.