27 Temmuz 2025 Pazar
Şehirleşme Süreçleri ve Çevresel Etkileri
Bir Yudum Süt, Bir Parça Et; Medeniyetin Sessiz Mimarları - Doç.Dr. Alper Koçyiğit - Akademik Akıl
Liberal Felsefe ve Hekimlik -1 - Prof.Dr. Ayşegül Akbay - Akademik Akıl
Diyarbakır’da riskli sivil girişimler üzerine - Aziz Yağan
Sosyete
Kaynak, Getty Images
PKK’nın 12 Mayıs’ta silah bırakma ve kendisini feshetme kararı almasının ardından Türkiye’de yeni bir süreç başladı.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da halkın yeni süreçten beklentilerinden biri bölgesel kalkınmanın gerçekleşmesi.
Türkiye’de Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’dan (GSYH) en düşük payları alan Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri, sosyo-ekonomik gelişmişlikte de son sıralarda.
Türkiye’de hem en yüksek genç nüfus, hem de en yüksek işsizlik oranları Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde.
2024 yılında Türkiye’de işsizlik oranı %8,7 oldu.
İşsizlik oranının en yüksek olduğu il ise %18,3 ile Hakkari’ydi.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, Hakkari’yi %16,7 ile Van, %13,1 ile Ağrı ve Muş, %12,7 ile Batman izledi.
2024’te sadece işsizliğin değil, genç nüfusun da en yüksek olduğu il yine Hakkari oldu.
Van, Ağrı, Muş ve Batman da Hakkari’den sonra en yüksek genç nüfusa sahip iller arasında yer aldı.
Gayri Safi Yurtiçi Hasılaya (GSYH) bakıldığında da bölge illeri son sıralarda.
2023 yılında il düzeyinde kişi başına milli gelirde 116 bin 767 TL ile Şanlıurfa, 110 bin 553 TL ile Ağrı ve 108 bin 21 TL ile Van son üç sırada yer aldı.
GSYH’den en yüksek payı alan ilk beş il, toplam GSYH’nin %54,02’sini oluşturdu.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2017 yılında hazırladığı son araştırmaya göre, Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki iller sosyo-ekonomik gelişmişlik açısından, 81 il arasında son sıralarda yer alıyor.
BBC Türkçe‘ye konuşan Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü’nden bağımsız araştırmacı Cuma Çiçek, Kürt nüfusunun yoğun olduğu illerin on yıllardır Türkiye’nin geri kalanına göre ekonomik olarak geride bırakıldığını savunuyor:
“1920’lerde sanayi işletmelerinde, Doğu ve Güneydoğu olarak tanımlanan bölgenin, nüfusuna yakın bir payı var. 1932’de hazırlanan birinci beş yıllık sanayi planından sonra kademeli olarak bölgenin geri kaldığını görüyoruz.
“[PKK’nın ilk saldırılarını düzenlediği] 1984’ten sonra ülkenin batısı ve doğusu arasındaki bu ekonomik eşitsizlik daha da ağır bir hale geldi ve özellikle Kürt bölgesinde hem firmalar bölge dışına gitmek zorunda kaldı, hem bölge potansiyeline denk bir yatırım payı alamadı.”
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde halkın ana geçim kaynağı tarım ve hayvancılık.
BBC Türkçe‘nin sorularını yanıtlayan Diyarbakır Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Engin Yeşil’e göre, bölgenin kalkınması için en acil yapılması gerekenlerin başında, baraj projelerinin bitirilmesi geliyor:
“Silvan ve Dicle Kralkızı baraj projeleri var. Onlar bittikten sonra 3.350.000 dönüm [tarım] alanı sulamaya açılıyor. Bu barajların bir an önce bitirilmesi lazım. [İnşaatları] yıllardır devam ediyor; yüzde 18-20’si bitti.
“Şu anda çalışmalar hızlandırılmış ama 2030’a kadar biterse çok büyük bir ivme kazanılmış olur, bölge için de ülke için de.”
Diyarbakır, 81 il arasında Türkiye’nin en büyük sekizinci tarım arazisine sahip. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın verilerine göre, kentte yıllık tarımsal faaliyet geliri 15,2 milyar TL.
Yeşil, “Son 1,5 yılda artan enerji, lojistik, nakliye gibi girdi maliyetlerinden ve yüksek faizlerden ötürü çiftçilerin zarar ettiklerini” söylüyor ve ekliyor:
“Devletin özellikle tarıma yönelik acilen bazı adımlar atması lazım. Hem girdilerin düşürülmesi, hem de yeni desteklerin açıklanması lazım. Mesela sulamada enerji bedelini düşürebilir.”
Diyarbakır’ın nüfusu 1,8 milyon. Kentte nüfusun %59’u 30 yaşın altında.
2024 yılında Diyarbakır’da işsizlik oranı %10,5’ti.
Engin Yeşil, baraj projeleri biterse işsizliğin büyük oranda azalacağını düşünüyor:
“Buradaki bütün işsiz gençler Batı’ya çalışmaya gidiyor. Mesela Ege’ye, Karadeniz’e, Çukurova’ya, yurt dışına gidiyor. Ama bu barajlar bittikten sonra herkes kendi bölgesinde çalışacaktır.”
Kaynak, Getty Images
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu Üyesi de olan Engin Yeşil, tarım gelişirse sanayinin de gelişeceğini, sanayi gelişirse ihracatın da artacağını söylüyor. Bunun nedenini şöyle açıklıyor:
“Genelde sanayicilerin çoğu çiftçilikten gelmedir. Bu sadece Diyarbakır’da değil, Kahramanmaraş’ta da öyle, Adana’da da öyle, Gaziantep’te de öyle. Yani tarımda gelir kaynağı fazla olduğunda, sanayi yatırımına dönüşmüştür.”
Engin Yeşil, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da kimi illerde bedelsiz Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) primi, arsa tahsisi, vergi ve faiz indirimi şeklinde yatırım teşvikleri olduğunu anlatıyor.
Yeşil, “Önemli teşvikler var ancak bölgenin ana pazarlama [alanına], limana ve birçok sektörde ham maddeye uzak olması maliyeti arttırmaktadır. Yine özellikle nitelikli işgücü en önemli sorunlarımızdan biridir” diyor.
Kaya, “Bölgenin ihracatının yaklaşık yüzde 55’i Irak Kürdistan Bölgesi’ne yapılıyor. Suriye kapısı açılırsa aynı oran orası için de geçerli olacak ama Nusaybin kapısı kapalı” demişti.
Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü’nden Cuma Çiçek, “Ekonomik kalkınma ile çatışma ortamı ilişkili midir?” sorumuzu, barış çalışmaları alanının kurucusu kabul eidlen ve bu kavrama yönelik çalışmalarıyla bilinen Norveçli sosyolog Johan Galtung’un teorisinden bahsederek yanıtlıyor:
“Johan Galtung’a göre, fiziki şiddeti ortaya çıkaran iki şiddet biçimi var. Birincisi yapısal şiddet, ikincisi sembolik şiddet. Yapısal şiddetin iki yüzü var. Biri politik baskı, ikincisi ekonomik sömürü. Yani ‘Bir yerde politik baskı ile ekonomik eşitsizlik ve sömürü yoğunsa, orada fiziki şiddetin ortaya çıkma potansiyeli yüksektir’.
“(Galtung) İkinci olarak da, ekonomik, dini, mezhepsel, etnik ya da toplumsal cinsiyet bazlı eşitsizliklerin normal olduğu hatta gerekli olduğuna dair her türlü bilginin, duygunun, normun üretimi olarak sembolik şiddetten bahsediyor. Yani ayrımcılığa dair meşrulaştırma süreçlerinin tamamı. Bunu bazen dille, bazen dinle, kültürle, medyayla yaparsınız.
“Şunu söylüyor, eğer fiziki şiddeti ortadan kaldırmak istiyorsanız yapısal şiddeti ve sembolik şiddeti ortadan kaldırmanız lazım.”
BBC Türkçe‘nin sorularını yanıtlayan Üsküdar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak da, çatışma çözümüyle ekonomik kalkınmanın birlikte düşünülmesi gerektiğini söylüyor.
Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, “Ekonomik kalkınmayı sağlamadan, çatışmayı çözemiyorsunuz. Çatışmayı çözmeden de ekonomik kalkınmayı sağlayamıyorsanız” diyor.
Kalkınmanın dünya çapında barış anlaşmalarının ana maddelerinden biri haline geldiğini söyleyen Kaynak, şu örnekleri veriyor:
“Kolombiya’da FARC ile yapılan barış anlaşmasında altı ana müzakere başlığı vardı. Bunun biri kırsal kalkınma üzerineydi.
“Filipinler’de [Moro İslami Kurtuluş Cephesi] ile yapılan barış anlaşmasının ana maddelerinden biri, ülkenin güneyinde olan ve görece daha yoksul olan Bangsamoro bölgesinin kalkınmasına ilişkindi.
“Endonezya’nın Açe bölgesindeki barış anlaşmasının en önemli maddelerinden bir tanesi ekonomik kaynakların bölüşümüydü.”
Kaynak, Getty Images
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 40 yıldan uzun süren çatışmaların Türkiye ekonomisine maliyetinin 2 trilyon dolara yakın olabileceğini söylemişti.
DemokratikGelişimEnstitüsü(DPI), 2021 yılında hem doğrudan askeri harcamalara, hem yatırım ve turizm gibi potansiyel kayıplara bakarak bir rapor hazırladı.
Araştırmaya göre, Türkiye çatışmalar nedeniyle 4,2 trilyon dolarlık ekonomik kazançtan mahrum kaldı.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde silahların susmasının ardından atılacak kalkınma adımlarına ilişkin henüz kamuoyuna yansımış bir plan yok.
Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 14 Mayıs’ta yaptığı konuşmada bölgenin kalkınmasına vurgu yaptı.
Erdoğan “Girişimcileri kazan kazan anlayışı ile ülkemizin bakir bölgelerine yatırım yapmaya çağırıyorum” dedi, bölgenin “en gözde turizm destinasyonu” haline getirileceğini söyledi.
Kaynak, Getty Images
Diyarbakır Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Engin Yeşil de, “En stratejik yatırım hamlesi barış sürecidir. Bölgede oluşacak huzur ve güven ortamı hem halkımızın hem de yatırımcılarımızın geleceğe dair umudunu artıracaktır” diyor.
“Güvenliğin olmadığı ortamda kimse yatırım yapmaz” diyen Yeşil, şu örneği veriyor:
“Bugün Gaziantep yanı başımızda. Diyarbakır, Gaziantep’e 300 kilometrelik bir mesafede. Şu anda Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nin 240-250 bin çalışanı var. Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nde toplamda 25-26 bin çalışan var.”
Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü’nden Cuma Çiçek, bölgede yeni bir kitlesel şiddet hareketinin ortaya çıkmasını beklemiyor ancak ekonomik kalkınma gerçekleşmezse birkaç bin gencin örgütlendiği başka şiddet formlarının ortaya çıkma riskinden söz ediyor.
Çiçek, “Dolayısıyla bu riski ortadan kaldıracak adımlar atmak bence kritik” diyor, hem devletin makro politikalar geliştirmesinin hem de bölge belediyelerinin kaynakların eşit paylaşımını sağlamasının önemine dikkati çekiyor.
Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak ise Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde çatışmanın getirdiği kayıt ve yasa dışı bir ekonomik sistemin olduğunu vurgulayarak bunun dönüştürülmesi gerektiğini söylüyor:
“Kaçakçılık yapılıyor, uyuşturucu ağları var. Buradaki ekonomik sistemi neye doğru dönüştüreceğiz? Bunlar çok önemli.”
Prof. Dr. Kaynak ayrıca Türkiye’nin dört yanının daimi olarak çatışmaların olduğu ama bir yandan da doğu-batı ve kuzey-güney koridorları arasında geçiş alanı oluşturan yerler olduğuna dikkati çekiyor, “Sınır ötesi, organize suçlar için elverişli olmamalı” diyor.
Kaynak, çözüm olarak komşu ülkelerle işbirliğini öneriyor:
“Sadece Türkiye’nin içindeki alanı steril hale getirmek değil, sınır ötesine de uluslararası işbirlikleriyle bu tür faaliyetler için kullanılamaz hale getirmek çok önemli.”
Burak Abatay habere katkıda bulundu.
Kaynak, Getty Images
3 Temmuz 2025
Omega-3 sağlığımız için çok önemli olmasına rağmen, ne olduğu, nereden alınabileceği ve neden bizim için iyi olduğu konusunda çok fazla kafa karışıklığı var.
Bu konuda bilinmesi gerekenleri derledik.
Omega-3 tek bir besin maddesi değil, bir yağ asidi ailesinin adıdır. Üç ana omega-3 türü ALA, DHA ve EPA’dır.
ALA kısa zincirli bir yağ asididir, DHA ve EPA ise uzun zincirli yağ asitleridir.
Hepsi “hayati” besinler olarak adlandırılır, yani vücudumuzun işlevlerini yerine getirebilmesi için ihtiyaç duyduğu ve başka hiçbir şeyden üretilemeyen besinlerdir.
Yani omega-3’ü tükettiğimiz gıdalardan almamız gerekir.
Omega-3, hormonların üretimi ve hücre zarlarının oluşumu da dahil olmak üzere sağlığımızda önemli bir rol oynar ve vücudun genel sağlığına katkıda bulunur.
Neyse ki, omega-3’ler diyetimizdeki birçok gıdada bulunur. Bazılarına, diğerlerinden çok daha kolay erişebiliriz.
Çeşitli ve dengeli bir diyet uyguluyorsanız, yeterli miktarda omega-3 alma ihtimaliniz yüksektir.
Yağlı balıklar, uzun zincirli omega-3 yağ asitleri DHA ve EPA’yı tüketmenin en iyi yolu olarak kabul edilir.
Özellikle somon, hamsi, uskumru ve sardalya bu yağ asitleri açısından zengindir.
Genel olarak ALA bitkisel gıdalarda bulunurken, deniz ürünleri bize genellikle deniz yağları olarak adlandırılan DHA ve EPA sağlar.
Ancak, balıkların omega-3 içeriğinin kaynağı olan yosunlar (genellikle takviye şeklinde tüketilir) bir istisnadır.
Kelp ve deniz yosunu da bir miktar DHA ve EPA içerir, ancak bu miktarların çok düşük olduğu düşünülüyor.
Bitkisel ALA omega-3 kaynakları
Hayvansal EPA ve DHA omega-3 kaynakları
Kaynak, Getty Images
Diyetimizde ne kadar ALA, EPA ve DHA alınması gerektiğine dair resmi bir kılavuz bulunmuyor.
Ancak İngiltere Ulusal Sağlık Hizmetleri (NHS), yeterli EPA ve DHA alımını sağlamak için haftada en az iki kez 140 g balık tüketilmesini öneriyor. Bunlardan birinin yağlı balık olması gerekiyor.
İngiltere’de önerilen miktarda yağlı balık miktarını tüketenlerin oranı çocuklarda sadece yaklaşık %6, yetişkinlerde ise %55.
Buna ek olarak Rothamsted Research’ün bilim direktörü Johnathan Napier, önerilen miktarda balık yeseniz bile, balıktan yeterli miktarda EPA ve DHA almanın giderek zorlaştığını savunuyor.
Bunun nedeni, süpermarketlerde satılan balıkların çoğunun balık çiftliklerinden gelmesi.
Napier, “Her yıl dünya çapında yaklaşık bir milyon ton balık yağı okyanuslardan çıkarılıyor, ama nüfus arttıkça bu miktar giderek azalıyor” diyor.
Ve bu bir milyon tonun yaklaşık %80’i balık çiftliklerinde balıkları beslemek için kullanılıyor, çünkü onların da bizim gibi EPA ve DHA’yı kendileri üretme kapasiteleri sınırlı.
Okyanusta ise balıklar, yedikleri mikroalglerden omega-3 alır (bu nedenle alg takviyeleri, bitki bazlı beslenenler için bir seçenek olabilir).
Napier, bu omega-3’ün besin zincirinde küçük balıklar büyük balıklar tarafından yenildikçe biriktiğini söylüyor.
Balık çiftçiliği genişleyen bir sektör olsa da, dağıtılabilecek balık yağı miktarı sınırlı. Bu, balıklara verilen balık yağı miktarının önemli ölçüde azaldığı anlamına geliyor, bu nedenle diyetimizde aynı miktarda omega-3 almak için her zamankinden daha fazla balık yememiz gerekiyor.
Örneğin, Napier’e göre bir somon parçasındaki EPA ve DHA miktarı 10 yıl öncesinin yaklaşık yarısı.
Balık EPA ve DHA’nın ana kaynağı olsa da, Bristol Üniversitesi’nde kıdemli araştırma görevlisi olan Genevieve Buckland, vücudumuzun sebzeler, kuruyemişler ve tohumlarda bulunan ALA’yı DHA ve EPA’ya dönüştürebildiğini, ancak dönüşüm oranının çok düşük olduğunu belirtiyor.
“Dönüşüm oranı kuruyemişler ve yapraklı sebzelerden yaklaşık %4-8 civarında, bu yüzden yağlı balıklardan almak çok daha iyi” diyor.
Kaynak, Getty Images
Omega-3 (ALA, EPA ve DHA) açısından zengin bir diyet, karaciğer, kalp ve beyin dahil olmak üzere birçok sağlık yararı ile ilişkilendiriliyor.
Bir araştırma, omega-3 ve/veya balık tüketimi yüksek olan kişilerin yaşa bağlı göz dejenerasyonu riskinin çok daha düşük olduğunu ortaya koyuyor.
33 araştırmayı analiz eden başka bir çalışma ise omega-3 tüketiminin konsantrasyon ve hafıza gibi beyin fonksiyonlarını korumaya ve Alzheimer hastalığı riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini ortaya koydu.
Yeterli miktarda omega-3, özellikle EPA ve DHA almak, kan basıncının (tansiyon) düşmesi ve genel olarak daha iyi kalp sağlığı ile de bağlantılı.
Omega-3 zihin sağlığıyla da ilişkilendiriliyor. Bir çalışmada, araştırmacılar, orta miktarda balık ve omega-3 tüketimi ile depresyon riskinin azalması arasında bir bağlantı kurdu.
Ancak araştırmacılar, ALA’nın kalp sağlığı yararlarının EPA ve DHA ile karşılaştırılabilir olabileceğini, yine de bunun kesin olarak böyle olduğunu söylemek için henüz yeterli kanıt bulunmadığını vurguluyor.
Omega-3 ve/veya balık tüketimi ile sağlığımızın birçok yönü arasında bağlantı olduğunu gösteren sağlam kanıtlar var, ancak bu bulgular çoğunlukla deniz yağlarından elde edilen omega-3 DHA ve EPA’nın sağlık yararlarını gösteriyor.
Napier, “Deniz yağlarından elde edilen omega-3, kardiyovasküler (kalp-damar) sağlığımız, beyin fonksiyonlarımız ve ruh sağlığımız için önemli” diyor.
Omega-3’ün sağlıkla birçok ilişkisi olmasına rağmen, balık yoluyla cıva alımının kanser ve kalp hastalığı riskini artırabileceğinden endişe ediliyor.
Balık ve kirleticilerle ilgili en büyük endişe, araştırmalara göre annenin plasentasından geçerek bebeğin gelişimini etkileyebilen nörotoksin cıva.
Ancak yapılan bir araştırma, bunun doğru olduğunu kanıtlayan yeterli veri bulunmadığını ortaya koyuyor.
NHS, hamile kadınların haftada iki porsiyondan fazla yağlı balık yememelerini ve kılıç balığı, marlin, soğuk füme somon ve çiğ kabuklu deniz ürünleri gibi balıkları tüketmemelerini önerirken, genel halk için böyle bir öneri yok.
Yine de okyanuslar kirlendikçe, balıktan omega-3 almak sağlığımız için daha zararlı hale gelebilir.
Kanıtlar, gezegenin ısınmasıyla birlikte okyanuslarda bulunan cıva seviyelerinin yükselebileceğini, eriyen Arktik permafrostta saklı cıvanın çevreye salınabileceğini gösteriyor.
İşleri daha da karmaşık hale getiren ise, omega-3 alımımızın çoğunlukla ayçiçek ve kanola (kolza tohumu) yağları gibi bitkisel yağlarda bulunan omega-6 yağlarıyla da bağlantılı olması. Son yıllarda omega-3 ve omega-6’nın doğru dengesinin korunmasına odaklanılıyor.
Omega-6, kötü kolesterolü düşürmeye ve iyi kolesterolü artırmaya yardımcı olur, ancak bir sorun var: Vücut omega-6’yı, kalp hastalığı da dahil olmak üzere birçok sağlık sorunuyla bağlantılı olan iltihaplanmaya neden olabilen araşidonik aside dönüştürür.
Buna karşılık doymamış yağ asidi olan araşidonik asit, iltihaplanmayı azaltmaya yardımcı olan moleküllere de dönüştürülebilir.
Buckland, “Araştırmalar, omega-6 ve omega-3 oranının yaklaşık 1 olduğu bir diyetle evrimleştiğimizi, ancak şu anda batıda bu oranın 15/1 ila 16.7/1 arasında olduğunu gösteriyor” diyor.
Araştırmacılar, omega 6/omega-3 oranının yüksek olmasının kalp hastalığı, kanser ve iltihaplanma ve otoimmün hastalık riskini artırabileceğini, diyetimizde omega-3’ün fazla, omega 6’nın az olmasının ise bu riskleri azaltabileceğini belirtiyor.
Omega-6 alımımızla ilgili endişelerin bir başka nedeni de, bu yağın bisküvi ve kek gibi birçok işlenmiş gıdada bulunması ve dolayısıyla bu gıdalarla ilişkilendirilmesi.