Last Updated on Ekim 22, 2026 by EDİTÖR
{vendor_count} satıcılarını yönetin
Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Turizm Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
HAK MÜCADELESİ Mİ, LEŞ MÜCADELESİ Mİ?
Hakikatin Adını Kullanarak Menfaat Devşirenlere Karşı Hukukun, Adaletin ve Hesap Verebilirliğin Manifestosu
Prof. Dr. Hadi Sağlam | İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı
Hak mücadelesi, kendi tarafına imtiyaz istemek değil; hakikati kendi aleyhine dahi kabul edebilmektir. Menfaat mücadelesi ise hak, adalet, din, demokrasi, cumhuriyet, hukuk ve halk kavramlarını çıkarın üzerine geçirilmiş meşruiyet elbiselerine dönüştürür. Hak, sahibine göre renk değiştirmez; güçlüye ayrı, zayıfa ayrı hükmetmez; çoğunluğun alkışıyla doğmadığı gibi iktidarın kararıyla da ortadan kalkmaz. Bir hareketin adı, sloganı ve bayrağı değil; kendi mensubuna karşı da adalet uygulayıp uygulamadığı onun hakikatini gösterir. Ölçü açıktır: Hakkı savunurken çıkar kaybedebiliyor, yanıldığında dönebiliyor ve iktidardayken hesap verebiliyorsan hak yolundasın; kavramların arkasına saklanıp pay kapıyorsan mücadele hak için değil, leş içindir.
1. Kavramların İşgali: Hakikatin Dili Nasıl Yağmalanır?
Toplumların kırılma anları, önce kelimelerin anlamını kaybetmesiyle başlar. Hak menfaate, adalet güç paylaşımına, hizmet nüfuz kurmaya, temsil aslın iradesini ele geçirmeye indirgenir. Cumhuriyet ortak iyiden, demokrasi halkın sahici iradesinden, şeriat ahlâk ve hukuktan, kanun ise adaletten koparıldığında kavramlar gerçeği açıklamaz; gücü örten perdelere dönüşür. Böylece zulüm, en itibarlı kelimelerin diliyle konuşmaya başlar.
Hiçbir kavram, onu kullanan kişiye kendiliğinden meşruiyet kazandırmaz. Bir düzen “demokratik” adını taşımakla halkın iradesini; “hukukî” denilmekle adaleti; “dinî” denilmekle ilâhî maksadı; “hizmet” söylemiyle kamu yararını gerçekleştirmiş olmaz. Ad ile mahiyet, slogan ile sonuç, temsil ile hakikat ayrı ayrı denetlenmelidir. Kavramın onuru, tabelada değil; insan hayatında ürettiği adalet, özgürlük ve güvenlikte görünür.
2. Hak: Çoğunluğun Ürettiği Değer Değil, Gücü Bağlayan Ölçüdür
Hak yalnız sosyolojik uzlaşma, siyasî karar veya duygusal talep değildir; insanı, toplumu ve iktidarı bağlayan normatif ölçüdür. “Hak geldi, batıl yok oldu” hükmü, batılın geçici gücüne karşı hakikatin sürekliliğini ilan eder. Çoğunluk bir haksızlığı alkışlayabilir, iktidar onu kanunlaştırabilir, kalabalık normalleştirebilir; fakat hiçbir güç zulmü hakka dönüştüremez. Meşruiyet, yalnız iradeden değil iradenin adalete uygunluğundan doğar.
Hak mücadelesinin en zor imtihanı, hakikatin kendi tarafımızın aleyhine çıktığı andır. Başkasının kusurunu büyütüp kendi grubunun yanlışını örten kişi hakkı değil aidiyetini savunur. Kendisine yapılınca zulüm dediğine rakibine yapılınca sessiz kalan, adaleti evrensel ilke olmaktan çıkarıp intikam aracına dönüştürür. Hak taraf tutmaz; hakka taraf olunur. Hakikatin ölçüsü “kim söyledi?” değil, “delil nedir ve adalet neyi gerektirir?” sorusudur.
3. Aidiyetin Putlaştırılması ve Algı Ekonomisi
Din, mezhep, cemaat, aşiret, millet, sağ, sol, sosyalizm, kapitalizm ve demokrasi; hakikati anlamaya veya ortak hayatı düzenlemeye hizmet ettikleri ölçüde anlamlıdır. Aidiyet, eleştiri yasağına; sadakat, koşulsuz itaate; birlik, farklı olanı düşmanlaştırmaya dönüştüğünde kimlik hakikatin yerine geçer. “Biz” ve “onlar” ayrımı doğru ile yanlışın önüne geçtiğinde ahlâk, grubun çıkarına göre değişen çift standart hâline gelir.
Algı ekonomisinde kavramlar bilgi vermek için değil, duygu yönetmek ve kitle toplamak için kullanılır. Oltanın ucundaki yem gibi “hak”, “hizmet” ve “mağduriyet” gösterilir; arkasında nüfuz, makam ve pay paylaşılır. Temsilci aslın yerine, slogan ilkenin yerine, sadakat delilin yerine geçirilir. Cemaat, yalnız aynı etiketi taşıyan kalabalık değil; hak, emanet ve adalet etrafında oluşan ahlâkî birliktir. İlke çözülürse geriye cemaat değil, geçici çıkar koalisyonu kalır.
4. Hak Karşısında Susmamak: Vicdanın Kamusal Görevi
Haksızlık karşısındaki suskunluk her zaman tarafsızlık değildir. Korku, çıkar veya grup sadakati nedeniyle gerçeği gizlemek, çoğu zaman haksızlığın devamına imkân sağlar. Bununla birlikte hakkı söylemek; hakaret, kargaşa veya delilsiz itham üretmek değil, bilgiye dayanarak meşru yollarla itiraz etmek ve sorumluluk üstlenmektir. Vicdanın cesareti ile hukukun usûlü birleşmediğinde hak arayışı yeni bir haksızlığa dönüşebilir.
Hak söz, yalnız rakibe yöneltilen bir silah değil, önce kişinin kendisini ve kendi çevresini denetleyen bir ölçüdür. Doğruyu söylemek kadar doğruyu duyduğunda kabul etmek de ahlâkî olgunluktur. Eleştirenin kimliği, itirazın doğruluğunu ortadan kaldırmaz; yöneticinin makamı da onu yanılmaz kılmaz. İslâm siyaset ahlâkında kamu otoritesi, itirazı……..
1
Mühendis Gözüyle Bir Siyasi Analiz: İbrahim Anlaşmaları ve Bölgesel Gerçekler – Dr. Cahı̇t Kurbanoğlu
415 kez okundu
2
Adabımuaşeret İle İlgili Ayet ve Hadisler – Dr. Nurettin Turgay
121 kez okundu
3
Propagandanın Masum Kurbanları – Dr. Ayşegül Akbay
73 kez okundu
4
Dijital Çağda Medya ve Sağlık Okuryazarlığı – Dr. Erkan Yüksel
71 kez okundu
5
Cübbe Giyme Töreninde Hafızamda Canlanan Mazi – Prof. Dr. Ayşe Nur Aksoy
63 kez okundu