Last Updated on Haziran 8, 2025 by EDİTÖR

Keşanlı Ali Destanı‘nın ilk oynanışıydı. Oyunun sanatçılarıyla edebiyatçılar arasında bir futbol maçı yapalım dedik. Memet Fuat, Altunizade sahasını verdi. Biz edebiyatçılar toplanıp takımımızı kurduk. Kaptanımız Orhan Kemal olacaktı elbette. Keşanlılar’ın kaptanı, oyunun yazarı Haldun Taner‘di. Takıma bir de “konuk oyuncu” almışlardı: Bedri Koraman.
Maçın hakemi kimdi dersiniz? Halit Kıvanç!
Maç günü Altunizade’de bayağı seyirci toplanmıştı. Semt sakinlerinin yanı sıra, “medya” da tam kadro oradaydı. (Maç ertesi gün bütün gazetelerde geniş yer alacak, haftalık Ses dergisi ise bu olaya iki sayfa ayıracaktı.) Bizi destekleyenlerin ellerinde koca bir pankart vardı: “Yürüyün, Fazıl’ın aslanları!” Fazıl’ın, yani Dağlarca‘nın.
Ben santrfor oynuyordum. Maçın başlamasıyla birlikte ayağıma bir top geldi. Santra çizgisiyle ceza alanı arasında bir yerlerdeydim. Yaradana sığınıp şöyle bir patlattım. Olacak iş değil, top gitti, kalenin örümceğini aldı, doksana takıldı.
Biraz sonra Keşanlılar bir gol attılar. Bunu yine benim bir golüm izledi. Arkasından, Feridun Metin frikikten Hagi’yi bile kıskandıracak nefis bir gol attı. Devreyi 3-1 önde kapattık.
İkinci devrenin hemen başında Keşanlılar’ın iki golü geldi. Şanslı günümdeydim anlaşılan. Bir gol daha attım. Biraz sonra da ceza alanı içinde resmen biçildim. Halit Kıvanç, penaltımızı verdi.
Çok penaltı gördüm bugüne kadar. Lefter’in, Metin’in, İstanbulsporlu İbrahim’in penaltılarını nasıl unutabilirim! Ama o gün Orhan Kemal’in attığı penaltı kadar güzelini görmedim desem, kimseye haksızlık etmiş olmam! Orhan ağabey, kaleciyi sağa yatırıp sol köşeye gönderdi topu. Şimdi kaleciler penaltı atışlarında kendilerini bir yana atıp işi biraz da şansa bırakıyor ya, öyle değil! Usta yazar, futbolculukta da ustalığını konuşturdu, kaleciyi resmen aldattı. Hepimiz topun sağ köşeye gideceğini sandık!
Maç bitti. 5-3’lük yenginin coşkusuyla, kaptanımız omuzlarımızda, sahada bir tur attık… Sonra da soluk soluğa, yerlere yığıldık!
Ülkü Tamer, Yaşamak Hatırlamaktır Anılar Kitabı
Metnin seslendirilmiş hâli:
Hatıra (Anı) Yazı Türü Hakkında Bilgi:
Hatıra (Anı): Tanınan bir kimsenin başından geçen veya tanık olduğu olayların ve durumların konu edildiği yazı türüdür.
Özellikleri:
Dünya edebiyatında ilk anı örneği olarak MÖ IV. yüzyılda Yunan tarihçi Ksenophon’un (Ksenefon) yazdığı Anabasis (Anabisis) kabul edilir.
Türk edebiyatında anı türünün ilk örneği olarak Babür İmparatoru Babür Şah‘ın XVI. yüzyılda yazdığı Babürname adlı eser kabul edilir. Kök Türk Kitabeleri de söylev olmakla beraber anı türünün bazı özelliklerini yansıtmaktadır. XVII. yüzyılda Ebul Gazi Bahadır Han’ın yazdığı Şecere-i Türk adlı eser de anı özelliğine sahiptir. Divan edebiyatında vakayinameler, menakıpnameler, sefaretnameler, seyahatnameler ve gazavatnamelerde anı türünün özellikleri görülür. Tanzimat Dönemi‘nde Ziya Paşa’nın Defter-i Âmal, Muallim Naci’nin Ömer’in Çocukluğu, Âkif Paşa’nın Tabsıra, Ahmet Mithat Efendi’nin Menfâ adlı eserleri anı türünde öne çıkan eserlerdendir.
Servetifünun Dönemi‘nde Halit Ziya Uşaklıgil’in Kırk Yıl ile Saray ve Ötesi, Mehmet Rauf’un Edebî Hatıralar adlı eseri Batılı anlamda anı türünün örnekleri arasında yer alır.
Anı, hikâye veya romana kaynaklık edebilir. Yazarlar; yaşadıklarını, şahit olduklarını roman veya hikâyeye konu edebilir veyahut eserini yazarken anı türünün kimi özelliklerinden yararlanabilir. Örneğin Ömer Seyfettin çocukluk yıllarındaki anılarına dayanan İlk Namaz ve Kaşağı hikâyesini yazmıştır. Orhan Kemal’in Sağ İç hikâyesi ve Baba Evi romanı, Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanı da anılardan hareketle yazılmıştır.
1
Muhit Dergisi Nisan Sayısında Dursun Çiçek ve Nurullah Gençʼi Kapağa Taşıyor (Mayıs, 2025) – Dergi – Dergihaber
564 kez okundu
2
Sosyal medyadan kendimi nasıl sütten kesiyorum
190 kez okundu
3
ÖYKÜ/Kadriye Tatlıdil yazdı… Dış çekim
150 kez okundu
4
Karanlık Academia Benimle Yaz / Çalışma
143 kez okundu
5
Gönül Bahçesinde “Mütevazı Bir Fikir İşçisi” – Düşünce – Yunus ÖZDEMİR
140 kez okundu