404 • Page not found
Oops! The page you are looking for does not exist.
It might have been moved or deleted. Try a search below…
25 Nisan 2026 Cumartesi
Şehirleşme Süreçleri ve Çevresel Etkileri
Bir Yudum Süt, Bir Parça Et; Medeniyetin Sessiz Mimarları - Doç.Dr. Alper Koçyiğit - Akademik Akıl
Türkiye’de Özel Hastanecilik: Güncel Sorunlar ve Çözüm Önerileri - Prof.Dr. Ayşegül Akbay - Akademik Akıl
Yönetmen Rezan Yeşilbaş’tan Uçan Köfteci - Aziz Yağan
Sosyete
OIST ekibi, AI sistemlerine “iç konuşma” (self-talk) ve kısa süreli çalışma belleğini birlikte kazandırınca öğrenmenin hızlandığını gösterdi. Bu yaklaşım, AI modellerinin yeni görevlere uyum sağlamasını ve hedef değiştirmesini kolaylaştırırken daha az eğitim verisiyle daha iyi genelleme vaat ediyor.
İnsanların kendi kendine konuşması çoğu zaman garip bir alışkanlık gibi görülse de, yeni bir çalışma bunun AI için ciddi bir avantaj olabileceğini öne sürüyor. Okinawa Institute of Science and Technology (OIST) Graduate University araştırmacıları, bir AI sistemine içsel “mırıldanma” (self-directed inner speech) ve çalışma belleğini birlikte kullandırdıklarında, modelin farklı görevler arasında daha esnek hareket ettiğini ve daha az veriyle daha iyi öğrendiğini raporladı.
Çalışmaya göre mesele yalnızca modelin mimarisi değil; eğitim sırasında sistemin “kendi kendisiyle nasıl etkileştiği” de öğrenmenin kalitesini değiştiriyor. Ekip, eğitim hedeflerini iç konuşmayı belli sayıda adım olarak tetikleyecek şekilde kurguladığında, özellikle çok adımlı problemler ve aynı anda birden fazla iş yapma (multitasking) senaryolarında performansın belirgin biçimde arttığını bildiriyor.
Araştırmacılar önce çalışma belleğinin tasarımına odaklandı. Çalışma belleği, kısa süreli olarak bilgiyi tutup üzerinde işlem yapmayı sağlayan yapı; örneğin bir talimatı akılda tutmak ya da bir diziyi ters çevirmek gibi. Modellerde birden fazla “bellek yuvası” (slots) kullanıldığında, dizileri tersine çevirme veya örüntüleri yeniden kurma gibi zorlayıcı görevlerde daha iyi sonuçlar elde edildi.
Bu bellek altyapısına iç konuşma eklendiğinde, sistemin tanımadığı durumlara uyum sağlama ve hedef değiştirerek ilerleme becerisi daha da güçlendi. Ekibin hedeflerinden biri, “içerikten bağımsız bilgi işleme” olarak tanımlanan, ezberlenmiş örneklerden çok genel kurallarla yeni durumlara uygulanabilen bir öğrenme biçimine yaklaşmak. Araştırmacılar, bu yöntemin kapsamlı veri setleri yerine daha seyrek (sparse) veriyle çalışabilen, daha hafif bir alternatif sunduğunu vurguluyor.
Bir sonraki adım ise daha “temiz” laboratuvar görevlerinden çıkarak gerçek dünyaya yaklaşmak: gürültülü, dinamik ve belirsiz ortamlarda karar verme ve problem çözme. Ekip, iç konuşma gibi süreçleri anlamanın yalnızca AI geliştirmeye değil, insan öğrenmesinin biyolojik temellerini çözmeye de katkı sağlayabileceğini; bunun da ev içi ya da tarım robotları gibi pratik uygulamalara kapı aralayabileceğini belirtiyor.
Visited 47 times, 1 visit(s) today
Etiketler: ActiveInference, ÇalışmaBelleği, Genelleme, İçKonuşma, Multitasking, NeuralComputation
Last modified: 28 Ocak 2026
Warning: Attempt to read property “post_author” on null in /home/entropol/public_html/acikbilim/wp-content/plugins/seo-by-rank-math/includes/opengraph/class-facebook.php on line 330
Warning: Attempt to read property “post_date” on null in /home/entropol/public_html/acikbilim/wp-content/plugins/seo-by-rank-math/includes/opengraph/class-facebook.php on line 311
Warning: Attempt to read property “post_modified” on null in /home/entropol/public_html/acikbilim/wp-content/plugins/seo-by-rank-math/includes/opengraph/class-facebook.php on line 312
Warning: Attempt to read property “ID” on null in /home/entropol/public_html/acikbilim/wp-content/plugins/seo-by-rank-math/includes/opengraph/class-image.php on line 284
Warning: Attempt to read property “ID” on null in /home/entropol/public_html/acikbilim/wp-content/plugins/seo-by-rank-math/includes/modules/schema/class-opengraph.php on line 67
Warning: Attempt to read property “ID” on null in /home/entropol/public_html/acikbilim/wp-content/plugins/seo-by-rank-math/includes/modules/schema/class-opengraph.php on line 77
Warning: Attempt to read property “ID” on null in /home/entropol/public_html/acikbilim/wp-content/plugins/seo-by-rank-math/includes/opengraph/class-image.php on line 284
Warning: Attempt to read property “ID” on null in /home/entropol/public_html/acikbilim/wp-content/plugins/seo-by-rank-math/includes/modules/schema/class-jsonld.php on line 139
Warning: Attempt to read property “post_modified” on null in /home/entropol/public_html/acikbilim/wp-content/plugins/seo-by-rank-math/includes/modules/schema/class-jsonld.php on line 750
Warning: Attempt to read property “post_date” on null in /home/entropol/public_html/acikbilim/wp-content/plugins/seo-by-rank-math/includes/modules/schema/class-jsonld.php on line 751
Warning: Attempt to read property “post_type” on null in /home/entropol/public_html/acikbilim/wp-content/plugins/seo-by-rank-math/includes/modules/schema/class-jsonld.php on line 759
Warning: Attempt to read property “post_author” on null in /home/entropol/public_html/acikbilim/wp-content/plugins/seo-by-rank-math/includes/modules/schema/class-jsonld.php on line 765
Warning: Attempt to read property “post_modified” on null in /home/entropol/public_html/acikbilim/wp-content/plugins/seo-by-rank-math/includes/modules/schema/class-jsonld.php on line 768
Warning: Attempt to read property “post_date” on null in /home/entropol/public_html/acikbilim/wp-content/plugins/seo-by-rank-math/includes/modules/schema/class-jsonld.php on line 768
Warning: Attempt to read property “post_content” on null in /home/entropol/public_html/acikbilim/wp-content/plugins/seo-by-rank-math/includes/modules/schema/blocks/class-block-parser.php on line 73
Warning: Attempt to read property “ID” on null in /home/entropol/public_html/acikbilim/wp-content/plugins/seo-by-rank-math/includes/modules/schema/class-frontend.php on line 71
Oops! The page you are looking for does not exist.
It might have been moved or deleted. Try a search below…
Uzun süreli bir çalışmaya göre erkeklerde kalp-damar hastalığı riski 35 yaş civarında belirgin biçimde hızlanıyor. Araştırmacılar, bu erken artışın büyük ölçüde koroner kalp hastalığından kaynaklandığını ve klasik risk faktörlerinin farkı tamamen açıklamadığını söylüyor. Bulgular, daha erken yaşta risk değerlendirmesi ve taramanın önemine işaret ediyor.
Kuzeybatı Üniversitesi (Northwestern University) liderliğindeki uzun soluklu bir izlem araştırması, erkeklerde kalp-damar hastalığı riskinin sanılandan daha erken bir dönemde ivmelendiğini gösterdi. Verilere göre kadın ve erkeklerin riski 30’lu yaşların başına kadar benzer seyrederken, 35 yaş civarında erkeklerde artış daha hızlı hale geliyor ve orta yaş boyunca daha yüksek kalıyor.
Araştırma ekibi, Coronary Artery Risk Development in Young Adults (CARDIA) çalışmasının 30 yılı aşan takip verilerini analiz etti. Çalışma, 1980’lerin ortasında 18-30 yaş aralığındaki 5.100’den fazla Black ve white yetişkini izleyerek, kalp-damar hastalığının (kalp krizi, inme ve kalp yetmezliğini kapsayan geniş tanım) ne zaman belirginleştiğini ortaya koymayı hedefledi.
Bulgulara göre erkekler, kalp-damar hastalığında %5’lik görülme oranına kadınlardan yaklaşık 7 yıl daha erken ulaştı (50,5 yaşa karşı 57,5 yaş). Farkın büyük kısmını ise kalp krizlerinin önemli bir nedeni olan koroner kalp hastalığı oluşturdu: Erkekler koroner kalp hastalığında %2’lik düzeye kadınlardan 10 yıldan fazla önce ulaştı. İnme oranları iki cinsiyette benzer seyrederken, kalp yetmezliğindeki farklılaşmanın daha ileri yaşlarda ortaya çıktığı bildirildi.
Çalışma ayrıca, sigara, tansiyon, kan şekeri/diyabet, kolesterol, kilo, beslenme ve fiziksel aktivite gibi geleneksel risk faktörlerinin farkın bir bölümünü açıklasa da tabloyu tamamen aydınlatmadığını vurguluyor. Özellikle yüksek tansiyonun etkisi dikkat çekse de araştırmacılar, biyolojik ve sosyal etkenlerin daha geniş bir çerçevede ele alınması gerektiğini belirtiyor.
Sonuçlar, tarama ve önleme stratejilerinin çoğu zaman 40 yaş sonrası odaklandığı hatırlatılarak, özellikle erkeklerde daha erken dönemde risk değerlendirmesinin fayda sağlayabileceğine işaret ediyor. Araştırmacılar, American Heart Association’ın 30 yaştan itibaren risk öngörebilen PREVENT risk denklemlerinin erken müdahale için bir seçenek olabileceğini not ediyor.
Visited 10 times, 1 visit(s) today
Etiketler: CARDIA, Kalp-Damar, Koroner Kalp Hastalığı, Kuzeybatı Üniversitesi, PREVENT, Risk Değerlendirmesi, Tarama
Last modified: 30 Ocak 2026
Helmholtz Munich ve Technical University of Munich (TUM) ekibi, fast-RSOM ile cilt üzerinden en küçük damarları ayrıntılı görüntüleyerek kalp-damar riskini çok erken evrede yakalamayı hedefliyor. Bu yöntem, fast-RSOM sayesinde belirtiler ortaya çıkmadan mikrodamar düzeyindeki bozulmaları doğrudan ölçerek daha erken müdahale ve daha kişiselleştirilmiş takip kapısı aralayabilir.
Kalp-damar hastalıklarının en erken sinyalleri, çoğu zaman gözden kaçan en küçük damar ağında başlıyor. Helmholtz Munich ile Technical University of Munich (TUM) araştırmacıları, “fast-RSOM” adını verdikleri yeni bir görüntüleme aracıyla bu mikro ölçekteki değişimleri cilt üzerinden, girişimsel bir işlem gerektirmeden yüksek detayla görüntülemeyi başardı.
Araştırmacılara göre yöntem, “mikrovasküler endotelyal disfonksiyon” (MiVED) denilen ve damarların genişleyip daralma becerisindeki ince bozulmaları yakalayabiliyor. MiVED, sigara kullanımı, yüksek tansiyon veya obezite gibi bilinen risk faktörleriyle ilişkili olabilse de, bugüne kadar insanlarda bu düzeyde doğrudan ve non-invaziv ölçüm yapmak kolay değildi.
fast-RSOM’un yaklaşımı, riski yalnızca dolaylı göstergeler üzerinden tahmin etmek yerine, bu risk faktörlerinin mikrodamarlarda bıraktığı fiziksel etkileri görüntülemeye dayanıyor. Bu sayede klinisyenler, daha büyük damar sorunları ya da belirgin semptomlar ortaya çıkmadan önce damar fonksiyonundaki küçük ama anlamlı bozulmaları izleyebilir.
Ekip, taşınabilir ve hızlı olması sayesinde teknolojinin ileride poliklinik koşullarında, rutin kardiyovasküler risk değerlendirmelerine entegre edilebileceğini düşünüyor. Bir sonraki adım olarak fast-RSOM’un daha geniş ve farklı hasta gruplarında test edilmesi ve elde edilen biyobelirteçlerin klinik kullanıma uyarlanması planlanıyor.
Çalışmada kullanılan RSOM (Raster Scan Optoacoustic Mesoscopy) yaklaşımı, kısa ışık atımlarının dokuda oluşturduğu ultrason sinyallerinden yararlanarak cilt altının detaylı 3B görüntüsünü üretmeyi amaçlıyor. Araştırmacılar, bu sayede damar yapısı, oksijenlenme gibi mikro ölçekteki değişimlerin daha erken dönemde fark edilebileceğini vurguluyor.
Visited 13 times, 1 visit(s) today
Etiketler: fast-RSOM, Helmholtz Munich, kardiyovasküler risk, mikrodamar, mikrovasküler endotelyal disfonksiyon, non-invaziv, Raster Scan Optoacoustic Mesoscopy, Technical University of Munich
Last modified: 30 Ocak 2026
Alaska’daki Prince of Wales Island’da gri kurtlar, denizde yaşayan su samurlarını avlıyor. Araştırmacılar bu sıra dışı beslenme değişiminin ekosistemleri nasıl bağladığını ve kurtların su samurlarını tam olarak nasıl yakaladığını anlamaya çalışıyor.
Alaska’daki Prince of Wales Island’da gri kurtlar, bilim insanlarını şaşırtan bir davranış sergiliyor: su samurlarını avlıyorlar. Bu beklenmedik beslenme kayması, kıyı ekosistemlerinde kara ve deniz arasındaki ilişkileri yeniden düşünmemize neden olabilir. Chicago Üniversitesi değil, University of Rhode Island’dan doktora öğrencisi Patrick Bailey, bu davranışın nasıl ortaya çıktığını ve ne kadar yaygın olduğunu anlamak için sahada ve laboratuvarda veri topluyor.
Bailey’nin sorusu basit ama yanıtı zor: Kurtlar su samurlarını nasıl yakalıyor? Karada avlanmaya göre denizde avı yakalamak ve tüketmek çok farklı bir dizi zorluk içeriyor. Araştırma ekibi, daha önceki görüntülerin ayrıntı yakalamakta yetersiz kaldığını, bu yüzden yeni yerleştirilen fotokapanların avlanma anlarını daha net ortaya çıkarabileceğini söylüyor. Aralık ayından bu yana biriken 250 binden fazla görüntünün taranması için University of Rhode Island’dan yedi öğrenci de çalışmaya dahil edildi.
Çalışmanın bir diğer ayağı, kurtların beslenme geçmişini okumayı hedefliyor. Bailey, müze koleksiyonlarındaki ve yakın zamanda ölen hayvanlardan alınan kurt dişlerini stabil izotop yöntemiyle analiz ediyor. Dişler katman katman büyüdüğü için, tıpkı ağaç halkaları gibi, hayvanın zaman içindeki besin kaynaklarındaki değişimi kaydedebiliyor. Bu sayede “deniz menüsü”nün bireylerde ve popülasyonda ne ölçüde görüldüğü daha iyi anlaşılabilecek.
Araştırmacılara göre bu tablo, su samurlarının geçmişte yoğun avcılıkla azalan nüfusunun toparlanmasıyla bağlantılı olabilir: Nüfus geri geldikçe eski bir av-avcı ilişkisinin yeniden belirmesi ihtimali masada. Ancak bu ilişkinin su samurlarının toparlanmasını nasıl etkilediği ve kurtların davranışlarını ne ölçüde değiştirdiği henüz net değil.
Ek olarak, deniz kaynaklı beslenmenin bir “bedeli” olabilir. Alaska Department of Fish and Game’den biyolog Gretchen Roffler’ın bulguları, su samurlarında zehirli bir cıva formu olan metilcıva birikiminin yüksek olabildiğine işaret ediyor. Bailey, kıyı kurtlarının karaciğer örneklerinde iç bölgelerdeki kurtlara kıyasla çok daha yüksek cıva düzeyleri (bazı ölçümlerde 278 kata kadar) görüldüğünü aktarıyor; bunun da üreme, vücut kondisyonu ve davranış üzerinde uzun vadeli riskler doğurabileceğini belirtiyor.
Visited 8 times, 1 visit(s) today
Etiketler: Alaska, Alaska Department of Fish and Game, gri kurt, Prince of Wales, stabil izotop, su samuru, University of Rhode Island
Last modified: 30 Ocak 2026