20 Haziran 2026 Cumartesi
Şehirleşme Süreçleri ve Çevresel Etkileri
Bir Yudum Süt, Bir Parça Et; Medeniyetin Sessiz Mimarları - Doç.Dr. Alper Koçyiğit - Akademik Akıl
2026’nın İlk Yarısında Türkiye’nin Sağlık Ekonomisine Genel Bakış - Prof.Dr. Ayşegül Akbay - Akademik Akıl
DTSO’nun Suriçi’ne dair açıklaması - Aziz Yağan
Sosyete
İskan Aydeniz, YKS’nin bilgi, dikkat, zaman yönetimi ve psikolojik dayanıklılığı birlikte ölçen önemli bir süreç olduğunu belirtti.
TYT, yani Temel Yeterlilik Testi, 20 Haziran Cumartesi günü uygulanacağını anımsatarak, ‘ Bu sınavın temel mantığı; öğrencinin okuduğunu anlama, yorumlama, temel işlem becerisi, dikkat ve zamanı doğru kullanma becerisini ölçmektir. Bu nedenle TYT’de her soruya takılıp kalmak doğru bir strateji değildir. Öğrenci zorlandığı, zaman alacağını düşündüğü veya ilk anda çözemediği soruyu işaretleyerek geçmeli, sınavın ilerleyen dakikalarında bu sorulara tekrar dönmelidir.” dedi.
AYT’nin se 21 Haziran Pazar günü sabah oturumunda yapılacağını vurgulayan Aydeniz, ”AYT, TYT’ye göre daha fazla bilgi ve alan hâkimiyeti gerektiren bir sınavdır. Öğrencinin kendi alanındaki derslere ne kadar hâkim olduğunu ölçer. Sayısal, eşit ağırlık ve sözel öğrencileri için AYT’de bilgi, yorum ve işlem becerisi daha belirleyici hâle gelir. Ancak AYT’de de öğrencinin zorlandığı sorularla inatlaşmaması, turlama tekniğini kullanması ve zamanını kontrollü yönetmesi gerekir.” ifadesini kullandı.
Sınava hazırlık
Sınav öncesinde yapılması gereken hazırlıkların en geç cuma gününe kadar tamamlanmış olmasını çneren Aydeniz, sınav giriş belgeleri çıkarılmalı, mümkünse en az iki çıktı alınmasını istedi.
Doğru yönetmek önemli
”TYT, AYT ve YDT oturumlarına girecek öğrenciler her oturum için sınav giriş belgelerini ayrı ayrı kontrol etmelidir. Kimlik belgesi hazır bulundurulmalı, sınava girilecek okul önceden görülmeli, ulaşım planı yapılmalı ve sınav sabahı evden kaçta çıkılacağı netleştirilmelidir. Kıyafet seçimi, uyku düzeni, beslenme ve kişisel hazırlıklar da sınav sabahına bırakılmamalıdır.” diyen Aydeniz, şözlerini şöyle sürdürdü:
”Bu süreçte heyecan, kaygı ve stres yaşanması son derece doğaldır. Kaygı, sınavı önemsemenin insani bir sonucudur. Önemli olan kaygıyı tamamen yok etmeye çalışmak değil, onu doğru yönetebilmektir. Kontrol edilebilen kaygı öğrenciyi diri tutabilir; ancak kontrolsüz kaygı paniğe dönüşerek öğrencinin bildiklerini ortaya koymasını zorlaştırabilir. Bu nedenle öğrenciler sınav öncesinde kısa yürüyüşler yapabilir, nefes egzersizleri uygulayabilir, uyku düzenine dikkat edebilir ve kontrol edebilecekleri hazırlıklara odaklanabilirler.
Sınav anında kaygı yükseldiğinde öğrenci birkaç saniye durup nefesini düzenlemeli, “Bu soruyu yapamıyorum” düşüncesiyle bütün sınavı kötü değerlendirmemelidir. Bir soruda zorlanmak sınavın tamamının kötü geçeceği anlamına gelmez. Böyle anlarda turlama tekniği çok önemlidir. Turlama tekniği; öğrencinin ilk turda kolay ve yapılabilir soruları çözmesi, zorlandığı soruları işaretleyip sonraya bırakmasıdır. Bu yöntem hem zamanı verimli kullanmayı sağlar hem de öğrencinin moralini ve sınav kontrolünü korumasına yardımcı olur.”
TYT çıkışında sosyal medyadan uzak dur
TYT çıkışında öğrencilerin özellikle sosyal medyadan uzak durmaları gerekir. Sınavdan hemen sonra sosyal medyada yapılan yorumlar, soru tartışmaları, “çok kolaydı”, “çok zordu” gibi paylaşımlar öğrencinin moralini bozabilir ve ertesi gün yapılacak AYT performansını olumsuz etkileyebilir. Her öğrencinin sınav yorumu kendi duygu durumuna göredir; bu nedenle sosyal medyadaki değerlendirmeler sağlıklı bir ölçüt değildir.
TYT’den sonra öğrencinin önce dinlenmesi, yemek yemesi, sakinleşmesi ve zihnini toparlaması daha doğru olacaktır. Bir süre dinlendikten sonra ertesi gün yapılacak AYT için hafif bir göz atma yapılabilir. Bu çalışma yeni konu öğrenmek veya yoğun tekrar yapmak amacıyla değil; öğrencinin kendini toparlaması, önemli noktaları hatırlaması ve zihinsel olarak rahatlaması için yapılmalıdır.
Velilerimize de bu süreçte önemli görevler düşmektedir. Sınav öncesinde ve sınav aralarında öğrenciyi sürekli sorgulamak, “Nasıl geçti?”, “Kaç net gelir?”, “Şunu yaptın mı?” gibi baskı oluşturabilecek sorular sormak öğrencinin kaygısını artırabilir. Bunun yerine sakin, destekleyici ve güven veren bir tutum sergilenmelidir. Öğrencinin bu süreçte en çok ihtiyaç duyduğu şey, anlaşıldığını ve yanında olunduğunu hissetmektir.
Sonuç olarak YKS yalnızca bilgi sınavı değildir; aynı zamanda dikkat, sabır, zaman yönetimi, stres kontrolü ve psikolojik dayanıklılık sınavıdır. Hazırlıkların zamanında yapılması, sınav anında doğru stratejilerin uygulanması ve sınav aralarının sağlıklı geçirilmesi öğrencinin performansını doğrudan etkiler. Heyecan, kaygı ve stres bu sürecin doğal parçalarıdır; önemli olan bu duyguların öğrenciyi yönetmesi değil, öğrencinin bu duyguları yönetebilmesidir.”
Muhabir: ÖZGÜR AYAYDIN
Kadim tarihi ve köklü kültürüyle bilinen Diyarbakır’ın geçmişinde, toplumsal bağları güçlendiren çok özel bir gelenek yatıyor: Lakap kültürü.
Eski mahallelerde bir insana lakap takılması, sadece bir isimlendirme değil, onun kentin bir parçası haline gelmesi demekti.
Kişinin mizacına, dış görünüşüne, mesleğine ya da hafızalara kazınan bir anısına dayanılarak verilen bu lakaplar, bir kez yapıştı mı ömür boyu o kişinin gölgesi olurdu.
Günümüzde modernleşen şehir hayatıyla birlikte bu gelenek unutulmaya yüz tutsa da, eski Diyarbakırlıların kalbinde ve sohbetlerinde hâlâ ilk günkü gibi yaşıyor.
Her Biri Ayrı Bir Roman: İşte O Renkli İsimler
Kimi bir hareketiyle, kimi neşesiyle, kimi de sıra dışı karakteriyle kentin hafızasına kazındı.
Okurken hem şaşırtan hem de yüzlerde sıcak bir tebessüm bırakan, Diyarbakır’ın geçmişinden süzülüp gelen o efsane lakaplardan bazıları şunlar:
Kırkayah Veysi & Lastik Ali
Çütkafa Mendo & Avel Kemal
Kırıh Şexo & Zaza Piro
Şorikli Fate & Şorik Veysi
Yamya Mıho & Doşo
Guri Keçel Alo & Ahmo Çırto
Diyarbakır Dicle Üniversitesi’ne “Spor Dostu Kampüs” ünvanı
İçeriği Görüntüle
Pışo Meheme & Belengaz Leylo
Kuşbaz Garbis & Cımbıl Hakko
Tope Meyro & Çirtik Zelo
Artist Yılo & Yanpiri Neco
Hırçıkli Siranuş & Şaşo Hımpo
Pozveren Ahmet
Deli Mevlo, Deli Çeto ve Deli Ferho
Lakapların Ardındaki Gizli Hikâyeler
Bu lakapların hiçbiri rastgele seçilmemişti; her birinin arkasında kentin sokaklarına sinmiş yaşanmışlıklar vardı.
Örneğin; sergilediği kıvrak zekası ya da yerinde duramayan hızlı hareketleri nedeniyle birine “Kırkayah Veysi” denirken, fotoğraf merakı veya hayata her zaman olumlu bakan neşeli tavırları bir başkasını “Pozveren Ahmet” yapabiliyordu.
Sanatçı ruhuyla sokakları şenlendiren “Artist Yılo” ya da neşeli ve biraz da kurallara meydan okuyan tavırlarıyla bilinen “Şorikli Fate”, kentin adeta yaşayan birer rengiydi.
Kaybolan Bir Kültür Mirası
Diyarbakır’ın bu geleneksel lakap kültürü, bireyleri incitmeden hafifçe tiye alan, mizahı ve samimiyeti ön plana çıkaran muazzam bir iletişim biçimiydi.
İnsanların birbirini sadece tanımadığını, aynı zamanda çok iyi anladığını ve bağrına bastığını gösteren bu bağ, günümüzde mahalle kültürünün değişmesiyle birlikte giderek sessizliğe gömülüyor.
Ancak geçmişin o sıcak, samimi ve neşeli Diyarbakır’ını özleyenler için bu efsane lakaplar, her anıldığında insanları eski sokaklarda nostaljik ve keyifli bir yolculuğa çıkarmaya devam ediyor.
Muhabir: EYÜP KAÇAR
Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) bilim insanları, robotlara ”Dün gece montajına başladığımız parçayı depodan getir” gibi karmaşık komutları anında yerine getirebilecek yeni bir teknoloji geliştirdi.
Mevcut robotik sistemlerin 3 boyutlu haritalar oluşturabilse de, çevredeki nesnelerin detaylarını ve zaman içindeki değişimlerini insan gibi algılamakta yetersiz kaldıklarını belirten bilim insanları, geliştirilen yöntemin, robotun insan diliyle düşünüp erişebileceği ”dil tabanlı bir hafızaya” dönüştürdüğünü kaydetti.
Bilim insanları geliştirilen DAAAM (Her Şeyi, Her Yerde, Her Zaman, Her An Tanımla) algoritmasının nasıl çalıştığını şöyle açıkladı:
”Zengin Tanımlama: Robot, çevresinde gezinirken sadece nesneleri konumlandırmakla kalmıyor, onlara detaylı etiketler ekliyor. (Örn: “Otoparktaki kırmızı bisikletin lastiği patlak.”)
10 Kat Daha Hızlı: Mevcut tekniklerin aksine, nesneleri gruplandırarak en net anahtar kareleri seçiyor ve işlemleri paralel yürüterek hesaplama hızını tam 10 kat artırıyor.
Yapay Zekâ Entegrasyonu: Hafızaya alınan devasa veri tabanına bir Büyük Dil Modeli (LLM) bağlanıyor. Böylece robot, kullanıcının sade bir dille sorduğu karmaşık sorulara birkaç saniyede yanıt veriyor.”
Doğruluk Oranında Büyük Fark
Yapılan testlerde DAAAM yönteminin, mevcut en gelişmiş diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, soru türüne bağlı olarak yüzde 21 ile yüzde 53 arasında daha doğru sonuçlar verdiğini ifade eden araştırmacılar, mobil bir robotun gerçek zamanlı olarak kullanabileceği kadar hızlı çalışan sistemin yanılsamalarını da minimuma indirdiğini söyledi.
YENİ TEKNOLOJİ BAŞKA ALANLARDA DA KULLANILACAK
Bilin insanları, bu teknolojinin, fabrikalarda insanlarla yan yana çalışan robotik asistanların yanı sıra, bakım çalışanlarına arıza ve anormallik tespiti konusunda yardımcı olan veya yolculara karmaşık alanlarda kılavuzluk eden artırılmış gerçeklik (AR) sistemlerinde de doğrudan uygulama alanı bulacağını da belirtti.
Gelecekte sisteme çevre değişimlerini anlık yakalama ve güven endeksi hesaplama özellikleri eklemesinin de hedeflendiği açıklandı.
Kaynak: mit.edu
Osmanlı arşivlerinden elde edilen tarihi veriler, Diyarbakır’ın 17. yüzyılın sonlarında imparatorluğun mali kalbi konumunda olduğunu gösteriyor.
Araştırmacı Veysel Gürhan’ın çalışmasından derlenen bilgilere göre, şehir, özellikle 1690’lı yıllarda ödediği yüksek cizye vergisi miktarıyla Osmanlı eyaletleri arasında zirveye oynuyordu.
Ekonomik Gücün Göstergesi: Cizye Vergisi
Osmanlı hukukunda gayrimüslim erkek nüfustan gelir durumuna göre yıllık olarak tahsil edilen cizye vergisi, sadece bir mali kalem değil, aynı zamanda o şehrin ekonomik canlılığı ve demografik zenginliği hakkında en net ipuçlarını veren belge niteliğindeydi.
1691-1692 ve 1694-1695 yıllarına ait cizye defterleri incelendiğinde, Diyarbekir Eyaleti’nin imparatorluk genelinde en yüksek vergi hasılatı sağlayan merkezlerin başında geldiği görülüyor.
Kayıtlardaki Çarpıcı Rakamlar ve Gelir Grupları
Tarihi kayıtlara göre, yalnızca Diyarbakır kent merkezinde (Amid Kazası) binlerce gayrimüslim mükellef bulunuyordu. Osmanlı maliyesi, adil bir vergilendirme için bu mükellefleri gelir düzeylerine göre üç sınıfa ayırmıştı:
Âlâ (Yüksek Gelirliler): Şehrin elit ve ticari açıdan en güçlü kesimini oluşturuyordu.
Evsât (Orta Gelirliler): Esnaf ve zanaatkarlardan oluşan, vergi yükünün ana gövdesini sırtlayan gruptu.
Ednâ (Düşük Gelirliler): Dar gelirli sınıfı temsil ediyordu.
1694-1695 yılı verilerine göre sadece merkezdeki sınıflardan toplanan cizye miktarı; 1.656 kuruş (âlâ), 4.702,5 kuruş (evsât) ve 1.496 kuruş (ednâ) olarak kayıtlara geçti. Ayrıca sınıfı net belirtilmeyen bir gruptan da 391,5 kuruşluk ek cizye geliri elde edildi.
Hem Kalabalık Nüfus Hem Yüksek Refah
Arşiv belgeleri, Diyarbekir Eyaleti’ne bağlı Amid Kazası’nın (şehir merkezi), bölgedeki en yoğun gayrimüslim nüfusa sahip yerleşim yeri olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor.
Uzmanlar, o tarihlerde Diyarbakır’ın vergi listelerinde zirvede yer almasını iki temel nedene bağlıyor: Birincisi kentin sahip olduğu dinamik ve kalabalık demografik yapı, ikincisi ise ipek yolu rotasında yer almasının getirdiği yüksek ticari refah. Bu iki faktör bir araya geldiğinde, Diyarbakır 1690’lı yıllarda Osmanlı’nın adeta vergi rekortmeni kenti haline gelmişti.
Muhabir: EYÜP KAÇAR
Günlük yaşamın vazgeçilmez gıdalarından biri olan ekmek, çoğu evde sofranın baş köşesinde yer alıyor. Ancak son dönemde birçok tüketici, ekmeğin daha kısa sürede bayatladığını belirterek şikayetlerini dile getiriyor.
Ekmek; un, su, maya ve tuzun belirli oranlarda karıştırılıp yoğrulması, mayalandırılması ve pişirilmesiyle elde edilen temel bir besin maddesidir.
İnsanlık tarihinin en eski besinlerinden biri olan ekmek, birçok kültürde temel besin kaynağı olarak kabul ediliyor.
EKMEK NEDEN BAYATLAR ?

Uzmanlara göre ekmeğin bayatlaması yalnızca kurumasından kaynaklanmıyor. Bayatlama sürecinin temel nedeni, ekmek içindeki nişastanın zamanla yapısının değişmesi. Pişirme sırasında yumuşayan nişasta molekülleri, zaman geçtikçe yeniden kristalleşiyor ve ekmek sertleşmeye başlıyor.
Sıcak hava, yanlış saklama koşulları ve ekmeğin açıkta bırakılması da bayatlama sürecini hızlandırıyor.
Özellikle buzdolabında saklanan ekmeklerin oda sıcaklığında saklananlara göre daha hızlı bayatlayabildiği belirtiliyor.
Uzmanlar, katkısız geleneksel ekmeğin oda sıcaklığında ortalama 1 ila 3 gün tazeliğini koruduğunu ifade ediyor. Ambalajlı ve koruyucu katkı içeren bazı ekmek çeşitlerinde ise bu süre 5 ila 7 güne kadar uzayabiliyor.
Dondurucuda saklanan ekmekler ise uygun koşullarda haftalarca hatta aylarca muhafaza edilebiliyor.
GIDA UZMANLARI NE DİYOR ?
Diyarbakırlı iş kadını can güvenliği için koruma talebinde bulundu
İçeriği Görüntüle
Gıda uzmanları, ekmeğin bez torba veya ekmek kutusunda saklanmasının tazeliği korumaya yardımcı olduğunu belirtiyor. Uzmanlar ayrıca ihtiyaç kadar ekmek alınmasını ve tüketilemeyecek miktardaki ekmeğin dilimlenerek dondurulmasını öneriyor.
Beslenme uzmanları ise bayat ekmeğin sağlık açısından zararlı olmadığını, küflenmediği sürece farklı tariflerde değerlendirilebileceğini ifade ediyor.
Vatandaşlar, ekmeğin eskiye göre daha hızlı bayatladığını ve sertleştiğini düşünüyor.
Bir tüketici, “Sabah aldığımız ekmek akşama doğru sertleşmeye başlıyor. Bir sonraki gün ise yiyilmiyecek duruma geliyor” dedi.
Bir başka vatandaş ise, “son zamanlarda fırından aldığım ekmek iki günde bayatlıyor. Bunun nedeni nedir. Ekmeğin daha uzun süre taze kalmasını istiyoruz” sözleriyle yaşadığı sıkıntıyı dile getirdi.
Muhabir: EYÜP KAÇAR