30 Nisan 2026 Perşembe
Şehirleşme Süreçleri ve Çevresel Etkileri
Bir Yudum Süt, Bir Parça Et; Medeniyetin Sessiz Mimarları - Doç.Dr. Alper Koçyiğit - Akademik Akıl
Türkiye’de Özel Hastanecilik: Güncel Sorunlar ve Çözüm Önerileri - Prof.Dr. Ayşegül Akbay - Akademik Akıl
Yönetmen Rezan Yeşilbaş’tan Uçan Köfteci - Aziz Yağan
Sosyete
Türkiye’nin en büyük dijital ses platformuKarnaval Medya Grubu, geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiği “Sesin Dijital Dönüşümü” araştırması ile 12. Baykuş Ödülleri’nde Vizyoner Baykuş kategorisinde Altın Ödül’ün sahibi oldu. Yenilikçi bir yaklaşımla dijital ses dünyasında hızlı adımlar attıklarını kaydeden Karnaval Medya Grubu CEO’su Burak Can, “Dijitalleşen dünyada sesin hiç durmayan dönüşümünün izinden gitmeyi sürdürecek, ses yatırımlarımızla tüketicilerin değişen alışkanlıklarına yanıt vermeye devam edeceğiz” dedi.
Türkiye Araştırmacılar Derneği tarafından yılın en başarılı pazarlama ve kamuoyu araştırmalarını ödüllendirmek amacıyla bu yıl 12. kez düzenlenen Baykuş Ödülleri töreni, araştırma, reklam, pazarlama, iletişim, akademi ve marka dünyasının profesyonellerini bir kez daha buluşturdu. Türkiye’nin en çok dinlenen radyo frekanslarının yanı sıra farklı müzik zevklerine hitap eden 30’u aşkın dijital radyo frekansı, farklı müzik türleri ve en çok dinlenen podcast yayınları ile dinleyicilerinin her anında yanında yer alan, ses pazarlamasında lider olma hedefiyle ilerleyen Karnaval Medya Grubu, “Dijital Seste Segmentasyon” başlığı ile ödül töreninde yerini aldı. Grup, Yougov iş birliği ile gerçekleştirdiği “Sesin Dijital Dönüşümü” araştırmasıyla Vizyoner Baykuş kategorisinde verilen Altın Ödül’e layık görüldü.
“Dijital ses dünyasına yeni kavramlar kazandırıyoruz”
Araştırma çalışması ile ses ve müzik dinleme alışkanlıklarında yaşanan dönüşüme projeksiyon tuttuklarını belirtenKarnaval Medya Grubu CEO’su Burak Can,“Adex’in verilerine göre, küresel dijital reklam yatırımlarında 29 ülke arasında 8. sırada yer alan Türkiye, yüzde 118’lik büyüme oranı ile 2022’de olduğu gibi 2023’te de en fazla büyüyen ülke konumunu koruyor. Türkiye, aynı zamanda küresel dijital ses pazarında yapılan medya yatırımlarının 5,6 kat’lık büyümesi ile en fazla büyüme gösteren ülke konumunda yer alıyor.Türkiye’dekesintisiz canlı radyo deneyimini, farklı müzik türlerini ve Türkiye’nin en çok dinlenen podcast yayınlarını tek bir platformda bir araya getirerek dijital ses dünyasında önemli adımlar atıyoruz. Geliştirdiğimiz içeriklerle de dijital ses dünyasının yeni kavramlarla zenginleşmesine olanak sağlıyoruz.Tüketicilerin değişen ses dinleme alışkanlıklarına paralel olarak müzikten iletişime kadar geniş bir yelpazede yenilikler sunarak ses yatırımlarımızı artıracağız” açıklamasında bulundu.
Ses ve müzik dinleme alışkanlıklarının dönüşümü ele alınıyor
Dijitalleşen çağda ses ve müzik dinleme alışkanlıklarında yaşanan dinamik dönüşümü tüm yönleriyle ortaya koyan “Sesin Dijital Dönüşümü” araştırmasında tüketicilerin internet, sosyal medya ve teknolojik ürün kullanımı alışkanlıklarının çözümlenmesi ve segmentasyonu hedeflendi. Araştırma örneklemi 12-55 yaş arası, kadın ve erkek, A, B, C1 ve C2 SES grubuna dahil; İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana ve Samsun şehirlerinden katılımcılarla gerçekleştirildi. Toplamda 1,501 kişiyle görüşüldü. Ayrıca Karnaval kullanıcısı 210 katılımcı da araştırmaya dahil edildi. Araştırmada, Türkiye’deki tüketicilerin sesin dönüşümüne nasıl ayak uydurduğu ve dijital ses içeriklerine yönelik tutumları detaylı olarak incelendi.
Pınar Altuntaş, çağdaş Türk edebiyatında dikkat çeken yazarlardan biridir. Kendi benzersiz bakış açısıyla kaleme aldığı eserlerinde derin felsefi ve insani temaları işler. Yazıları, yaşamın tesadüflerine, insan ilişkilerine ve bireyin içsel yolculuğuna odaklanır. Özellikle, bireylerin kendilerini bulma ve dünyayla olan ilişkilerini anlamlandırma süreçleri, onun eserlerinde sıkça görülen temalardandır.
Pınar Altuntaş, edebiyat dünyasına “Tesadüf Çocukları” adlı eseriyle girmiştir. Bu kitabında, hayatın sürprizlerine ve rastlantıların bireylerin yaşamındaki önemine dair derinlemesine bir anlatı sunmuştur. Kitap, insan hayatındaki beklenmedik olayların ve seçimlerin insanı nasıl dönüştürdüğünü ele alır. Altuntaş, karakterlerinin iç dünyalarını ayrıntılı ve empatik bir şekilde işlerken, okuyucuyu hem düşündürmeyi hem de duygusal olarak etkilemeyi başaran bir dil kullanır.
Yazar, sadece romanlarında değil, aynı zamanda makaleleri ve denemelerinde de toplumsal ve felsefi konulara değinir. İnsanların yaşadıkları dünyayı ve kendilerini sorgulamaya teşvik eden metinleri, geniş bir okuyucu kitlesine hitap etmektedir. Pınar Altuntaş, çağdaş Türk edebiyatının felsefi derinliği olan yazarları arasında yerini almış ve bu alanda özgün bir ses olarak öne çıkmıştır.
Özellikle bireyin özgürlüğü, kaderin rolü ve yaşamın anlamı gibi temalar, Altuntaş’ın eserlerinde sürekli olarak vurgulanır. Dilinin sadeliği ve derinliği, hem edebi hem de düşünsel olarak okurlar üzerinde kalıcı bir etki bırakır.
Pınar Altuntaş, günümüz edebiyatının derinlikli ve çok katmanlı yazarlarından biri olarak, toplumsal meseleleri bireysel trajedilerle harmanlayarak okuyucusuna sunar. “Yeni Dünya Betli” adlı romanı da bu çizgide, birey ve toplum arasındaki çarpıcı çelişkileri, aidiyet ve kimlik arayışını yoğun bir psikolojik ve sosyolojik zemin üzerine kurar. Roman, Betli’nin hikâyesi üzerinden yeni bir dünyanın, yeni düzenin sancılarını gözler önüne serer.

“Yeni Dünya Betli”, Pınar Altuntaş’ın insan ruhunun derinliklerine inerken, aynı zamanda toplumsal yapının birey üzerindeki baskısını ele alan bir romanıdır. Roman, ana karakter Betli’nin içsel yolculuğu ile çevresindeki sosyal düzenin karmaşasını bir araya getirir. Altuntaş, bu eserde, insanın dış dünyadaki kaosun içinde kendini yeniden var etme çabasını ve bu çabanın getirdiği trajediyi merkezine alır.
Pınar Altuntaş, özellikle postmodern bir anlatımla dikkat çeken bir yazar. Onun bu romanında da bu tarzın izleri görülür. Parçalı anlatım, zaman ve mekanın sürekli değişimi, karakterlerin ruh halleriyle oynayan anlatım tarzı Altuntaş’ın kalemini özgün kılan özelliklerdir. Betli’nin öyküsü bu çerçevede, aynı anda hem bireysel bir dramı hem de kolektif bir travmayı yansıtır.
“Yeni Dünya Betli”, birey ve toplum arasındaki çatışmayı merkeze alır. Betli, kendini yeni bir dünya düzeni içinde konumlandırmaya çalışırken, varoluşsal sorgulamalarla baş başa kalır. Romanın en baskın temalarından biri kimlik arayışıdır. Betli, ait olma ihtiyacıyla çevresindeki dünyaya tutunmaya çalışırken, bir yandan da sürekli kendini ve çevresindeki ilişkileri sorgular. Bu bağlamda Altuntaş, bireyin toplumsal yapıyla uyumsuzluğunu ve bu uyumsuzluğun yarattığı kişisel çıkmazları başarıyla gözler önüne serer.
Diğer önemli bir tema ise yeni dünya düzeninin birey üzerindeki etkileridir. Altuntaş, bu yeni düzenin dayattığı normlar ve kurallar karşısında bireyin nasıl ezildiğini ve bir yandan da kendini var etmeye çalıştığını güçlü bir biçimde anlatır. Betli’nin karşılaştığı zorluklar, aslında bir bakıma modern insanın toplumsal baskılarla verdiği savaşı simgeler.
Betli, romanın merkezinde yer alan güçlü bir karakterdir. Hem kırılgan hem de dirençli bir yapıya sahip olan Betli, okurun gözünde karmaşık ve çok boyutlu bir kişilik kazanır. Betli’nin kimlik arayışı, roman boyunca devam eden en önemli süreçlerden biridir. Kendine yeni bir yer bulma çabası, eski dünyaya duyduğu özlem ve yeni dünyada var olma mücadelesi arasında sıkışıp kalan Betli, içsel bir yolculuk içindedir.
Betli’nin karakteri, aslında insanın toplumla ve kendisiyle olan savaşını simgeler. Her adımda kendi iç dünyasıyla yüzleşen Betli, dış dünyanın baskıları karşısında kırılgan bir yapı sergiler. Onun en büyük trajedisi, bu dünyada kendine bir yer bulamama hissidir. Altuntaş, bu içsel çatışmayı başarılı bir biçimde işleyerek Betli’nin yalnızlığını ve kopmuşluğunu derinleştirir.
Romanın diğer karakterleri ise Betli’nin yaşamındaki farklı yönleri temsil eder. Yan karakterler, toplumun birer yansıması olarak, Betli’nin kişisel yolculuğunda ona engel olan veya onu destekleyen figürler olarak karşımıza çıkar. Altuntaş, bu karakterler aracılığıyla toplumsal yapının birey üzerindeki etkilerini daha belirgin hale getirir.
Pınar Altuntaş’ın yazım tarzı, “Yeni Dünya Betli”de oldukça belirgin bir şekilde kendini gösterir. Postmodern anlatım teknikleri, parçalı ve zamanlar arasında geçiş yapan bir yapıyı ortaya koyar. Betli’nin hikâyesi, sadece kronolojik bir düzlemde değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal bir düzlemde de anlatılır. Bu anlatım tarzı, okuyucunun Betli’nin ruh haliyle bütünleşmesini sağlar ve olayları onun bakış açısından daha derin bir şekilde kavramasına imkan tanır.
Altuntaş, betimlemelerde minimalist bir yaklaşım sergiler. Ancak, bu minimalist üslup, duygusal yoğunluğun ve karakterlerin derinliğinin altını çizer. Roman, duygusal açıdan yoğun ve yer yer şiirsel bir dil kullanır. Bu da kitabı edebi açıdan zenginleştirir ve okuyucuya daha derin bir deneyim sunar.
“Yeni Dünya Betli”, bireyin toplumla olan ilişkisini, kimlik arayışını ve yeni dünya düzeni içindeki bocalamalarını derinlemesine işleyen bir roman. Pınar Altuntaş, karmaşık karakter yapıları ve yoğun tematik alt yapısıyla, günümüz insanının yaşadığı varoluşsal krizleri güçlü bir şekilde kaleme almıştır. Betli’nin hikâyesi, bir bireyin değil, toplumun genel bir portresi olarak okunabilir.
Altuntaş’ın bu eseri, okuru derin düşüncelere sevk ederken, aynı zamanda bireysel çıkmazları toplumsal meselelerle ustaca birleştirir. “Yeni Dünya Betli”, hem edebi yönü güçlü bir roman hem de günümüz dünyasına dair önemli sorular soran bir yapıttır.

Albız
Pınar Altuntaş’ın Albız kitabı, Türk edebiyatında nadir bulunan bir fantastik öğelerle bezeli hikaye anlatıcılığı sunar. Albız, kökleri Türk mitolojisine dayanan kötü bir ruh olarak tanımlanırken, kitapta da bu mitolojik unsur, modern dünyaya ustaca entegre edilmiştir. Yazar, Albız figürü üzerinden, insan ruhunun derinliklerine inen bir yolculuk yaparak, okuyucuyu korku, gerilim ve gizem dolu bir atmosfere sürükler.
Kitap, bir yandan korku unsurlarını işlerken, bir yandan da insan doğasının karanlık taraflarına dair derin bir sorgulama sunar. Altuntaş’ın dili sade ama etkileyicidir; okuru sürekli bir gerilim halinde tutar ve hikayenin akışı boyunca merak unsuru hiç düşmez. Albız, sadece bir korku hikayesi olmanın ötesinde, bireyin iç dünyasındaki korkularla yüzleşmesi gerektiğini, travmaların nasıl hayatımızı şekillendirdiğini ve kötülüğün kişisel ve toplumsal etkilerini irdeleyen katmanlı bir anlatı sunar.
Yazar, mitoloji ile modern psikolojik korkuları harmanlayarak, okura hem tanıdık hem de ürpertici bir deneyim sunmayı başarmıştır. Albız’ın sadece fiziksel bir tehdit değil, aynı zamanda sembolik bir kötülük olduğunu görmek, kitaba daha derin bir anlam katmaktadır. Bu yönüyle Albız, korku edebiyatına farklı bir soluk getirirken, aynı zamanda Türk mitolojisinin zengin dünyasına da dikkat çeker.

Tesadüf Çocukları
Pınar Altuntaş’ın Tesadüf Çocukları adlı kitabı, derin bir felsefi ve psikolojik zemine oturan bir roman olarak öne çıkmaktadır. Kitap, insanın varoluşunu, hayatın anlamını ve yaşam yolculuğundaki rastlantısal anları ele alırken, kader ve tesadüf arasındaki ince çizgide geziniyor. Altuntaş, roman boyunca hayatın rastgele olaylarının aslında bireyin yolculuğundaki en önemli yapıtaşları olduğunu vurguluyor. Kader, belirlenmiş bir yazgı mıdır yoksa tamamen tesadüflerin bir ürünü müdür? Yazar, bu sorulara net cevaplar vermek yerine okuru düşünmeye teşvik eden, katmanlı bir anlatı sunuyor.
Romanın merkezinde yer alan karakterler, hayatlarında beklenmedik anlarla yüzleşirken, her biri farklı duygusal ve zihinsel süreçlerden geçiyor. Bu karakterler, tesadüfler karşısında kendi iç dünyalarına dönüp seçimlerinin sonuçlarıyla yüzleşiyorlar. Altuntaş, bireysel seçimlerin ve rastlantıların birbirine nasıl bağlı olduğunu sorgularken, insanların hayatlarındaki anlam arayışlarını derinlemesine işliyor.
Tesadüf Çocukları, aynı zamanda insan ilişkilerini, toplumsal baskıları ve bireyin bu baskılarla nasıl başa çıktığını da ele alıyor. Roman, bir yandan modern bireyin yalnızlık ve aidiyet sorunlarına ışık tutarken, diğer yandan kaderci bir yaklaşımdan uzaklaşarak özgür iradenin rolünü ön plana çıkarıyor. Bu açıdan bakıldığında, Tesadüf Çocukları sadece bir roman değil, insan hayatına dair derin felsefi sorular soran bir düşünce eseridir.
Kitapta ayrıca, hayatın tesadüfi anlarının kişisel gelişim üzerindeki etkisi de işleniyor. Karakterlerin deneyimleri, bireyin yalnızca dış dünyadaki olaylarla değil, içsel çatışmalarıyla da büyüdüğünü ve olgunlaştığını gösteriyor. Altuntaş’ın dil kullanımı, bu duygusal ve zihinsel süreçleri etkili bir şekilde aktararak okuru derinlemesine düşünmeye ve empati kurmaya sevk ediyor.
Sonuç olarak, Tesadüf Çocukları, hayatın beklenmedik dönemeçlerinde kendi yolunu bulmaya çalışan bireylerin hikayelerini anlatırken, rastlantıların yaşamlarımızdaki anlamını ve önemini keşfetmemize yardımcı olan bir eser olarak değerlendirilebilir. Pınar Altuntaş, sade fakat derin anlatımıyla okuru etkileyici bir düşünsel yolculuğa davet ediyor.

Pınar Altuntaş’ın “Duyguların Öğretisi” Adlı Serbest Şiir Kitabı Üzerine Bir İnceleme
Pınar Altuntaş’ın Duyguların Öğretisi adlı eseri, modern Türk edebiyatında özgün bir yer tutan serbest şiir çalışmalarıyla dikkat çeken bir yapıt olarak karşımıza çıkmaktadır. Kitap, duyguların derinliklerini ve insan ruhunun karmaşıklığını ustaca işleyerek, okuyucuya içsel bir yolculuk vaat eder. Altuntaş’ın şiirlerinde işlediği temalar, bireyin kendisiyle ve çevresiyle olan ilişkisini sorgulayan, hayatın anlamını irdeleyen bir felsefi derinlik taşır. Bu yönüyle eser, yalnızca şiir severler için değil, insan varoluşunu anlamaya çalışan herkes için bir rehber niteliği taşır.
Serbest Şiirin Gücü: Kuralsızlığın İçinde Bir Disiplin
Altuntaş’ın Duyguların Öğretisi kitabındaki şiirler, serbest ölçüyle yazılmıştır. Serbest şiir, kurallara bağlı olmayan yapısıyla yazarına geniş bir ifade özgürlüğü sunarken, Altuntaş bu özgürlüğü belirli bir disiplin içinde kullanarak, her bir dizeyi anlamla doldurmayı başarmaktadır. Duyguların akışkanlığını ve düşüncelerin düzensizliğini yansıtan bu serbestlik, aynı zamanda her şiirin içinde belirli bir düzen ve tutarlılık yaratır. Altuntaş, dilin sınırlarını zorlayarak, özgürce düşüncelerini ve duygularını ifade ederken, bir yandan da her bir dizede derin felsefi sorgulamalara yer verir.
Tematik Zenginlik ve Felsefi Derinlik
Kitapta öne çıkan başlıca temalar, insanın kendiyle yüzleşmesi, doğayla olan ilişkisi, zaman ve ölüm gibi evrensel konulardır. Altuntaş’ın şiirlerinde, insanın ruhsal yolculuğuna ve varoluşuna dair sorular sürekli olarak gündeme gelir. Şair, bu temaları işlerken, okuyucuyu yalnızca duygusal değil, aynı zamanda düşünsel bir yolculuğa da çıkarır. Varoluşun zorlukları, içsel çatışmalar ve kendini bulma arayışı, şiirlerin ana eksenini oluşturur.
Özellikle, hayatın döngüsel doğası, insanın kendini yenileme ve yeniden keşfetme süreçleri, Altuntaş’ın şiirlerinde sıkça karşılaşılan unsurlardır. Şair, doğanın döngüselliğini insanın iç dünyasıyla paralel tutarak, sabrın ve bekleyişin önemini vurgular. Bu temalar, okuyucuya hayatın her anının bir ders olduğunu ve her deneyimin bir öğretici niteliği taşıdığını hatırlatır. Altuntaş’ın şiirlerinde hayatın içindeki bu küçük ama anlamlı anlar, duygusal derinliği ve ruhsal farkındalığı artıran unsurlar olarak karşımıza çıkar.
Dil ve Üslup: Sadelik İçinde Derinlik
Altuntaş’ın dil kullanımı, sadelikle derinliği bir araya getiren özgün bir üslup barındırır. Şair, süslü ve karmaşık anlatım yerine, sade bir dil kullanarak duyguları ve düşünceleri yalın ama etkileyici bir biçimde ifade eder. Bu sadelik, okuyucunun şiirle özdeşleşmesini ve kendi yaşamındaki duygularla bağlantı kurmasını kolaylaştırır. Ancak bu sadelik, yüzeysel bir anlatımdan ziyade, derin düşüncelerin ve karmaşık duyguların arka planda işlendiği bir anlatım biçimi olarak karşımıza çıkar.
Sonuç: Duyguların Öğretisi ile İçsel Bir Yolculuk
Pınar Altuntaş’ın Duyguların Öğretisi kitabı, insan ruhunun derinliklerine inen bir eser olarak, okuyucuyu düşünsel ve duygusal anlamda besleyen bir yapıttır. Serbest şiirin özgürlüğüyle şekillenen bu kitap, yalnızca bireysel bir deneyim değil, aynı zamanda evrensel temalar üzerinden herkesin hayatına dokunan bir eser niteliği taşır. Altuntaş, insanın kendi içsel yolculuğuna ışık tutarak, okuyucusunu hem duygusal hem de zihinsel bir arayışa davet eder. Duyguların Öğretisi, insanın kendini anlama ve hayatı derinlemesine kavrama sürecine rehberlik eden önemli bir eserdir.
Bu yıl 5. kez sanatseverlerle buluşacak olan Avusturya Liseliler Vakfı 5. Müzik ve Sanat Festivali, 21-22 Eylül tarihleri arasında yerli ve yabancı sanatçıların sahne performanslarıyla Avusturya Başkonsolosluğu’ndagerçekleşecek.
St. Georg Avusturya Lisesi Mezunları tarafından kurulan Avusturya Liseliler Vakfı’nın ilkini 2018 yılında gerçekleştirdiğiAvusturya Liseliler Vakfı Müzik ve Sanat Festivalibeşinci kez21-22 Eylültarihleri arasında Yeniköy’deki Avusturya Başkonsolosluğu’nda düzenlenecek.
Her yıl, yeni içeriklerle programını zenginleştirmeyi amaçlayan ALV 5. Müzik ve Sanat Festivali’nde bu yıl; Çello Paradiso, Michela Lombardi, Dilek Sert Erdoğan Live DJ Project, Simon Raab, Michaela Rabitsch&Robert Pawlik, Emir Ersoy Featuring Gökçe Bahadır sahne alacaklar.
Şehri sanatın farklı renkleriyle buluşturacak festivalde bu yıl sanatçılar Nur Dağdelen & Oya Akkul’un “33” adlı sergisi de gezilebilecek. Festivalin geliri önceki yıllarda olduğu gibi Avusturya Lisesi’nden mezun, başarılı ve maddi desteğe ihtiyacı olan öğrencilerin yurt dışı eğitimlerine katkı sağlayacak.
Festivalin davetiyeleri Fonzipplatformu üzerinden yapılacak bağış karşılığı temin edilebiliyor.
Festival Programı
21 Eylül 2024, Cumartesi
16.00 Çello Paradiso
18.00 Michela Lombardi
20.00 Dilek Sert Erdoğan Live DJ Project
22 Eylül 2024, Pazar
16.00 Simon Raab
18.00 Michaela Rabitsch&Robert Pawlik
20.00 Emir Ersoy Featuring Gökçe Bahadır
SosyalBen Vakfı Kurucusu Ece Çiftçi’nin yazdığıKendi Hikâyenin Kahramanı Olabilirsin, okuyucuları “kendi hikâyelerinin kahramanı” olabilecekleri bir yolculuğa davet ediyor. Farkındalıkla başlayan bir yolculuğa…
Kimler mi davetli bu yolculuğa?
Ece Çiftçi bu kitapta çocukluk yıllarından itibaren yaşadığı deneyimlerden yola çıkarak bir insanın kendi yeteneklerini nasıl keşfedebileceğini ve bunları nasıl toplumla paylaşabileceğini anlatıyor. Bu kitap kendi potansiyelini keşfetmek isteyenlere ilham olacak…
Ece Çiftçi,hayallerin, sınırları aşıp milyonlarca kişiye ilham olma gücüne inanıyor. Bu amaçla yazdığıKendi Hikâyenin Kahramanı Olabilirsinyazarın ilk kitabı.
“Aslında değiştirme gücü hepimizin içinde var. Ben bunu 14 yaşımda fark ettim… Ah o farkındalık anı… İnsanı uyutmaz, uyandırmaz, yemek yedirmez. Bu yüzden de farkındalık insanları çoğu zaman rahatsız eder. İnsanlar onun üzerini toprakla örterler…”
Türk klasik müziği çalışmalarına kalıcı bir örnek ve etki oluşturmak, geleneksel mehter müziğini çok sesli bir formla birleştirip 21. yüzyıl frekansına uygun bir şekilde dünyaya tanıtmak fikriyle yola çıkan Anatolia Filarmoni Senfoni Orkestrası, yeni nesil mehteran kayıtlarını Bulgaristan Ulusal Radyosu Stüdyo 1’de dünyaca ünlü müzisyenlerle tamamladı.
Dünyanın en eski askerî bandolarından ve Osmanlı Devleti’nin sembollerinden Mehteran, Anatolia Filarmoni Senfoni Orkestrası’nın 21. yüzyıl frekansına uygun dokunuşuyla yepyeni bir boyut kazandı. “Barış Savaşçıları”nın müziği olarak yepyeni bir formda bestelenen ve yorumlanan eserlerin kayıt ekibinde Hollywood filmlerine imza atan dünyaca ünlü müzisyenler de yer aldı. Bu Proje kapsamında film müziği bestecisi, orkestra şefi, piyanist ve aranjör Ayhan Özel ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Ayhan Bey sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Ben Ayhan Özel. 25 yıllık müzik üretim ve icra deneyimine sahibim. Çocukluğumdan bu yana piyano kültürünün içindeyim, İtalyan bir hocadan aldığım dersler beni klasik müziğe karşı hem ilgili hem de bilgili hale getirdi. Multidisipliner bir hayat tarzını her zaman benimsiyorum, bu anlamda birçok alana dair ilgiliyim ve bu sadece ilgiyle kalmıyor, eğitim almaya hayatım boyunca devam ediyorum. Müzik benim için bir tutku, bir yaşam tarzı, hatta bir varoluşsal mücadelenin tamamen merkezinde bir alan. Falset Anatolia Filarmoni Orkestrası’nda piyanist, aranjör, composer; Mızıka-i Türk-i Filarmoni Orkestrası’nda piyanist, aranjör olarak görev aldım. The Story of Water soundtrack, Theme of Human Soundtrack, Behind the Desert Soundtrack, Son Çağ Soundtrack, Story of Loneliness Soundtrack, Silent Rebellion Soundtrack içerisinde yer aldığım projelerden bazıları.
Mehteranı 21. yüzyıl frekansına uyarlama fikri nasıl ortaya çıktı?
Türkiye’de yaşayan herkes gibi ben de çocukluğumdan bu yana mehteran müziklerini dinlerdim. Fakat mehteran müziğini yapma fikri 2019’da bir ajansın “Batı formunda mehteran müziği yapar mısınız?” şeklindeki teklifiyle başladı.
Bu proje ile neyi hedefliyorsunuz?
Uzun yıllardır uluslararası bir takım şirketlere, yardım kuruluşlarına ve projelere film müziği ve belgesel film müziği yaptım. Bu anlamda müziğin hep mutfağında çalıştım ve birçok deneyim edindim. Bu süreçte dünyada isim yapmış birçok kişi ile çalışma ve tanışma fırsatım oldu. Bu deneyimler müzik projelerinde farklı ve yenilikçi düşünmeyi refleks haline getirdi. İşte bütün bu deneyimler yeni nesil mehteran eserlerinin üretilmesi ve stüdyo aşamasının olmasında önemli bir ilham kaynağı oldu benim için. Anatolia Filarmoni Senfoni Orkestrası olarak yaşadığımız bu kadim Anadolu topraklarında dünyanın en eski ve köklü askeri bando müziği olan mehteranı, Holywood film müziklerinin yapımında yer almış, dünyanın en yetenekli ve deha müzisyenleriyle birlikte, yeni nesil mehteran formunda dünyaya duyurma çabası içerisindeyiz. Umuyoruz ki bu “Barış Savaşçılarının” sesini 21. yüzyıl müzik frekansına uygun bir formda tüm dünya duyacaktır. Hedefimiz Türkiye’nin zengin tarihi ve kültürel mirasını uluslararası alanda tanıtmaya destek sunmak.
Anatolia Filarmoni Senfoni Orkestrasi ne zaman ve nasıl kuruldu? Projede yer alan isimlerden kısaca bahseder misiniz?
Yaklaşık iki yıl önce başlayan bir proje. Daha önce dünyanın birçok yerinde film müzikleri çalıyorduk, fakat somut olarak bu projeye iki yıl önce başladık. Nikola Petrov projemizde süpervisor olarak yer aldı. Luciano Pavarotti, Sinead O’Connor, Phil Collins, Harry Gregson Williams ve daha fazlası önemli müziyenlerle 1000’in üzerinde projede yer alan ve Avrupa Film Puanlama Akademisi’nde öğretim üyesi olan Vladislav Boyadzhiev Ses mühendisi/Master/Mix olarak bizimleydi. İrlandalı besteci ve vokalist Ronan Scolard Opersyon Direktörü, Avrupa Güzel Sanatlar Akademisi, Avrupa Film Puanlama Akademisi ve Avrupa Kayıt Orkestrasi’nın (ERO) Şef, Besteci, Orkestratör ve Kurucu Ortağı Jeremy Leidhecker İdari Direktör olarak kayıtlarımıza eşlik etti.

Kayıt süreci hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?
Hollywood film müziklerinde icracı olan birçok müzisyenle ve kayıt ekibi ile çalıştık ve dünya standartlarında çok sesli müzik eserleri ürettik. Bu eserlerin opera sanatçıları tarafından kaydı Türkiye’de oldu. Enstrüman kayıtları ise dünyanın en büyük stüdyolarından birisi olan Bulgarian Recording Studio’da yapıldı.
Kayıtta Hollywood film müzikleri projelerinde yer alan isimler de yer aldı. Bu isimler arasında kimler var ve kendilerinden nasıl yorumlar aldınız?
Bu ekip içinde, Ennio Morricone, Luciano Pavarotti, Sinead O’Connor, Phil Collins, Harry Gregson Williams, Lorne Balfe, Lisa Gerrard, Patrick Doyle, Thomas Bergersen, Pink, Jose Carreras, Bruno Coulais ve daha fazla müzisyenle çalışmış dünyaca ünlü müzik adamları da bulunmakta. Ve bu müzisyenlerin röportajlarının içinde bulunduğu bir belgesel de yapıldı. Hollywood film müziği yıldızlarının tınısına aşina olmuş isimlerin mehteranı çalması ve eserlerin global çapta güçlü bir duygu durumu oluşturduğunu ve dünyanın neresine gidersiniz gidin aynı duyguları telkin ettiğini paylaşmaları bizim için çok değerliydi.
Müziğinizi “Barış Savaşçıları”nın müziği olarak tanımlıyorsunuz bunu biraz açabilir misiniz?
Selçuklu’dan başlayıp Osmanlı’dan günümüze kadar gelen mehteran müzik kültürü, “Savaş” temalıydı… Yeni nesil mehteran eserlerinde insan temasıyla “barış savaşçılarının müziği” imajıyla yer değiştirilmesini ve uluslararası arenada Türkiye’nin barışa katkısının mesajının verilmesini amaçladık.
Yakın ve uzun dönem hedefleriniz neler?
Öncelikle Türkiye’de bu yeni formu kulaklara, doğru platformlarda ulaştırmak ve doğru ifade etmek istiyoruz. Uzun dönem hedefimiz ise bunu dünyaya anlatmak ve ülkemizin bir barış ülkesi olduğunu sanat diliyle ifade etmek.