DOLAR 50,11730,01%
EURO 55,87540,09%
ALTIN 6.562,080,09
BITCOIN 3727530-1.75841%
İstanbul
11°

KAPALI

SABAHA KALAN SÜRE

Independent Türkçe

Independent Türkçe

08 Kasım 2026 Pazar

Doğu Libya-Türkiye anlaşması: Akdeniz’deki güç mücadelesinde kartları yeniden dağıtan bir adım

Doğu Libya-Türkiye anlaşması: Akdeniz’deki güç mücadelesinde kartları yeniden dağıtan bir adım
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Son birkaç hafta içinde Libya, ABD’den Doğu Akdeniz’e kadar uzanan yankıları olan bir dizi hızlı siyasi gelişmeye sahne oldu. Kıvılcım, ülkenin doğusunda toplanan Libya Temsilciler Meclisi’nin 20 Ekim 2026’da Libya ve Türkiye arasında imzalanan deniz yetki anlaşmasını onaylaması oldu.

Bu onay, Ankara’ya Libya hükümetiyle imzaladığı diğer anlaşmaları, özellikle de petrol ve doğalgaz kaynaklarını araştırmak için çeşitli açık deniz alanlarında sismik araştırmalar yapmayı uygulamaya başlaması için yasal bir zemin sağlıyor. Bu durum, araştırmaların Libya-Mısır deniz sınırına yakın tartışmalı suları da içermesi nedeniyle Mısır ile bir çatışmaya yol açabilir.

Onay ayrıca, Türkiye’nin Akdeniz’deki ekonomik bölgelerin paylaşımına ilişkin geniş kapsamlı taleplerini, Yunanistan’ın da aynı derecede geniş kapsamlı talepleri karşısında savunan konumunu güçlendiriyor. Bu, 2020’de yaşananlara benzer şekilde, iki ülke arasında yeniden bir askeri çekişme olasılığını artırıyor.

Dolayısıyla Libya, ülkenin doğusundaki makamlar arasındaki anlaşma yoluyla, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ve İsrail’e karşı yer aldığı daha geniş bir bölgesel çekişmenin içine çekiliyor. Durum, Yunanistan’ın Amerikan şirketi Chevron ile Girit’in güneyindeki sularda petrol arama sözleşmesi yapmasıyla daha da karmaşık hale geliyor; zira bu sular Libya’nın hak iddia ettiği sulardır. Anlaşmanın uygulanması girişimleri, korumacı politikalar benimseyen, mevcut dengeleri sarsan ve özellikle bölgesel çıkarları ve enerji stratejisi söz konusu olduğunda kararları tahmin edilmesi zor olan bir yönetim tarafından yönetilen ABD’yi çatışmaya çekebilir.

Hafter, Bingazi'deki bir askerî geçit töreninde / Fotoğraf: AFP

Hafter, Bingazi’deki bir askerî geçit töreninde / Fotoğraf: AFP

Libya’daki bir dizi etkileşim

Libya’daki olaylar, mevcut duruma hâkim olan jeopolitik baskılardan nadiren bağımsız olarak gerçekleşir.

Onaydan önce, Kahire ile yakın bağları olan eski Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’in görevden alınmasıyla sonuçlanan siyasi bir manevra yaşandı. Salih, yıllarca, Mısır çıkarlarına verebileceği potansiyel zarar ve Libya’da kurulan uluslararası güç dengesini bozabileceği gerekçesiyle anlaşmanın onaylanmasını engellemişti; görev süresinin devamı da büyük ölçüde bu dengeye bağlıydı.

Başta Akdenizli güçler olmak üzere, Libya’nın iç işlerine müdahale etmeye alışkın ülkeler şimdi politikalarının sonuçlarıyla yüzleşiyorlar. Yıllarca kısa vadeli kazanımlar peşinde koştular veya çıkarlarına hizmet eden yerel vekil güçleri kullandılar

Ancak Salih’in 12 yıla uzanan görev süresi ekim ayı başlarında sona erdi ve yerine, Libya’nın doğusundaki fiili yönetici Saddam Hafter’in arkasında olduğu bir hamleyle Salihin Abdünnebi el-Ubeydi geçti.

Eski başkanı deviren bu hamle, Libya bağlamında özel öneme sahip, çünkü çoğu ülkede rolü idari ve organizasyonel işlevlerle sınırlı olan meclis başkanlığı, Akile Salih döneminde, oylama ve yasama yetkisini tekeline alarak, Temsilciler Meclisi’nde fiili karar alma merkezi haline geldi.

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu durum yıllar içinde iyice yerleşti ve Birleşmiş Milletler (BM) ile yabancı diplomatlar, çıkarlarına uygun olduğu her durumda Salih’in antidemokratik uygulamalarına göz yumdular. Bu uygulamalar arasında, yeterli çoğunluk olmadan oylama yapılması ve hatta milletvekillerinden WhatsApp üzerinden oy alındığı iddiaları ortasında sonuçlarla oynanması da yer alıyordu.

Yeni başkan da aynı yolu izledi; kendisinden öncelik verilmesi istenen bir konuda kapalı oylama yaptı ve yaygın anlatıya göre Saddam Hafter’in istediği sonucun oy birliğiyle onaylandığını açıkladı.

Bu, oğul Hafter’in Libya başkanlığına ulaşma veya kendisini bütün ülkenin fiili yöneticisi olarak dayatma hırsları için bir zaferi temsil ediyor. Saddam Hafter’in desteklenmesi, Amerikan diplomasisinin ve BM destekli sürecin bir hedefi haline gelen ve BAE’den Rusya ve Fransa’ya kadar uluslararası aktörlerin desteğini alan bir projeye dönüşse de temel bir engelle karşı karşıya; özellikle ülkenin daha yoğun nüfuslu batısında yaşayan birçok Libyalı, onun yönetimine boyun eğmeyi reddediyor.

Görünüşe göre oğul Hafter, Ankara’nın çıkarlarına hizmet edebileceğini göstererek Ankara’nın gözüne girmeye çalışıyor. Uzun zamandır beklenen deniz yetki anlaşmasının onaylanmasının yanı sıra ticari anlaşmaları ve askeri ortaklıkları garanti ederek, Türkiye’nin batı Libya’daki etkisini kullanarak iktidara yükselişinin önünü açmasını umuyor.

Ofisleri ve kendisine bağlı medya kuruluşları tarafından yürütülen kampanya da olayların bu şekilde yorumlanmasını destekliyor. Kampanya onayı, ulusal çıkarlara bağlılık ve birleşik bir Libya’yı temsil etme çabalarının devamı olarak, zekice bir siyasi hamle olarak tasvir ediyor. Ancak bu anlatı, kararın bağımsız bir parlamentonun egemen iradesini yansıtmaktan ziyade, Hafter’in siyasi emellerine hizmet ettiği kanaatini destekliyor.

Bu izlenim, Ankara’da ulusal birliğin bu çarpık vizyonunu desteklemek amacıyla düzenlenen bir toplantıyla eş zamanlı gelen, Temsilciler Meclisi aracılığıyla Merkez Bankası’na yeni bir başkan atama girişiminde bulunmasıyla daha da pekişiyor.

Türkiye'nin Tosyalı Grubu ile Libya Birleşik Demir ve Çelik Şirketi'nin ortak girişimi olan Tosyalı Çelik Sanayi tarafından Libya'nın Bingazi kentinde inşa edilen demir ve çelik fabrikası, 9 Eylül 2026 / Fotoğraf: Reuters

Kuzey Libya’daki Ras Lanuf’ta bir petrol rafinerisi, 3 Haziran 2020/ Fotoğraf: AFP

Kriz Libya sınırlarının ötesinde patlak veriyor

Başta Akdenizli güçler olmak üzere, Libya’nın iç işlerine müdahale etmeye alışkın ülkeler şimdi politikalarının sonuçlarıyla yüzleşiyorlar. Yıllarca kısa vadeli kazanımlar peşinde koştular veya çıkarlarına hizmet eden yerel vekil güçleri kullandılar, ancak aniden ve sert bir şekilde şu ünlü ifadenin doğruluğunu keşfettiler: Aldatmaya kalkıştığımızda ne karmaşık bir ağ örüyoruz!

Yunanistan ve Avrupalı ​​müttefiklerinin tepkisi tahmin edilebileceği gibi öfkeliydi. Türkiye’yi sorumlu tutan ve anlaşmayı “geçersiz” ve uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendiren açıklamalar peş peşe geldi. Ancak bu tutum, etkilerinin sınırlılığını ortaya koyuyor ve bu sonucun zeminini hazırlayan koşulları yaratmadaki rollerini, olası alternatifleri engellemelerini ve dahası argümanlarının eksikliklerini görmezden geliyor.

Denizde koşulların yakın gelecekte önemli bir değişikliğe uğraması olası görünmüyor. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) keşif araştırmaları yapmayı planladığı alanların çoğu Libya sularında yer alıyor

Yerleşik ve köklü demokratik geleneklerine rağmen, Yunanistan ve Fransa, Hafter ailesinin Libya içindeki siyasi konumunu iyileştirmede, uluslararası pozisyonunu güçlendirmede ve Trablus savaşındaki yenilgisinin ardından hesap verebilirlikten korunmasında önemli bir rol oynadı.

Bu savaş, daha önce Hafter’i kontrolünü Libya’nın tamamına genişletmek için destekleme girişimi sonucunda yaşanmış ve nihayetinde ülkedeki Rus ve Türk varlığını pekiştirmişti. Ayrıca, Türkiye ile Libya hükümeti arasında ilk deniz yetki anlaşmasının imzalanmasına da neden olmuştu. Bu da Yunanistan ve diğer Avrupa ülkelerini Hafter’in nüfuzunu güçlendirme, Trablus hükümetini zayıflatma, güçlü bir liderin yükselişine zemin hazırlama ve Batı Libya’daki Türk nüfuzuna karşı muhalefeti harekete geçirme politikasına geri dönmeye yöneltmişti.

İronik bir şekilde, aynı ülkeler daha önce de aynı politikayı izlerken, Türkiye’nin oradaki varlığını güçlendirmesine olanak sağlayan koşulların oluşmasına katkıda bulunmuşlardı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu, Avrupa dış politikasındaki kronik bir kusuru açığa çıkarıyor; o da stratejik vizyon yerine kısa vadeli taktiksel hesaplara öncelik verilmesi.

Bununla birlikte, Hafter’in ailesi Rusya’ya giderek daha fazla bağımlı hale gelirken ve Atina ile diğer güney Avrupa ülkelerine baskı yapmak için göçmen dalgalarını kullanırken bile, Avrupa’daki iyimserlik devam etti. Ve beklendiği gibi, Avrupalıların iktidara gelmesine yardımcı olduğu otoriter yönetici, kontrollerinden çıktı ve onlar pahasına kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için rakipleriyle iş birliği yapmaya başladı.

Mısır da benzer bir çıkmazla karşı karşıya; 2019’daki askeri yenilgisinden sonra Hafter’i korumada önemli bir rol oynadı. Bunun arkasındaki motivasyonun bir kısmı, bizzat Kahire’nin Hafter’i destekleme politikasının güçlenmesine katkıda bulunduğu Libya’daki Türk nüfuzuna karşı koymaktı.

Deniz yetki anlaşmasının Mısır’ın sınırları belirleme vizyonuyla çelişmesine ve Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) ihtilaflı sularda keşif çalışmaları yapma olasılığına rağmen, Kahire’nin müttefiki Akile Salih’i kaybetmesi, çeşitli taraflarla iyi ilişkilerini sürdürme çabalarına ilave zorluklar getirdiği için daha da rahatsız edici görünüyor.

Zira Mısır-Türkiye ilişkileri iyileşiyor, dahası doğal gaz rezervlerinin işletilmesindeki ortak çıkarlar, deniz yetki alanlarıyla ilgili anlaşmazlıklar konusunda bir uzlaşıya varma yolu sunuyor. Kahire için en zorlu meydan okuma, Libya içindeki nüfuzunu korumak ve Salih’in kaybını telafi ederek Trablus hükümeti ve ülkenin doğusundaki diğer güç merkezleriyle bağlarını güçlendirmektir.

Mısır’ın ayrıca, tüm taraflarla iyi ilişkilerini sürdürmesi gereken bir dönemde, bir tarafta Yunanistan, Avrupa ve İsrail, diğer tarafta Türkiye arasında tırmanan düşmanlığa dahil olmaktan kaçınması da gerekiyor.

Amerika Birleşik Devletleri’ne gelince, şimdilik, son hamlenin Libya’daki hedeflerine hizmet ettiği stratejik değerlendirmesine dayanarak, bu gelişmelerden uzak durmaktan memnun görünüyor. Ancak, pozisyonlarını sürekli değiştirmesiyle bilinen ABD yönetiminin bu temkinli yaklaşımını ne kadar sürdürebileceği şüphe konusu.

Washington’daki güçlü Yunan lobisi, Chevron’un çıkarlarının tehlikeye girmesi olasılığı, ilave olarak İsrail’in nüfuzu, ABD yönetimini anlaşmanın sonuçlarını sınırlamaya itebilecek faktörler arasında yer alıyor. Dahası, Türkiye’nin bağımsız enerji üretim kapasitesini geliştirmesi, ABD’nin Akdeniz üzerinden Avrupa’ya enerji tedarik sisteminde etkili bir konuma sahip olma vizyonuyla çelişiyor.

Bu gelişmeler Ankara için de bir uyarı niteliğinde. Kendilerini güçlü yöneticiler olarak sunanların değişken tutumları ve Libya gibi bölünmüş bir ülkede anlaşmaların uygulanmasının zorluğu, Türkiye’nin nihai bir oldubitti dayatmadığını, aksine yeni bir çatışma ve bölünme dönemi başlattığını gösteriyor.

Türkiye'nin Tosyalı Grubu ile Libya Birleşik Demir ve Çelik Şirketi'nin ortak girişimi olan Tosyalı Çelik Sanayi tarafından Libya'nın Bingazi kentinde inşa edilen demir ve çelik fabrikası, 9 Eylül 2026 / Fotoğraf: Reuters

Türkiye’nin Tosyalı Grubu ile Libya Birleşik Demir ve Çelik Şirketi’nin ortak girişimi olan Tosyalı Çelik Sanayi tarafından Libya’nın Bingazi kentinde inşa edilen demir ve çelik fabrikası, 9 Eylül 2026 / Fotoğraf: Reuters

Libya-Türkiye deniz yetki anlaşmasının nüfuz ve enerji mücadelesi üzerindeki etkileri

Anlaşmanın onaylanmasının neden olduğu güçlü tepkilere rağmen, denizde koşulların yakın gelecekte önemli bir değişikliğe uğraması olası görünmüyor. TPAO’nun arama çalışmaları yapmayı planladığı alanların çoğu Libya sularında yer alıyor; bu kapsamın dışında kalan tek alanla ilgili olarak Mısır ile görüşme fırsatı hâlâ mevcut. Arama projelerinin ilerlemesindeki olağan yavaşlık göz önüne alındığında, konu şu anda acil görünmüyor.

Libya’daki çıkarları korumak ve bunların istikrarı sarsma gücünü sınırlamak, vekalet savaşlarından ve kısa vadeli hesaplardan vazgeçmeyi ve bunun yerine mevcut siyasi sermayeyi istikrarlı ve egemen bir devlet inşa etmeye kullanmayı gerektiriyor

Yunan hükümeti, Girit’in güneyindeki sular üzerindeki anlaşmazlığı çözmek için Libya ile diyalog başlatmaya çalışıyor; bu, anlaşmanın tamamen iptalini talep etmekten daha spesifik ve yönetilebilir bir hedeftir. Ancak, diplomatik çabaların başarısızlığı, Chevron ve Helleniq Energy’nin halihazırda araştırma ve arama faaliyetleri yürüttüğü Girit’in güneyindeki iki deniz bölgesinde bir çatışmayı tetikleyebilir.

Bu da Türkiye’nin tartışmalı deniz alanlarındaki projeleri engellemek için savaş gemileri gönderdiği ve Fransa ile karşı karşıya geldiği 2020 yılında Kıbrıs açıklarında yaşanan çatışmanın tekrarlanmasına neden olabilir.

cdgthy
Türkiye’nin Tosyalı Grubu ile Libya Birleşik Demir ve Çelik Şirketi’nin ortak girişimi olan Tosyalı Çelik Sanayi tarafından Libya’nın Bingazi kentinde inşa edilen demir ve çelik fabrikası, 9 Eylül 2026 (Reuters)
Ancak en ciddi sonuçlar siyasi olmaya devam ediyor. Bu hamle, bir tarafta İsrail, Yunanistan ve GKRY, diğer tarafta Türkiye arasındaki jeopolitik bölünmeyi derinleştiriyor ve gaz sektörünün ötesine uzanan ve etkileri Ortadoğu’dan Afrika Boynuzu’na kadar birçok bölgesel alana ulaşabilecek gelişmelere neden olabilir.

Bu sonuçlar Libya’nın kendisi için bile ters tepebilir. Hafter, bir oldubitti dayatmada başarılı olduğuna inanırken, Trablus hükümeti, Türkiye ile anlaşmayı imzalayan Libyalı taraf olarak hâlâ önemli bir siyasi ağırlığa sahip ve bu da Ankara’nın ondan kolayca vazgeçmesini engelliyor.

Türkiye’nin Yunanistan, Fransa, Mısır ve diğerlerinin deneyimlerinden ders çıkarması kendi çıkarınadır. Zira, eğer Hafter Trablus üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırmayı başarırsa, Ankara aniden kendisini güç yapısından dışlanmış bulabilir ve çıkarları, daha önce Hafter’i destekleyen güçlerin başına geldiği gibi, ikinci plana itilebilir.

Bu sahneden çıkarılacak ders şudur: Libya’daki çıkarları korumak ve bunların istikrarı sarsma gücünü sınırlamak, vekalet savaşlarından ve kısa vadeli hesaplardan vazgeçmeyi ve bunun yerine mevcut siyasi sermayeyi, bölgesel ve uluslararası ilişkilerinde sorumlu bir ortak rolünü oynayabilecek istikrarlı, egemen bir devlet inşa etmeye kullanmayı gerektiriyor.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bu makale Independent Türkçe için Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

Al Majalla

Devamını Oku

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Sürecin başarıya ulaşması için ortak bir sorumluluk almalıyız

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Sürecin başarıya ulaşması için ortak bir sorumluluk almalıyız
0

BEĞENDİM

ABONE OL

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin genel merkezinde düzenlenen Parti Meclisi Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, tutuklu Tuncer Sağlam’ın hayatını kaybettiğini belirterek, “Tuncer arkadaşımız çok ağır hastalıklarla boğuşuyordu. Tedavi olanakları cezaevinde sınırlı. Çok ağır hastalıkları olmasına rağmen iki ay önce infazı ertelenen bir arkadaştan bahsediyorum. Yeterince tedavi edilmediği için, tedavisi ertelendiği için çok ağır hastalıkları olmasına rağmen infazının uzatılmasından kaynaklı yaşamını yitirdi. Tuncer arkadaşa rahmet diliyorum. Ailesine, bütün yol arkadaşlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Buradan yetkililere de sesleniyorum. Bu son olsun. Ayıptır. Hasta tutsaklar hala niye içeride” ifadelerini kullandı.

Hayatını kaybeden Parti Meclisi üyesi Nesrin Aslan için de başsağlığı dileyen Bakırhan, “Nesrin arkadaş çok özel bir arkadaşımızdı. Geçmişinden günümüze kadar devrimcilik yapan, bugün aramızda olan belki birçok arkadaş gibi, birçok sol-sosyalist zeminde çalışmış, en zor dönemlerde HDP’de, DEM Parti’de bulunmuş bir arkadaşımızdır. Nesrin arkadaşa da sözümüz olsun, onun da 30-40 yıldır uğruna mücadele ettiği değerlere daha sıkı sarılacağımızı belirtmek istiyorum” dedi.

“Hamasetle talepleri ertelemenin zemini kalmadı”

ABD, İsrail ve Brezilya’daki seçimler ile Fransa ve Sırbistan’daki protestolara değinen Bakırhan, dünyanın her yerinde halkların taleplerinin ortaklaştığını söyledi. Bakırhan, şöyle devam etti:

Ekonomik taleplerle demokratik talepler hem oy kullananlar tarafından dile getirildi hem de sokakta direnen, bunun mücadelesini verenler tarafından dile getirildi. Aslında dünya halklarının ve emekçilerinin talepleri belki de ilk dönem böylesine ortaklaşıyor. Çok önemli şeyler söylediler. Hemen hemen her yerde dış maceraları iktidarlar bir kenara bıraksın dediler. Düşmanlaştıran, ötekileştiren, içeride yok sayan, tekçi yaklaşımları bir kenara bıraksın dediler. Boş vaatler yerine artık toplumun, emekçilerin gerçek gündemlerine çare bulan bir söylem ve pratik içerisine girsin dediler.

Bu tablo aslında Türkiye’ye de yabancı değil. ‘Ekmek, Adaletve Barış İçin Bütçe’ çalışmalarımızda, gittiğimiz her yerde aşağı yukarı Fransa’dan, Sırbistan’dan, Amerika’da Demokratlar’a oy kullanan seçmenlerden, Brezilya’da Lula’ya oy veren seçmene kadar aynı şeyleri dile getiriyorlar. Bu talepler burada da aynı olduğu için bu taleplere kulak vermek gerekiyor. Artık hamasetle bu talepleri ertelemenin bir zemini kalmadı. Bu taleplerin yerine gelmesi de aynı zamanda iktidarın ve siyasetin bir görevidir. Biz de dünyanın her yerinde adalet, eşitlik, ekonomide adil bir paylaşım için mücadele edenlerin bu taleplerinin karşılanması için mücadele edeceğimizi belirtmek istiyorum.

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

“Bu sefer izin vermeyeceğiz”

Bakırhan, fon meselesinin hala belirsizliğini koruduğunu dile getirerek, “Maalesef bir avuç insan milyonları götürüyor. Milyonlarca insan da çoluk çocuğuna ekmek yetiştirmeye çalışıyor. İşte Türkiye’nin biraz ekonomik tablosu budur. Bazıları küçük bir azınlık fondan zenginleşti. Büyük bir çoğunluk da ekonomik zorluklar içerisinde yaşamını sürdürmeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Fon krizinin bir gecede oluşamdığını ancakdinledikleri hükümet yetkililerinin sanki bir anda ortaya çıkmış gibi yansıttıklarını kaydeden Bakırhan şunları söyledi:

Bunun geleceği belliydi. Bakanımız kendisi bir yıl önce burada bir problem var dedi. Buranın önlenmesi gerekiyordu. Ama kimse denetlemedi. Kimse üzerine düşen gerekli sorumluluğu ortaya koymadı. Kimin bu vurgunda ne katkısı, payı var, o da ayrı bir mesele. Onu da açığa çıkaracağız inşallah. Kimse bu soygunu, bu vurgunu, bunu durdurmadı. Hesabını da sormadı. O küçük birikimini enflasyonda erimesin diye fonlara yatıran insanların paraları hiç oldu. Sözde 350 bin civarında insanımızın 1 milyon ve altındaki paraları yatırılacaktı. Orada da çeşitli problemler var. O verilen sözler de yerine gelmedi.

Burada bir kaygımız var. Genelde birileri vuruyor, çalıyor, alıyor, götürüyor, ama günün sonunda iktidar bunu vergilerle yine emekçilerin, halkın, ezilenlerin sırtına yüklüyor. Ona bu sefer izin vermeyeceğiz. Bu fon vurgununda hesap vermesi gerekenler emekçiler, yoksullar, emekliler değil, ücretliler değil, bu vurgunu yapanlar, bu vurguna sessiz kalanlar ve bu vurgunun üzerini örtenlerdir. Hesabı götürenden, göz yumandan soracağız ve öyle de olması gerektiğini belirtmek istiyorum. Ekonomimiz de fondaki gibi çok parlak değil. İnsanlar kira derdinde, geçim derdinde. Çocuklarını okula gönderme derdinde. Artık insanlar çocuklarının geleceği değil de sabah beslenme çantasına ne koyacağının derdinde olduğu bir ekonomik ortamda yaşıyoruz.

“Asgari ücret yoksulluk sınırının en az yarısı olmalı”

Asgari ücret yoksulluk sınırının en az yarısı olmalı. Talebimizi bir kez daha tekrar ediyoruz. Bu, iki defa da yılda güncellenmeli. O bile insanların geçinmesi için yeterli değil ama en azından şimdilik böyle bir önermede bulunuyoruz. Emeklilerin içerisinde bulunmuş olduğu bu yoksulluk kaldırılmalı, emeklileri koruyan bir yaklaşım ortaya konulmalı. Gerçekten emekliler kira ödeyecek kadar dahi ücret almıyorlar. Emeklilerin taleplerine kimse kulağını kapatmamalıdır.

Barınma sorunu Türkiye’nin çok önemli temel meselelerinden biridir. Neredeyse insanlar artık o köhne yerlerde 3-5 emekli bir araya geliyor çok kötü koşullarda yaşamını idame ettiriyor. Öğrenciler keza aynı durumda. Türkiye’de artık ev almak lüks bile değil. Emin olun, imkansız bir duruma geldi. Lüks de iyi bir şeymiş, geçmişte lüks diyorduk ama şimdi imkansız bir duruma geldi. Bu da bu iktidarın, bu devletin temel sorumluluklarından biridir. Barınma sorunu var. Bunu gidermenin yolu dünyanın demokratik, sosyal devletlerinde çok nettir. Zengine peşkeş çektiğiniz o arazileri, o yeşil alanları çekin demiyoruz ama arazi yaratarak sosyal konutlar yapılarak emekliler, emekçiler, ücretiyle geçim sorunu yaşayan insanlara devlet verebilir. Sosyal konutlardır, ücretlerin iyileştirilmesidir, bunlar iktidarın temel meseleleridir.

Bakırhan bu krizlerden bir çıkış yolunun olduğunu, o yolun Barış ve Demokratik Toplum Süreci olduğunu söyledi. Ülkenin en ağır giderlerinin savaşa, çatışmaya ve silaha gittiğini kaydeden Bakırhan, “Bunu biz söylemiyoruz, devlet, bakanları 2,5 trilyon dolara yakın paranın gittiğini söylüyor. Bu resmi rakam. Gayriresmi rakam var, 3 trilyon doların üzerinde olduğunu yazıp çiziyorlar. Hatta daha fazla olduğunu söylüyorlar” diye konuştu. Süreç başarıya ulaşırsa pek çok alanda halkın taleplerinin karşılanma şansı olduğunu dile getiren Bakırhan, bu yüzden sürecin kıymetli olduğunu vurguladı.

“Cezaevleri Türkiye’nin en nitelikli insanları ve seçilmişleriyle tıklım tıklım dolu”

Bakırhan şöyle konuştu:

Çatışma sürdükçe siyaset daralıyor. İktidar zora başvuruyor. Yargı bir sopaya dönüştürülüyor. Hukuk ortadan kaldırılıyor ve siyaset alanı gittikçe daraltılıyor. Bu sürecin başarıya ulaşması halinde daha demokratik bir zeminde siyasi partilerin, toplumsal kesimlerin daha rahat siyaset yapmasının zemini de ortaya çıkabilir. İnsanlar düşüncelerini bu süreç başlamadan önce dile getiremiyordu. Cezaevleri siyasetçilerle dolu. Düşüncelerini ifade eden insanlarla dolu. Cezaevleri neredeyse Türkiye’nin en nitelikli, en entelektüel insanlarıyla ve seçilmişleriyle şu anda tıklım tıklım dolu. Bu sürecin başarıya ulaşmasının biraz o zemini de rahatlatacağını belirtmek istiyorum.

Niye bunları söylüyorum? Bu mesele sadece Kürtlerle, DEM Parti’yle, devlet ve iktidar arasında yürüyen bir süreç olarak görüldüğü müddetçe, bu kazanımları yerine getirme konusunda güçlükler yaşıyoruz. Bu süreç hepimizin sürecidir. Bu sürecin başarıya ulaşması halinde emin olun, hepimiz daha rahat nefes alabileceğiz. Daha rahat kendimizi ifade edebileceğiz ve bu sürecin ilerlemesi, başarıya ulaşması halinde iktidarda mecburen adım atmak, biraz önce bahsettiğim zeminlere daha demokratik bir akıl ve pratikle yaklaşmak durumunda kalacak.

Süreç bu kadar önemliyken önemine denk düşen bir yaklaşım ve algı henüz ortada yok. Bunu sadece iktidar için söylemiyorum. Hepimiz için söylüyorum. İktidar için de bu böyledir. Kendisine muhalefetim diyen, toplumsal zeminde mücadele ediyorum diyen bütün aslında zeminlere de buradan bir çağrı yapmak istiyorum. Bu süreç hepimizindir. Başarıya ulaşması demokrasiden ekonomiye, barınmadan ulaşıma, emekliden asgari ücrete kadar hepimizin yaşamını düzenleyecekse, bu meselede ortak bir sorumluluk almamız gerektiğini de belirtmek istiyorum. Bu sürecin ağırlığına uygun bir pratik içerisinde olmamız gerektiğini belirtmek istiyorum.

“Süreç bir biçimde ilerliyor”

‘Süreç tıkandı’ falan değil. Onu söyleyeyim. Süreç bir biçimde ilerliyor. Biz bunun, bu ağırlığa uygun bir hızla ilerlemesi gerektiğini belirtmek istiyoruz. Çünkü adımlar atılmadıkça, adımlar bekledikçe, sürece ilişkin umutlar yerini kaygılara bırakıyor. Bunu siz de sahada hissediyorsunuz. Dolayısıyla somut, toplumu rahatlatan, sürece güveni ve desteği artıran adımların da artık iktidar tarafından atılması gerektiğini belirtmek istiyorum. İktidar ve devlet, bu meseleye sadece bir güvenlik penceresinden yaklaşmamalı. Kürt meselesi bir güvenlik dosyası değil. Demokratikleşme meselesi bir güvenlik dosyası olarak görülmemelidir. Gerçekten bunun demokratikleşmenin bir sonucu olduğunu görmelidir.

Bu süreç ekonomiden hukuka kadar, sağlıktan siyasete kadar Türkiye için çok önemli bir çıkış yolu. Bunu samimi bir şekilde dile getiriyorum. Bu fırsat değerlendirilmelidir, bekletilmemelidir. Sürecin ağırlığına uygun adımlar atılmalıdır. Toplumsal dinamikler de bu sürecin ilerlemesi için sorumluluk almalıdır. Bu sürecin pedalını sadece Kürtlere, bir tarafını da iktidara bırakmamak gerekiyor. Yoksa aksi halde böyle işte yürütülüp götürülüyor, kimse de sonuçlarından yararlanamıyor.

“İkili idare tehlikesi yeniden ortaya çıktı”

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde parlamentonun uzun aradan sonra ilk kez toplandığını söyleyen Bakırhan, Genel Başkanlığını Bafil Talabani’nin yaptığı YNK’nin bölgesel hükümetten çekildiğini açıkladığını aktardı. Bakırhan, “İkili idare tehlikesi yeniden ortaya çıktı. İkili idare derken, 2000’lerin başında da aynı sorunlar vardı. Bir türlü Kürtler tek bir şey oluşturamıyordu. Zaten başımıza gelen en büyük belalar da biraz bundan kaynaklanıyor” şeklinde konuştu.

Bakırhan, 2006’da iki bölgenin yöneticilerinin ortak bir anlaşmayla bir meclis oluşturduklarını anımsatarak, “İkili idare tehlikesini biz üzüntüyle izliyoruz. Kendi adıma söylüyorum, bir Kürt olarak, bir devrimci olarak, ben de orada bu son dönemde yaşanan bu durumdan üzüntü duyuyorum. Bunu kabullenemiyorum bir türlü” dedi. Buna üzülmek için illa orada doğmuş, büyümüş olmak, yaşıyor olmak gerekmediğini vurgulayan Bakırhan şunları kaydetti:

Sonuç itibarıyla orada bir düzen, bir ortaklaşma olsun istiyoruz. Bu konuda samimi bir sitemimiz ve açık bir çağrımız da var oradaki Kürt Federal Kürdistan Bölgesi’ndeki yöneticilere. Şunu söylüyoruz, Orta Doğu, tarihinin en tehlikeli dönemlerinden geçiyor. Her zaman söylediğimiz gibi, güç dengeleri orada yeniden kuruluyor. Herhalde hepimiz aynı durumu tespit ediyoruz. Kürtlerin geleceğini ilgilendiren meseleler de yeniden masaya yatırılmış ve şekilleniyor. Böyle bir ortamda böyle ikili bir tablonun ortaya konulması kabul edilemez. Bunu kabul etmiyoruz bir Kürt, bir yurtsever olarak. Kürt Bölgesi’nin fiilen iki ayrı siyasi alana bölünmesi hangi Kürt’ün hakkını yeterince koruyacak, ona emin değilim.

Ayrılığın Kürt halkını güçlendirmeyeceğini kaydeden Bakırhan, “Aksine Kürtler kendi içinde zayıflatır. Irak Merkezi Yönetimi’ne karşı müzakere gücü daha da zayıflar. Açık söylüyorum. Orada, çevrede bulunan ülkelerin dışarıdan etkisine daha çok maruz kalır” dedi.

ANKA

Devamını Oku

CHP Sözcüsü Sarı: Özgür Özel’in yaptığı açıklamalar bizi hayrete düşürmektedir

CHP Sözcüsü Sarı: Özgür Özel’in yaptığı açıklamalar bizi hayrete düşürmektedir
0

BEĞENDİM

ABONE OL
<![CDATA[
if (isMobileDevice()) {
document.write("

]]>

“);
googletag.cmd.push(function() {
onDvtagReady(function () {
googletag.display(‘div-gpt-ad-3341368-3’);
});
});

}

CHP Sözcüsü Müslim Sarı, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) seçimlerine ilişkin açıklamasına yanıt verdi.

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Sarı, sosyal medya hesabından şu açıklamayı yaptı:

Yok hükmünde Genel Başkan Özgür Özel, katıldığı televizyon programında dün yapılan TBB Başkanvekilliği seçimine ilişkin gerçekleri çarpıtan açıklamalarda bulundu. 864 kişilik delegasyonda 131 delegeyle seçimi tek başlarına kazandıklarını söylemiş.

Siyaset üretmek yerine sadece polemik üreten Özel’e artık cevap vermek istemiyoruz ama vatandaşı yalanlarıyla kandırmasına da müsaade etmeyeceğiz.

Yeni Partili yetkililerin kibirli tutumlarına, zehirli dillerine rağmen toplumsal muhalefetin bölünmemesi ve TBB’nin Cumhur İttifakı’nın eline geçmemesi için delegasyonda çoğunluğumuz olduğu hâlde aday çıkarmadık; Yeni Parti’nin adayı Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ayşe Ünlüce’yi destekledik.

Kararımız ve desteğimiz ortadadır. Sayın Ünlüce de bizi arayarak teşekkür etmiştir. Süreç bu kadar açıkken psikolojik hezeyanlar içinde olan yok hükmünde Genel Başkan Özgür Özel’in televizyon ekranlarında yaptığı açıklamalar bizi hayrete düşürmektedir. Kamuoyunu yanıltan bu sözleri kabul etmiyoruz. Özel’in ruh sağlığından ciddi şekilde endişe ediyoruz.”

ANKA

Devamını Oku

Ara seçimlerin arifesinde, Ilhan Omar ABD vatandaşlığından çıkarılması için yürütülen bir kampanyayla karşı karşıya

Ara seçimlerin arifesinde, Ilhan Omar ABD vatandaşlığından çıkarılması için yürütülen bir kampanyayla karşı karşıya
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ABD ara seçimlerine (3 Kasım) sadece birkaç gün kaldı ve bu seçimlerle birlikte, Demokrat Kongre Üyesi Ilhan Omar’ı hedef alan federal soruşturmalar hızlanıyor ve genişliyor. Ilhan Omar, Cumhuriyetçi yönetim tarafından ABD vatandaşlığından çıkarılması veya en azından Minnesota’dan seçilme şansını etkilemesi amacıyla yürütülen sert bir kampanyayla karşı karşıya bulunuyor.

Soruşturmalar, Omar ve babasının Somali’deki silahlı çatışmadan kaçarak ABD’ye mülteci olarak girdikten sonra vatandaşlık almalarını sağlayan resmî belgelerde sahtecilik yapıp yapmadıkları üzerine odaklanıyor.

Omar hakkında daha önce bir kongre soruşturmasıyla aklandığı, sahte mali bildirimde bulunmakla suçlandığı bir başka soruşturma da yürütülüyor.

Omar, ailesine sığınma hakkı verildikten sonra 12 yaşındayken ailesiyle birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ne giriş yaptı. Beş yıl sonra, 2000 yılında ABD vatandaşı oldu.

Soruşturmayı yürüten makamlar, Omar’ın ABD ordusunda asker olan babası Nur Omar tarafından sunulan vatandaşlık başvurusunda doğum tarihini değiştirdiğini iddia ediyor. Buna göre babası, o sırada kızının 17 yaşında olduğunu iddia etmiş ve bu sayede Ilhan babası aracılığıyla vatandaşlık hakkı kazanmış. Ancak yetkililer, Ilhan’ın o sırada 18 yaşında olduğunu ve bu nedenle babası aracılığıyla otomatik olarak vatandaşlık kazanma hakkına sahip olmadığını, bağımsız olarak vatandaşlık başvurusunda bulunması gerektiğini savunuyor.

Yetkililer, Demokrat Parti’nin Minnesota’dan Temsilciler Meclisi üyesinin Washington’daki ikametgahına baskın düzenlemek için mahkeme izni aldı ve aralarında telefonlar, dizüstü bilgisayarlar, pasaport ve evraklarla dolu kutuların da bulunduğu yaklaşık 17 malzemeye el koydu.

Omar, baskından sonra verdiği ilk röportajda, özellikle sağcı aşırılıkçılardan ve Cumhuriyetçilerden aldığı sayısız ölüm tehdidi ve taciz ile ara sıra kendisini ziyaret eden çocukları için duyduğu korku nedeniyle, yerinin bilinmesinin ardından ABD başkentindeki konutunu boşaltmaya karar verdiğini açıkladı.

Bu kampanya, ABD Adalet Bakanlığı’nın geleneksel olarak seçimden önceki 60 gün içinde herhangi bir adaya karşı yasal işlem başlatmaktan kaçınma geleneğinin ihlalini temsil ediyor. Ancak, yerleşik normlardan sapmak, partisi yaklaşan seçimlerde hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da çoğunluğu kaybetme riskiyle karşı karşıya olan Başkan Trump yönetiminin neredeyse belirleyici bir özelliği haline geldi.

Cumhuriyetçi milletvekilleri, Trump ve aile üyelerinin servetine ilişkin soruşturma çağrılarına sert bir şekilde karşı çıkarken, şimdi sert tepki göstererek Ilhan Omar’ın mal varlığındaki ani artışın kaynağının soruşturulmasını talep ettiler

İddiaların doğrulanması halinde, Ilhan Omar ABD vatandaşlığından çıkarılabilir ve sınır dışı edilebilir. Omar, beşinci kez üst üste seçilmeyi hedeflediği ve kazanacağı tahmin edilen Minnesota’dan yeniden seçilmek için yarışırken, bir yandan da bu kampanyayla yüzleşiyor. Cumhuriyetçiler, Senato’da Demokrat Tina Smith’in emekli olmasıyla boşalan Minnesota koltuğuna göz dikmiş durumda. Demokratlar hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’da Minnesota koltuğunu ellerinde tutsalar da Minnesota seçmenleri arasında Demokratlar tarafından yürütülen bazı sosyal hizmet programlarıyla ilgili skandallar nedeniyle artan hoşnutsuzluk, Cumhuriyetçilerin bu koltuğu ele geçirme umutlarını yeniden canlandırdı.

Anketler, Cumhuriyetçi aday Michelle Tafoya ile Demokrat aday Peggy Flanagan arasında başa baş bir yarış olduğunu ve Flanagan’ın üç ila dört puanlık küçük bir farkla önde olduğunu gösteriyor.

Cumhuriyetçiler, Ilhan Omar’ı hedef alan kampanyalarıyla, Cumhuriyetçi adayın eyaletin başarısız yönetiminin bir parçası olarak göstermeye çalıştığı Demokrat Senato adayının da seçilme şansını etkileyebileceklerine inanıyorlar. Ancak Flanagan, Tafoya’yı hedef alırken hem Başkan Trump hem de Cumhuriyetçi milliyetçilerle olan bağlarını vurgulamaya odaklanıyor; bu konular, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en büyük Somali topluluğuna ev sahipliği yapan Minnesota’daki seçmenler arasında derin yankı uyandırıyor. Omar’a karşı yürütülen bu kampanya, özellikle Başkan Trump’ın hem ulusal düzeyde hem de Minnesota’da popülerliğinin oldukça düşük bir seviyeye, yüzde 37’ye kadar gerilemiş olduğu göz önüne alındığında, eyaletteki seçmenler arasında ters tepebilir.

Demokrat Parti’nin Minnesota Temsilcisi Ilhan Omar, başkent Washington'daki ABD Kongre Binası'nda meçhul bir göndericiden aldığını söylediği Müslüman karşıtı sesli mesajın kaydını oynatıyor, 30 Kasım 2021 / Fotoğraf: Reuters

Demokrat Parti’nin Minnesota Temsilcisi Ilhan Omar, başkent Washington’daki ABD Kongre Binası’nda meçhul bir göndericiden aldığını söylediği Müslüman karşıtı sesli mesajın kaydını oynatıyor, 30 Kasım 2021 / Fotoğraf: Reuters

ABD Nüfus Sayım Bürosu’nun resmi verilerine göre Amerika Birleşik Devletleri’ndeki 260 bin Somali kökenli Amerikalıdan 84 bini Minnesota’da yaşıyor ve bunların büyük çoğunluğu ABD vatandaşı olup, yüzde 58’i ABD topraklarında doğmuştur.

Omar, Başkan Trump’ı 2019’dan beri politikalarına ve açıklamalarına yönelik açık sözlü eleştirileri nedeniyle kendisinden siyasi intikam almaya çalışmakla suçluyor.

Omar ayrıca, 2009 yılında ABD vatandaşlığı almasına yardımcı olmak için kardeşi Ahmed Nur Said Elmi ile evlendiği iddialarıyla da karşı karşıya. Ilhan bu iddiayı saçma ve kötü niyetli olarak nitelendirdi. 2017’de boşandığı Elmi’nin kardeşi olduğuna dair hiçbir kanıt yok.

Omar, sözcüsü aracılığıyla iddiayı şiddetle reddetti ve bunu kendisine karşı temelsiz ve iğrenç bir komplo teorisinin parçası ve “Trump başkanlığının başarısızlıklarından ve Cumhuriyetçilerin Kongre’deki iki yıllık başarısızlığından dikkatleri başka yöne çekmek ve onu karalamak için umutsuz bir girişim” olarak nitelendirdi.

Ancak New York Times gazetesi, eski iki soruşturmacının, Başkan Barack Obama yönetimi sırasında 2016 yılında yapılan bir soruşturmanın bu iddiayı destekleyecek bazı kanıtlara ulaştığını, ancak olayın üzerinden beş yıldan fazla zaman geçtiği için bunların görmezden gelindiğini söylediklerini aktardı. Bu suçlama, sivil bir suç teşkil edebilir ama sınır dışı edilmeyi gerektirmiyor.

Hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat parti üyelerinden oluşan Kongre Yürütme Ofisi, Omar’ı son mali yılda ani servet artışı şüphesinden akladı. Ona karşı bütün iddiaları ezici bir çoğunlukla düşürdü. Omar, muhasebecisinin ilk beyanındaki bir hataya ilave olarak, mali bildirimlerinde servetinin, varlıklarını bir girişim sermayecisi olan milyoner kocası ile birleştirdikten sonra arttığını açıkladı.

Cumhuriyetçi milletvekilleri, Demokratların Trump ve aile üyelerinin servetindeki artışın soruşturulması çağrılarına sert bir şekilde karşı çıkarken, şimdi sert tepki göstererek Omar’ın mal varlığındaki ani artışın kaynağının soruşturulmasını talep ettiler. Trump ayrıca Omar’ı Minnesota’nın sosyal hizmet sisteminden yasadışı yollarla kazanç sağlamakla da suçladı; Omar bu suçlamayı şiddetle reddetti. Hükümet Hesap Verebilirlik Ofisi (GAO), Omar’ı yasadışı zenginleşme veya servetini yasadışı bir şekilde büyütme iddialarından akladı. Omar, Başkan Trump ve bazı Cumhuriyetçileri kendisini siyasi olarak hedef almakla suçladı.

Omar’ın evine yapılan baskından 6 gün sonra eski Başkan Barack Obama’nın Trump yönetiminin eylemlerini dehşet verici olarak nitelendirdiği ılımlı bir açıklaması dışında, Demokrat liderlik büyük ölçüde sessiz kaldı

Omar, Trump ve yönetiminin siyasi rakiplerine karşı bir silaha dönüştürdüğünü söylediği Adalet Bakanlığı aracılığıyla kullandığı yıldırma taktiklerine meydan okuduğunu açıkladı. Bu girişimlerin kendisini ne korkutacağını ne de susturacağını vurguladı. Omar, Trump’ın on yıldır kendisini asılsız yalanlar ve amansız karalama kampanyalarıyla hedef aldığını ve bunun da bu dizinin son bölümü olduğunu sözlerine ekledi.

Yetkililer, Omar’ın akrabaları da dahil olmak üzere davayla ilgili bir düzineden fazla celpname çıkardı. Sağcı medya kuruluşları, federal müfettişlerin devam eden soruşturmanın devamı olarak Omar’dan analiz için DNA örnekleri aldığına işaret etti.

Trump, Somali kökenli Amerikalıları hedef almaya devam ederek onları “kaos ve suç ülkesinden gelip Amerikalılara nasıl yönetileceğini öğretmeye çalışan” suçlular, katiller ve teröristler olarak nitelendirdi.

Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı (ICE) tarafından gerçekleştirilen baskınlarla bir ilgisi olmadığını söyledi ve “O korkunç bir insan, ama bununla hiçbir ilgim yok. Bu Adalet Bakanlığı’nın meselesi” dedi.

ABD Anayasası, Amerika Birleşik Devletleri’nde doğan herhangi birinin vatandaşlığının elinden alınmasını yasaklamaktadır. Ancak, vatandaşlık için gerekli belgelerde sahtecilik yapılması, suç faaliyetlerinin gizlenmesi veya ABD’de yasaklanmış terörist veya diğer örgütlerle iş birliği gibi çeşitli durumlarda, vatandaşlığa sonradan hak kazananların vatandaşlığının iptaline izin vermektedir.

Amerikan tarihinde bir Kongre üyesinin vatandaşlığının iptal edilmesinin bir emsali yok. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Omar’ın vatandaşlığı şu anda tehlikede olsa bile, bunun için uzun yasal süreçler gerekiyor; bu da ara seçimlerin sonuna kadar sınır dışı edilmesinin olası olmadığı anlamına geliyor.

ABD Yüksek Mahkemesi, 1967’de tarihi bir karar alarak, vatandaşlığın Anayasa’nın 14. Değişikliği ile güvence altına alınan, vatandaşlığın hileli yollarla elde edilmesi veya ülkeye yasadışı giriş gibi belirli durumlar dışında hükümet tarafından iptal edilemez doğal bir hak olduğuna hükmetmiştir.

Ayrıca, bir Kongre üyesinin vatandaşlığının iptal edilmesi, güçler ayrılığı ve Kongre’nin bunu yapma yetkisiyle ilgili önemli yasal ve anayasal zorluklarla da karşılaşacaktır.

Ne var ki Omar’ın evine yapılan baskından altı gün sonra eski Başkan Barack Obama’nın Trump yönetiminin eylemlerini dehşet verici olarak nitelendirdiği ılımlı bir açıklaması dışında, Demokrat liderlik büyük ölçüde sessiz kaldı. Obama, “Federal hükümet, sadece başkanı eleştirmeye cesaret ettiği için yasalara uyan seçilmiş bir temsilciyi hedef aldı” dedi.

Ilhan Omar, 2016 yılında Minnesota’dan Temsilciler Meclisi’ne seçilen ilk Somali kökenli Müslüman kadın oldu ve 20 yıldır yaşadığı B60 Bölgesi’ni temsil ediyor. 2018’de ise ABD Kongresi’ne seçilen ilk Afrikalı mülteci oldu

Obama, Demokratların iktidara gelmeleri halinde aynı şeyi yapabilecekleri konusunda uyardı. Parti liderliğinin geri kalanı ise dikkat çekici bir şekilde sessiz kaldı. Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer, Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris ve eski başkan adayı Hillary Clinton sessiz kaldı. Omar’ı savunan en güçlü seslerin ilerici kesimden gelmesi ise gayet doğaldı. Bunların başında da Senatör Bernie Sanders, New York Temsilcisi Alexandria Ocasio-Cortez, Michigan Temsilcisi Rashida Tlaib ve New York Belediye Başkanı Zahran Mamdani geliyordu.

Minnesota valiliğine aday olan Senatör Amy Klobuchar, Omar’a karşı yürütülen kampanyanın zamanlamasını sorgulayan ancak masumiyetine dair güven ifade etmeyen zayıf bir açıklama yayınladı. Bazı yorumcular, parti liderlerine Omar’a desteklerini ifade etmek ve bu sağcı, Müslüman karşıtı uygulamalara son verilmesini talep etmek için basın toplantıları ve mitingler düzenlemeleri çağrısında bulundu.

Demokrat Temsilci Ilhan Omar'ın destekçileri, ABD'nin başkenti Washington’daki evine federal yetkililerin baskın düzenlemesinin ardından toplandı, 12 Ekim 2026 / Fotoğraf: Reuters

Demokrat Temsilci Ilhan Omar’ın destekçileri, ABD’nin başkenti Washington’daki evine federal yetkililerin baskın düzenlemesinin ardından toplandı, 12 Ekim 2026 / Fotoğraf: Reuters

Omar’ın Filistin davasına verdiği destek, İsrail’e yönelik sürekli eleştirileri ve askeri yardımın sona erdirilmesi çağrıları, göçmenlik ve pasaport idaresinin yerini göçmen toplulukları korumak için güvenlik güçlerinin almasını savunması, kapsamlı bir sağlık sisteminin kurulmasına verdiği destek, ayrıca ilerici grubun aktif bir üyesi olması ve Kongre’deki sadece iki Müslüman kadından biri olması, onu parti liderlerinin siyasi bir yük ve İsrail yanlısı lobilerin desteğini kaybetme nedeni olarak gördüğü bir sorun çıkarıcı haline getirdi.

Daha sonra, bilhassa soruşturma makamlarının kendisini veya ailesinin herhangi bir üyesini kanunu çiğnemekle suçlayacak kanıtlar bulabileceği ve bunun Demokratları zor durumda bırakabileceği korkusuyla, partinin eski muhafızlarının gözünde Omar, iktidarı yeniden kazanma umutlarının önünde bir engele dönüştü.

Ilhan Omar, 2016 yılında Minnesota’dan Temsilciler Meclisi’ne seçilen ilk Somali kökenli Amerikalı Müslüman oldu ve 20 yıldır yaşadığı B60 Bölgesi’ni temsil ediyor. 2018’de ise ABD Kongresi’ne seçilen ilk Afrikalı mülteci, Minnesota’yı temsil eden ilk siyahi kadın ve Temsilciler Meclisi’ne seçilen ikinci Müslüman kadın oldu. İsrail yanlısı lobi grupları tarafından harcanan ciddi miktardaki fonlara rağmen, Omar Kongre üyeliği için girdiği dört seçimi de kazandı ve yeniden kazanacağı tahminleri arasında beşinci dönem için de adaylığını koydu.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bu makale Independent Türkçe Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

Al Majalla

Devamını Oku

YENİ Parti Genel Başkanı Özel: Asrın vurgununda sorumlu Erdoğan’dır

YENİ Parti Genel Başkanı Özel: Asrın vurgununda sorumlu Erdoğan’dır
0

BEĞENDİM

ABONE OL

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel partisinin Yozgat İl Başkanlığı Ön Seçimi’nde açıklamalarda bulundu.

“Bugün partimiz için önemli, günü geldiğinde hatırladığında Türkiye siyaseti için de çok kıymetli ve geri dönülemez bir adımı hep birlikte atıyoruz” diyen Özel “YENİ Parti kurulmadan önce üyelerimize, ‘Tüzüğümüzde ne değişsin?’, ya da ‘Bu partinin üyeleri ile bütünleşmesi için, daha etkili siyaset yapması için ne gerekir?’ diye konuştuğumuzda hep delege sisteminden şikayet edilir ve üyelerin doğrudan söz sahibi olması talep edilirdi. Ancak buna çok kestirmeden, ‘Siyasi Partiler Kanunu buna izin vermez’ diyerek yanıtlar verilir ve hepimizin bildiği, kendimize haksızlık etmeyelim, mahallelerde, sandık kurduğumuz büyükşehirlerde, olanaklı olan ilçelerde delegelerimizi mümkün olduğu kadar seçimle tespit ettiğimiz ama sonucundan kimsenin memnun olmadığı bir sistem vardı” diye konuştu. Özel özetle şunları söyledi:

Buradan açıkça söylemek isterim. Örneğin Yozgat’taki AK Parti’nin üyelerine, MHP’nin üyelerine, sesimin ulaştığı Türkiye’deki diğer partilerin üyelerine şunu söylemek isterim. Partiye üyesiniz, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin o üyeye il başkanı, ilçe başkanı, genel başkan sorduğunu duydunuz mu? Bir yerde oturulur, Siyasi Partiler Kanunu’nun gerektirdiği delege işlemleri elle yazılır. Sonra salonlarda kimin, nasıl belirlediği bilinmeyen delegelerin hızlı yaptığı kurultaylarla Ankara’dan sayısı teke indirilmiş ilçe başkanları, il başkanları belirlenir ve dakikalar içinde o kongreler tamamlanır geçer. Biz daha demokratiğini yapmaya çalışırdık ama aksar dururdu. Şikayet çoktu. YENİ Parti kurulduğunda bize sordular, ‘YENİ Parti’de ne olacak yeni?’ Dedik ki ‘Baştan aşağı yepyeni olacak.’ Bir kere bu partinin eskisi yok. Bu partinin kıdemlisi, kıdemsizi yok. Hepimiz yeniyiz, hepimizin ruhu yeni, yürüdüğü yol yeni, hedefi belli, iktidar yolunda yepyeni bir yürüyüşü hep beraber başlatıyoruz.

İlk grup toplantısında müjdeledim. Dedim ki ‘Her ne kadar Siyasi Partiler Kanunu doğrudan cevaz vermese de biz belki biraz yorularak, biraz fazla çalışarak bu işi bambaşka bir yere getireceğiz.’ Elbette örneğin gelecek hafta Yozgat’ın resmi kongresi yapılacak ve Siyasi Partiler Kanunu’nun talep ettiği delegeler bu salonda yine usulüne uygun oylar kullanacaklar. Ama biz o salonda kimin il başkanı olduğunu doğrudan, bütün üyelerimizle bir hafta önce yapacağımız bir ön seçimle belirleyeceğiz. Orada demokratik bir yarış olacak ve bu partide üye söz, yetki ve kararın sahibi olacak. İlçe başkanını üye seçecek, il başkanını üye seçecek, genel başkanı üye seçecek.

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

“Tarihi ilk adımı Yozgat’tan sizinle birlikte atmak istedim”

Bundan 15 gün önce uçaktan indim, İzmir’de ayağımı bastığım ilk ilçe Gaziemir. Oranın ilçe kongresine gittim. İlçe kongresinde iki aday yarıştılar; yarışın sonunda biri kazandı, diğeri kaybetmedi. Çünkü üye artık böyle şeylere izin vermez. Birisi daha çok oy aldı, biri daha az oy aldı ama orada YENİ Parti kazandı. Ardından Bornova’da ve Manisa’da kendi ilçemde, ertesi gün Balıkesir’de, akşamüstü İstanbul’da ilçe kongrelerine katılarak üyelerimizin coşkusuna tanık oldum. Şimdi bu hafta, şu dakikalarda tüm Türkiye’de il başkanlıkları seçimleri için 830’un üzerinde örgütlendiğimiz ilçenin üyelerinin geldiği, adayları dinlediği toplantılar yapılıyor. Yarın herkes kendi ilçesine gidecek, buraya gelen, gelemeyip ilçesinde olan, kendi ilçesinde kurulacak sandıkların başına varacak ve attıkları oylarla il başkanlarını belirleyecekler. Ben bu tarihi ilk adımı Yozgat’tan sizinle birlikte atmak istedim. Hepinize hayırlı, uğurlu olsun.

Bugün milletimizin önüne koyduğumuz yeni siyasetin, yani üyenin söz, yetki, kararın gerçek sahibi olduğu yeni siyaset anlayışının ilk adımını Yozgat’ta hep birlikte atıyoruz. Biliyorsunuz, partimiz normal şartlarda, güle oynaya ve kendiliğinden kurulmadı. Türkiye’nin kurucu partisi ve Türkiye’nin kurulduğu gün birinci partisi, son seçimlerin birinci partisi, 47 yıl sonra son yapılan seçimlerin birinci partisi, AK Parti’yi ilk kurulduğundan beri ilk kez yenen son seçimlerin partisi, bizim partimiz; maalesef iktidarın görevlendirdiği birtakım yargı mensuplarının hiçbir kurala, kanuna dayanmayan, bütün partiler kabul ediyor ki Türkiye siyasi tarihinde olmamış ve olmayacak olan, olacak olsa bütün sistemi darmadağın edecek olan saçma sapan bir butlan kararıyla elimizden alınıp, seçilmişler gönderilip, sizin seçtikleriniz gönderilip yerine seçilmemişlere, kazanmamışlara, yenilgiye alışmışlara teslim edilmeye kalktı.

“Milletin gösterdiği yolda yürüdük

İlk önce partimiz için büyük bir mücadeleye giriştik. İlk andan itibaren Yozgat ki partimizin aldığı mütevazı oylardan, partimizin Yozgat’taki oy oranından, üye sayısından dolayı Türkiye’de zaman zaman da haksızlığa uğrayan, birilerinin uzaktan eleştirdiği ama benim potansiyelini bildiğim, insanının sıcaklığını bildiğim, sizin emeğinizi, gayretinizi bildiğim Yozgat; ilk günden beri AK Parti’nin, bir siyasi partinin önce cumhurbaşkanı adayını, adaysızlaştırarak partiyi, sonra partiyi lidersizleştirmeye çalışarak, partiyi kurumsuzlaştırmaya çalışarak yaptığı darbe girişimine karşı yanımızda, ‘arkamızda’ demiyorum, yanımızda, omuz başımızda dimdik durdu. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.

İşte hal böyle olunca iki ay mücadele ettik. Ancak baktık ki bizim azmimiz çoktur ama onlarda da bitecek bir kötülük hesabı yoktur. Millet önce ‘Bu partiyi kimselere vermeyin’ diyordu sokakta, sonra attığımız her adımda şöyle demeye başladılar, ‘Yeniyi kurun, yeni bir parti kurun. Yürüyün, arkanızdayız’ dediler. Milletin elindeki pusulayla, onun gösterdiği yöne, onun işaret ettiği yolda yürüdük. Yeni bir yol bulamadık belki ama yepyeni bir yol açtık. Talimatını milletin verdiği, adını bizzat meydanlarda milletin koyduğu, bütçesini milletin oluşturduğu ve bugün sokak sokak, meydan meydan milletimizle birlikte büyüttüğümüz YENİ Parti’yi sizlerle birlikte kurduk. Hepinizin eline sağlık, emeğine sağlık, yüreğine sağlık. İşte Yozgat’ta yani 19 Mart darbesinden sonra, ‘Efendim Türkiye ayakta diye bakmayın. Kadıköy ayaktadır, Avcılar ayaktadır, Maltepe Meydanı ayaktadır, İzmir Gündoğdu ayaktadır, Samsun İlkadım ayaktadır da Anadolu ne haldedir?’ diye merak edenlere gelip de burada Yozgat tarihinin en büyük mitingini yaptığımız, birilerinin dolduramadıkları meydanın başını, sonunu, kıyısını, köşesini doldurup taşırdığımız, üzerinden fotoğrafımızla Türkiye’deki bütün çiftçilere kasketimizi salladığımızı o günden sonra elbette açılışı, başlangıcı yine Yozgat’tan yapacaktık. Elbette Yozgat’tan yapacaktık. Herkes şunu bilsin Yozgat artık kimsenin kalesi değildir. Yozgat milletin kalesidir. Yozgat yeni siyasetin kalesidir.

“Bu kararları bir kişi doğru veremez”

İşte bu heyecan, bu mücadele, bu azim Yozgat’ta YENİ Parti’ye kurulduğu günden bugüne, iki ay içinde 2 bin 912 üye kazandırdı. Bugün 2 bin 912 üyemiz yeni dönemde YENİ Parti’nin il başkanlığına talip olan iki adayımızın arasında oturuyorum. Bir tarafımda Abdullah Yaşar Başkanımız. Hem geçmiş dönemlerde Osmanpaşa iki dönem belediye başkanımız, hem son 10 yıl birlikte partimize ben Grup Başkanvekiliyken ve son üç yılında Genel Başkan olarak, o İl Başkanı olarak birlikte hizmet ettiğimiz, hem butlan sürecinde hem parti kuruluş sürecinde kurucu İl Başkanı olarak da görev yapan Abdullah Yaşar Başkanım var. Diğer tarafta, yanımda Berkay Apsalmış kardeşim, geçen dönem Sarıkaya Belediye Başkan adayımız olan ve henüz 32 yaşında, YENİ Parti’nin mücadelesinde geçmişte birlikte yürüdüğümüz, partimizden gelirken bir dakika tereddüt etmemiş gençlerden bir tanesi. İkisi yarışacak. Şimdi bana sorsanız seçimin, kurultayın ertesi sabahı ilk toplantıda adını andığım Abdullah Başkan orada. Benim için ‘Rahmetli o gün İl Başkanımız Ferdi Zeyrek neyse bundan sonra Abdullah Başkan da o gün odur’ dediğimiz, o günden beri birlikte mücadele ettiğimiz yol arkadaşımız. Diğer tarafta pırıl pırıl 32 yaşında siyaset bilimci bir genç arkadaşımız. Kardeş ne zor karar. Tecrübe mi gençlik mi? Ne zor karar, ne yapmak lazım? İşte bu kararları bir kişi doğru veremez, bir kişi yanılır, bir kişi yanlış yapabilir. Ama 2 bin 912 kişinin aklından yanlış karar çıkmaz. Söz sizde, yetki sizde, karar sizde.

Buradan, Yozgat’tan bütün Türkiye’ye de bir mesajım olsun. Pek çok ilde yarışmalı seçimler yapılıyor. Ankara’da beş aday, ikisi kadın üçü erkek. İzmir’de Aziz Başkan, efsane Büyükşehir Belediye Başkanı YENİ Parti’ye gelmiş, ‘Bu dönemde ben de varım’ deyip il başkanlığına aday olmuş. Kurucu Başkan Çağatay Başkanla yarışıyorlar. Bir başka yerde bir başka yarış. Buradan açıkça söylemem gerekir ki ‘Genel Başkan kimi işaret ediyor, parti kimi işaret ediyor?’ Arkadaşlar bizim partinin en önemli özelliği samimiyet, birbirine inanç, güven. Ben yolda yürürken veya şuradan geldim, buraya gelene kadar birbirimize akrabamıza sarılmaktan daha sıkı sarıldık.

“Sizin kararınız, benim kararımdır”

Birbirine sarılan, birbirini öpen, birbirini bulduğunda bırakmak istemeyen bu zor günlerin ne manaya geldiğini bilenleriz biz YENİ Partililer olarak. O yüzden biz diyeceğiz ki ‘Gel partiye üye ol. Karar senin.’ Diyeceğiz ki ki ‘Hatta ver kredi kartını, her ay aidat çekilecek, aidat ödeyeceksin. Çünkü partiyi ayakta kim tutacak?’ Eski bıraktığımız yerde 700’ün üzerinde minibüs, parti aracı vardı otobüs – minibüs. Bir tane yok şimdi bizim. Sadece genel merkezin bir otobüsü, birkaç aracı. Belki 600’ün üzerinde bina. Bir tanesi yok, hepsi kira. Ama hepsinde sizin emeğiniz var. Hepsinde sizin kıt kanaat, o para kazanamadığınız pancardan aldığınız paradan bankaya ödediğiniz borcunuzdan ayırdığınız var. İnekten sağılan sütten YENİ Parti’nin payına düşen iki tası gelip partiye bağışlıyor insanlar. Abdullah Başkan’a ‘Başkanım nasıl gidiyor parti Yozgat’ta?’ dediğimde dedi ki ‘Yıllardır bu işin içindeyim, böyle şey görmedim. Kimse eli boş gelmiyor. Hiç alamayan bir paket çay alıp geliyor. Sanki düğün evine gelir gibi, taziye evine gelir gibi, bir garibanın evine, yeni evlinin evine gider gibi kıt kanaat ne götürebildiyse onu bırakıp öyle gelip oturuyor.’ ‘Ben yıllardır bu işin içindeyim. Üç-beş kişi partiye bir şeyler yaparsa yapar. Ama bu partide her üye hiç değilse bir küp şeker alıp geliyor bu partiye. Bu partinin sırtı yere gelmez’ dedi.

Şimdi bu şartlarda oluşturulmuş, bu şartlarda davet edilmiş üyenin, bu şartlarda oluşturulmuş bir bütçenin, böyle bir dayanışmanın partisinde hiçbir şey ‘mış gibi’ değildir. ‘Yarış yapıyormuş gibi yapıyoruz da filâncayı işaret ediyoruz. Demokrasi varmış gibi diyoruz da aslında kararı genel başkan veriyor, millet gelip kafa sallıyor.’ Bunların hepsi eski siyaset. YENİ Parti’nin yeni kurduğu bu yeni anlayış tamamen sözü, yetkiyi size veren, size inanan, tek güvencesi siz olan bir anlayıştır. Sizin kararınız, benim kararımdır.

“Ya otokrasi ya demokrasi”

Değerli yol arkadaşlarım Türkiye’de yıllardır siyasetin değişmesi gerektiğinden bahsedilir. Belki isimler değişiyor, tabelalar değişiyor, milletvekili, bakan değişiyor ama siyaset yapma biçimi değişmiyor. Siyaset yapma biçimi değişmeyince ülkenin de kaderi değişmiyor. Sonra dönüp ‘Millet siyaset kurumuna neden güvenmiyor?’ diyorlar. Niye güvensin? Oy isterken sadece hatırlanan, karar verilirken kapının dışında bırakılan insan neden siyasete, neden siyasetçiye güvensin? İşte biraz önce söylediğim samimiyet, inanç, gerçeklik başta YENİ Parti’ye ve Türkiye’de siyaset kurumuna, dolaylı olarak da ilk adımda demokrasiye olan inancı güçlendirmek üzere inanarak attığımız bir adımdır. Biz bu yüzden daha ilk günden karar verdik. Dedik ki ‘Önce kendimiz değişeceğiz. Ülkeye demokrasi vaat ediyorsak, önce kendi evimizde kuracağız’ ve başladık. Biraz önce ifade ettiğim gibi her kademelerde ta genel başkana kadar doğrudan üyeye danışarak. Buradan müjdelemek isterim ki arkadaşlar çalışmaları yapıyorlar, dijital demokratik katılım için. Cep telefonlarınızda partinin şimdi 770 bin üyesi var, 1 milyona doğru gidiyoruz Allah’ın izniyle. Kritik kararlarda size danışacağımız, görüşünüzü alacağımız, ‘Çok sıkıştık. Bu hafta sonu bütün üyeleri toplayın bütün ilçelerde, şu konuyu bir karara bağlayın’ diyeceğimiz, doğrudan sizinle birlikte yol yürüyeceğimiz bir anlayışın içindeyiz.

Bunun en önemli adımı, olabilen tüm mahallelerde mahalle meclisi, mümkünse mahallenin imkanı. Biliyorum ki Yozgat’ın birçok mahallesi nüfus sorunu yaşar, üye sorunu yaşar, ayrı. Ama her ilçede ilçe meclisi. Her ilde il meclisinin kurulduğu, herkesin uzmanlığına göre bu işe katkı verdiği… Şaka değil değerli YENİ Partililer, olsun olsun en çok 1,5 yıl sonra tarihin en kritik dönüm noktasında olacağız. Ya otokrasi ya demokrasi. Ya bir otokrat ya bütün demokratlar gelip ülkenin kaderine el koyacaklar. Ya bu ülkede AK Parti’nin kara düzeni yıkılıp, YENİ Parti’nin Atatürk’ün istediği gibi hem demokratik, hem insana değer veren bir düzeni kurulacak ya da bu felaket ilanihaye sürecek.

İşte bunun için genel başkan yetmez, il başkanı, il yönetimi yetmez, ilçe başkanları yetmez. Bunun için topyekun bir mücadeleye, topyekun bir mücadeleyi kimseyi yalnız bırakmadan sürdürmeye, her kapıyı çalmaya, her tanıdıkla konuşmaya, mezun edilen her öğrenciyi, emekli öğretmenlerin bir yoklamasına, her esnafın müşterisi ile özel konuşmasına, alışveriş yaptığınız her esnafa gidip paranızın nasip olduğu herkesle AK Parti’nin kara düzenini konuşup YENİ Parti’nin insana değer veren, eşitlikçi, başta gelirde, vergide ve sosyal hayatta adalet getirecek olan düzenini anlatmak için her birinize ihtiyaç var. O yüzden bugün il kongresi, Yozgat’ta bir mücadelenin günü değil; Yozgat’ta bir kuruluşun son günü de değil. Bu il kongresi yeni siyasetin bundan sonra sokak sokak, ev ev, kahve kahve, tarla tarla, dükkan dükkan yapılacağı iktidarı yürüyüşünün ilk adımının atıldığı gündür. Böyle düşünüyoruz. Hepinizden bu sorumluluğu bekliyorum.

“Eski siyaset dediğimiz, bir anlayış meselesidir”

Bunu sadece önceki partimizle ilgili söylemiyorum. Çok mücadeleler verdik. Ama Türkiye’deki eski siyasette kararı verenler yukarıda, bedeli ödeyenler aşağıdaydı. Önceki partimizde de öyleydi. Kararı verenler yukarıda, şikayet edenler aşağıdaydı. Yeni siyasette aşağıdakiler kararı alacak, yukarıdakiler hesabı verecekler. Gerekirse millete hesap verecekler, gerekirse üyeye hesap verecekler. O yüzden bugün Yozgat’ta sizinle birlikte öyle bir yol açıyoruz ki artık Türkiye siyasetinde hiçbir şey bugünden öncesi gibi olmayacak. Her şey yepyeni, her şey bambaşka olacak.

Bizim eski siyaset dediğimiz, bir anlayış meselesidir aynı zamanda. Eski siyasette kararları tepede oturanlar alır, denetlenmez. Liyakatin yerini sadakat alır. Kamu imkanları iktidarın malı gibi görülür. Devlet ile parti birbirine karışır. Böyle olunca siyasetçiler de kibrin esiri, kibrin sahibi olur. İşte bugün AK Parti’nin temsil ettiği kibirli siyaset, bu anlayışın eseridir.

Bugün Yozgat’ta sokakta AK Parti’nin üyesi ‘Ya 25 yıl önce bu parti bunun için kurulmadı’ diyorsa işte bu denetimsizlikten, bu eşitsizlikten, bu liyakatsizlikten, en sonunda ortaya çıkmış bu kibirden bahsediyordur. YENİ Parti kibirlilerin yukarıda oturmadığı, kararın yukarıdan verilmediği, göz hizasında siyaset yapıldığı, elini uzatanın liderine dokunabildiği, herkesin milletin omzuna, koluna dokunarak siyaset yaptığı bir partidir.

“Hepsinin altında imzası var”

Bugün yaşadığımız sorunların hiçbirisi gökten inmedi. Hayat pahalılığı gökten inmedi. Devlete olan güvenin aşılması gökten inmedi. Gençlerin gelecek kaygısı gökten inmedi. Torpil, kutuplaşma gökten inmedi. Bunların hepsi üst üste konulmuş yanlış tuğlaların eseridir. Yanlış tuğla ile doğru duvar örülmez. Yanlış tuğla ile doğru duvar öreceğini vaat edenler en sonunda o duvarın altında milleti de bırakırlar, kendilerini de bırakırlar.

Bakın yanlış örülmüş bir duvarın altında kalan milletin son hikayesi. Çok örnekler gördük. Örneğin denetimsizlik, özel hastanelerin kar etmesi için onlara verilen birtakım primler, imtiyazlar Yenidoğan Çetesi diye bir şey çıkardı. Para kazanmak için kuvözde yeni doğmuş bebekler öldü. Belki bizim torunumuz, çocuğumuz değildi doğrudan ama olabilirdi. Soma’da üretim baskısıyla ‘Haydi, haydi, haydi’, daha çok kazanılsın diye çalıştırılan 301 işçi…

Daha geçen hafta beş işçi öldü. Belki bizim evladımız değildi ama olabilirdi. ÇEDES’lerde 13-15 yaşlarında küçücük çocuklar inşaatlardan düşüp, temizliği yaptırılan makinelerin arasında çalışınca kısıp hayatlarını kaybediyorlar, çocuk işçi olarak güvencesiz çalıştırıyorlar. Belki bu çocuklar bizim evladımız değildi ama olabilirdi. Şimdi de Türkiye’de büyük bir grup, görünüşte 455 bin kişi, aileleri ile 2 milyon ama hasarın etkilediği 10 milyondan fazla kişi canı yanmış şekilde tepki gösteriyor. Bakın, bir ay oldu, bir fon vurgununu gündüz-gece konuşuyoruz.

Bu krizin ekonomimize doğrudan maliyeti önce 20 milyar dolardı. Sonra 90 milyar dolara çıktığını açıkladılar. Şimdi uzmanlar 110 milyar dolara ulaştığını söylüyor, dün de borsada yaşananlarla birlikte 110 milyar dolarlık bir kayıptan bahsediyorlar. ‘Rezerv ve borsa kaybı; 110 milyar’ şu demek. Hani 11 ilde hepimizin canını yakan, 50 binin üzerinde vatandaşımızın hayatını kaybettiği o 6 Şubat depremi ‘asrın felaketi’ 100 milyar dolarlık kayba neden olmuştu. Fon vurgunun yarattığı hasar 110 milyar dolarla asrın felaketinden daha büyüktür. Asrın soygunu, asrın dolandırıcılığı, asrın vurgunu; asrın felaketi olan 6 Şubat depreminden daha büyük hasar yaratmıştır.

Bunun boyutlarını bu anlamda görmek lazım. Peki sorumlusu kim? Vallahi oradan-buradan hiç konuşmayın. Hiç sorumlu aramayın oradan-buradan. Sorumlu; Recep Tayyip Erdoğan. Niye sorumlu? Bir, orada yönetenleri tek tek atayan biri, altında ne benim imzam var ne Devlet Bahçeli’nin ne de herhangi bir partinin genel başkanının. Hepsinin altında imzası var. Kimi büyükelçi, kimi kendi başdanışmanı, kimi İstişare Kurulu üyesi, kimi Varlık Fonu yöneticisi. Hepsinin altında imzası var. İçerideki tutukluların hepsini de o atamış, dışarıda koruduklarının hepsini de o atamış durumda. Hani bazen söylüyordu ya bazı hususlarda, bizim parti içi meselelerde ‘O CHP’li, bu CHP’li. Biz bu işin içinde yokuz.’ Ee Tayyip Bey. O lafını çokça kullandın ya bir de sen duy bakalım. Atayan AKP’li, atanan AKP’li, soyan AKP’li, soyulan AKP’li. Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz. Ama siz hepiniz oradaydınız, hepiniz.

“Oküçük gördüğün karıncanın kardeşi yeni parti’dir”

Tabii YENİ Parti bu işin mağdurları, mağdur eden tarafında yok, ama hakkını arama noktasında var. Biliyorum yüzde 90’a yakını AK Parti’ye oy vermiş kişiler. Niye? Duymuş ‘O bakanın parası TERA’daymış. Bu bürokrat TERA’cıymış, onun babası oradan bunu kazanmış. Ya AK Parti’nin üst yönetiminin hepsinin içinde olduğu, kardeşi Mustafa Erdoğan’ın oğlu Üsame’nin cirit attığı yerde zarar olur mu kardeş? Biz de koyalım. Hem faiz değil, haram değil. Ticaret bu. Hem kesin kazanıyor büyükler. Biz de kazanalım. Bu zor günleri biraz da biz bu sayede atlatalım’ demişler. O uyanıklar, esas zamanında kaldırıp kaldırıp parayı belli bir noktaya yükü getirmişler. Yükü garibanların sırtına bindirmişler. Aradan kaçıp gitmişler. Şimdi o garibanların hakkını da koruyacak birisi lazım. Karınca gibi görüyorlar onları. Onların hepsi AK Partililer, neredeyse hepsi ya üyeler, ya oy vermişler. ‘Ne yapalım, almasaydı’ diye görüp, küçük görüyorlar. O küçük gördüğün karıncanın da bir kardeşi çıkar. Onun da adı YENİ Parti’dir be kardeşim. Erdoğan bir aydır bu sorunu çözecek bir yöntemi ortaya koymadı, koyamıyor. En son çareyi kendini sıyıracak ya bu kadar açık sorumluluğu varken, ‘Dış güçler bize sabotaj yaptı’ diyor. Ya hu Sayın Erdoğan, buradan sana soruyorum: Fon şirketlerinin yönetimine o AK Partili isimleri dış güçler mi atadı? Fatma Betül Sayan Kaya Hanım’a 2,2 milyarlık vurgunu dış güçler mi yaptırdı? ‘Türkiye Yüzyılı’ sloganını kullandınız, durdunuz. Türkiye vurgununu yapan kişi, yaptıran kişi dış güçlerin mi eseri? Partinin Sözcüsünü fon vurguncuları ile tatile dış güçler mi yolladı? Ömer Çelik’i Bodrum’da fon vurguncusu ile dış güçler mi tatile yolladı? Hayati Bey’in oğlunun mal varlığındaki tedbiri dış güçler mi koydu? Bir saat sonra dış güçler mi kaldırdı? Siz bu dolapların içinde hep birliktesiniz. Milletin parası çalınırken hepiniz oradaydınız. Beyefendi bu işleri küçümsüyor. ‘Toplam fon sayısının yüzde 4,6’sında bir sorun çıktı, büyütmeye gerek yok’ diyor. Milletin 110 milyar doları gitmiş, hesap vereceği yerde milletle ediyor. Bu işin çözümünü nettir. YENİ Parti’nin önerisi açıktır. Kanun teklifi Meclis’e çoktan neredeyse bir ay önce verilmiştir. Vurgunu yapanların tam listesi açıklanacak. Haksız kazançlar tespit edilip ama burada ama dünyanın öbür ucunda o AK Partililerden bu paralar alınacak, mağdur ettiğiniz karınca gibi gördüğünüz, oy alırken ‘baş tacı’ deyip vurgundan sonra sırtınızı döndüğünüz o garibanlara paraları son kuruşuna kadar ödenecek. Burada Fatma Hanım’ı kayırarak, bakanların ismini gizleyerek, saray bürokrasisini kollayarak bu krizi çözemezsiniz. Bu krizi çözmek için ya gereğini yapacaksınız, ya millet ilk seçimde tokadı vuracak. Biz geldiğimizde herkesin hakkını verecek ve hepinizden o haksız kazançları tahsil edeceğiz.

“Sen bizdensin, ülkenin kaderini birlikte değiştirelim”

Değerli Yozgatlılar, bizim ‘yeni siyaset’ dediğimiz şeyin üçayağı var. Bunlardan birincisi, siyaseti millete vermektir. Yani gönlümden geçenin değil, sandıktan çıkanın kazanması, herkesin buna saygı duyması, üyeye, seçmene, milletin kararına güvenip saygı duymaktır. Kimsenin milletin oturduğu koltuğa kök salmamasıdır. Seçimle gelenin seçimle gitmesidir. Dönem kurallarının gerçekten hayata geçirilmesi ve mutlaka uygulanmasıdır. YENİ Parti’de katı dönem kuralları vardır. İki dönem, üç dönem. Milletvekilleri için iki dönem ve parti yönetimi için üç dönem kuralı vardır. Ama bu kurallardan muaf bir kişi vardır. O da Genel Başkan’dır. Yani ‘Genel Başkan kurala mı tabi olacak?’ değil. Onun kuralı kendisine özeldir. Genel Başkan bir seçime partisini soktu, seçimi kazandı, ne aladır. Kaybederse dönem bitmiştir, evine gitmiştir. Ya kazanacaktır, ya bırakacaktır. Zira 14 kere üst üste kaybedip milletin umutlarını kırandan, kaybettiği seçimden ders almayıp millete kafa tutandan Genel Başkan olmaz, bu millete fayda gelmez. İkinci kural, devletin kapılarını millete açmaktır. Bugün devletin kapısına parti rozeti asılmış, devletin kapısına ampullü bayrak takılmıştır. Adalet kapısına, gelir kapısına bir partinin bayrağı asılmıştır. Devletin kapıları bir partiye açık, millete kapalıdır. Biz devletin kapılarını 87 milyona açmaya geliyoruz. Buradan AK Parti’nin zaman 12-13 milyon diye duyurduğu üyelerine de sesleniyoruz. AK Parti’nin üyesi olmak devletin kapısından girmeye yetmiyor. Torpil için yukarıdan tanıdık bilmek lazım. Garibanın çocuğuna bir şey olmuyor. Zenginleşmek için tepede, sarayda yanında olmak, aileden olmak, eş-dost olmak lazım. Sana bir fayda olmuyor. O yüzden burada, Yozgat’ın AK Partililerine sesleniyorum. Sizin eğer tepedekilerden değil aşağıdakilerdensen, geçinemiyorsan, pancar parasından – süt parasından şikayet ediyorsan, 100 liralık mazotla baş edemiyorsan, 23 bin liralık emekli maaşıyla geçinemiyorsan; sen onlardan değilsin, sen bizdensin. Gel yanımıza, ülkenin kaderini birlikte değiştirelim.

“Kaybetmeye alışıp onlar için elverişli olana özlem duyuyorlar”

Üçüncü kuralımız ise hesap vermektir. Yeni siyasette yetkiyi kullanan herkes hesabı millete verecek. Siyaset şeffaf olacak, yanlış yapan korunmayacaktır. Şimdi önümüzde iki Türkiye var. Birincisi, eski siyasetin devam ettiği, ettirilmek istendiği Türkiye. Zaten sıkışınca geride kalmış figürleri bile geri çağırıyorlar. ‘Seninle iyiydik. Gel buraya, seninle yapalım siyaseti karşı karşıya’ diye. Yenilere tahammülleri yok. Kazananlara, ‘Kaybedersem bırakıp giderim’ diyenlere değil; kaybetmeye alışıp onlar için elverişli olanlara özlem duyuyorlar. O yüzden geri çağırıyorlar. Ama diğer tarafta onların çağırdığı Türkiye’de yoksulluk var, krizler var, kayırmacılık var. Bizim Yozgatlı AK Partiliyi, MHP’liyi davet ettiğimiz siyasette siyasetin hakime millet, Türkiye, halkın ta kendisi. Orada devletin bir avuç insana değil, millete ait olduğu bir Türkiye var. Biz geçmişin kavgasını sürdürmeye, bazı tartışmaları büyütmeye gelmiyoruz. Ortak geleceğin yolunu açmaya geliyoruz. Biz birilerinden intikam almaya değil; devleti adaletle buluşturmaya, ‘Parti üyesisin’ diye avutulanlara bir partinin üyesi olmanın değil; Cumhuriyetin, haysiyetli, korunan, kollanan, kıymet verilen vatandaşları olmanın tadını tattırmaya geliyoruz. Devleti adaletle buluşturmaya geliyoruz. İnsanları birbirinden ayırmaya gelmiyoruz. Bu memleketin evlatlarını aynı sofrada oturtmaya, sofrayı büyütmeye, adaletle bölüşmeye geliyoruz.

Değerli yol arkadaşlarım, bugün burada yan yana duruyorsak bir şeyi hiç unutmayalım. Biz buraya düz bir yoldan gelmedik. Önümüze kimse kırmızı halılar sermedi. Kapılar ardına kadar açılmadı. Tam tersine tümsekler, engebeler, kavşaklar, tuzaklar, kumpaslar kuruldu yolumuza. Önümüzdeki kapılara çifte sürgüler çekildi. Bir sivil darbenin okları üzerimize bolca atıldı. Bu oklarda vurulanlar oldu. Yaralananlar oldu. Düşenler, düştüğü yerden kalkanlar oldu. Bu karşıdan gelen oklardan korkup kaçanlar, teslim olanlar oldu. Bugün elimizde sınırsız imkanlar yok. Devlet gücü yok. Sermaye yok. Kapılar kapalı. Yarın bugünden de zor olabilir. Yeni bedeller ödenecekse ödeyeceğiz. Yeni ihanetler varsa onlarla da yüzleşeceğiz. Unutmayın, bizim bir sermayemiz varsa; yılmamaktır, korkmamaktır, kötülüğe teslim olmamaktır. O yüzden biz birbirimize karşı sorumluyuz. Birimiz yorulsa, diğerimiz omuz verecek. Birimiz düştüğünde, öbürü düştüğü yerden devam edecek. Elindeki bayrağı yerde koymayacak. Ama düşeni de kimse yerde bırakmayacak. Ona elini uzatacak. Yoldaşlık hukuku budur. Bu salon kimseyi geride bırakmayanlarla doludur. Bizi bugüne getiren hiç düşmememiz değildir. Bizi bugüne getiren, düştüğümüz yerden hep beraber ayağa kalkabilmemizdir. Ben size hiç düşmemeyi değil, ama kaç kez düşersek düşelim her seferinde ayağa daha kuvvetli kalkmayı vaat ediyorum. Eski siyaset Türkiye’nin dünüdür. Bu salon Türkiye’nin yarını. Dün bizi buraya kadar getirdi. Bu zorluklara, bu sıkıntılara ve bu çaresizliğe büründürdü. Artık eski yolun nereye çıktığını Yozgat da biliyor, Türkiye de biliyor. O yüzden milleti yeni yola, YENİ Parti’ye, YENİ Parti’nin yeni iktidar yürüyüşüne davet ediyoruz. Yozgat hazırsa Türkiye hazırdır. Bu salon hazır, YENİ Parti hazır, Yozgat hazır, yolumuz açık, niyetimiz halis, hedefimiz iktidardır. Hep beraber başarmak üzere yola çıkıyoruz. Yozgat’tan tüm Türkiye’ye ilan ederim ki, Türkiye’nin önünde iki yol vardır. Bir AK Parti’nin kara düzeni, ikincisi YENİ Parti’nin yeni düzeni, iyi düzeni, güzel düzeni, eşit düzeni. Ama Yozgat’tan ilan ederim ki, YENİ Parti’nin önünde iki değil, tek yol vardır. Tek yolumuz kazanmaktır, kazanacağız. Hep birlikte kazanacağız. Hepinize inanıyorum, hepinize güveniyorum. YENİ Parti’nin yolu açık olsun. Yozgat’tan başlıyoruz. Vira bismillah, bismillahirrahmanirrahim.

Independent Türkçe

Devamını Oku