16 Eylül 2026 Çarşamba
Şehirleşme Süreçleri ve Çevresel Etkileri
Bir Yudum Süt, Bir Parça Et; Medeniyetin Sessiz Mimarları - Doç.Dr. Alper Koçyiğit - Akademik Akıl
Sert Karşıtlıklara Rağmen Etik Demokrasi - Prof.Dr. Ayşegül Akbay - Akademik Akıl
MEB’in Zazaca kararında bilimsel gerekçe bekleniyor - Aziz Yağan
Sosyete
Şam’da yakın zamanda gerçekleşen görüşmenin bazı bölümlerinin yayınlanmasından sonra, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara‘nın bir grup Arap gazeteciyle yaptığı görüşmede neler gördük ve neler duyduk diye sorulacak olursa; Suriye’de, cumhurbaşkanı tarafından ilk kez alenen dile getirilen sözler duyduk.
Çok sertçe kınamaya, eleştiri ve kötülemeye, karalamaya maruz kaldıktan sonra Suriye‘de ulus-devlete iade-i itibarda bulunuluyor.
Suriye, geçmişte ulus-devletini her şeyin üstünde tutan bu siyasi ideolojiyi benimseyen herkesi kınamış ve ayıplamıştı.
Milliyetçi ideoloji döneminde “Ebedi mesaj sahibi birleşik Arap ümmeti”, daha sonra da Suriye’deki muhalif grup Müslüman Kardeşler’in benimsediği “tek İslam ümmeti”, Arapların yeniden canlanması için benimsenen slogan iken bu ideoloji, Arap ulusunun birliğinin ve yeniden canlanmasının önünde bir engel ve bariyerdi.
Şimdi özellikle Suriye’de, Arap milliyetçiliğinin öncülerinin kalbinde, cumhurbaşkanının Suriye’nin her şeyden önce bir ulus-devlet olduğunu ilan ettiği bir gün geldi.
İlhak, zorla birlik, genişleme ve bu tür hayaller yok.
Aksine, kabul ettiğimiz ve sağlam zemininde durduğumuz bir gerçeklik var.
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Bu, zorunlu olanın değil, mümkün olanın politikasıdır.
Arap Körfez ülkelerinin, şeyhlik, emirlik, ardından devlet ve krallık olarak kuruldukları günden bu yana fikri politikası bu oldu.
Kuruluşlarından itibaren iç güvenlik ve ekonomisiyle ilgilenen, ulusal kimliklerine ve halklarının ve topraklarının birliğine öncelik veren, bağımsız ve egemen bir ulus-devlet fikrine dayandılar.
Ancak bu, Arap kimliklerinden vazgeçtikleri anlamına da gelmiyordu.
Bu devleti benimseseydik, büyüklenme, gerçekleri çarpıtma, zorla bütünleşme, gece 1 numaralı bildirge ile birlikler kurma, gündüz 2 numaralı bildirge ile birlikleri feshetmeden oluşan bu zorlu süreci ne kadar kısaltmış olurduk.
Güç kullanarak da olsa tek bir Arap ümmeti olmaya zorlanmadan, küçük devletler olsak bile kendi işimize baktığımızda, büyüyüp genişlediğimizde ve gücümüzü pekiştirdiğimizde ne kadar ilerlerdik.
Tüm Arap kuzeyi, geçmişte bizi eleştirdiği ve hakaret kaynağı olarak gördüğü bu mantıksal düşünceyi benimsemiş olsaydı, kalkınma yolunu ne kadar kısaltmış olurduk.
Bugün, çocukluğundan beri “ümmet” uğruna savaşmış, bir zamanlar Arap ülkelerini tek bir bayrak altında birleştirmeyi hayal etmiş ama büyüdüğünde ve şok edici gerçekleri kavradığında, bu düşünceyi yeniden gözden geçirmekte ve gerçeğe dönmekte utanılacak bir şey görmeyen bir başkan var.
Suriye Devlet Başkanı, Suriye’nin kendi meseleleriyle ilgilenmek ve tüm komşu ülkelerle sağlam ve sağlıklı ilişkiler kurmak istediğini söylüyor.
Körfez ekonomik kalkınma modelini uygulamak istiyor.
İntikam arzusundan kurtulmak ve intikamla ve bitmek bilmeyen savaşlarla meşgul olmamak istiyor.
Sloganlar değil, rakamlar istiyor.
Seferberlik açıklamaları değil, ekonomik raporlar istiyor.
Gurbetçilerin gönüllü ve sevgi dolu bir şekilde, güvenlik ve barış içinde yaşayacakları ve geçimlerini sağlayabilecekleri bir ülkeye dönmeleri için Suriye’ye bir fırsat vermek istiyor.
Kısacası, Arap Körfez ülkelerinin inandığı, utanmadığı ve bu siyasi ideolojiyle Arap kimliğimizi terk ettiğimiz yönündeki her türlü şantaj ve suçlamaya boyun eğmediği ulus-devlet budur.
Bu, mümkün olanın politikasıdır ve çorak ve kurak da olsa sağlam ve gerçekçi bir zeminde durmak, çöküşümüzün yankılandığı pembe bir boşlukta süzülmekten bin kat daha iyidir.
Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, yeni Suriye’yi güvenli bir limana götürüyor ve bu nedenle kendisine ve sevgili Suriye’ye başarılar diliyor, parmakla gösterilen bir modele dönüşmesini temenni ediyoruz.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Doha merkezli Al Jazeera Arapça televizyonuna verdiği röportajda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Röportajı AK Parti’nin 25. yıl dönümü kutlamalarının yapıldığı günde verdiğini dile getiren Erdoğan, “Böylesi bir günde bir araya gelmek, bizim için gerçekten ayrı bir mutluluk. 25. yıl kutlamalarıyla birlikte daha nice çeyrek asırlara inşallah yürüyeceğiz” diye konuştu.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında yakın zamanda imzalanan güvenlik odaklı Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na değinen Erdoğan, şunları söyledi:
Her şeyden önce Mekke Anlaşması, farklı bir değişimdi. Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında Mekke’de bu üçlü anlaşmanın imzalanması, dünyaya önemli bir mesaj vermemize vesile oldu. Mekke’de bu anlaşmanın yapılmış olması, üçlü olarak bu anlaşmayı gerçekleştirmek bizlere ayrı bir güç ve dünyaya ayrı bir mesaj olmuştur. Bu konuda ben inanıyorum ki gerek Pakistan gerek Türkiye gerekse Suudi Arabistan, bu anlaşmadan çok çok önemli memnuniyetle ayrılmışlardır. Hayırlı olsun.
ABD ile İran arasındaki sıkıntılı bir dönemde böyle bir anlaşmanın yapılmış olmasının dünya barışı için önemli bir mesaj oluşturduğunu vurgulayan Erdoğan, “Dünya barışına önemli bir mesaj diyorum çünkü Türkiye barıştan yana tavır koyan bir ülke olarak Mekke’nin seçilmiş olması, bu barış için önemli bir adım olmuştur. İran ile ABD arasındaki süreçte barışın taraftarları olarak bizler de bunu sürekli vurguladık, sürekli barıştan yana olduğumuzu anlattık. Barıştan yana böyle bir süreci özellikle kovalayan ülkeler olarak bizler de Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan, bu barışın savunucuları olarak yerimizi aldık. Barışın savunucuları olarak da bundan sonraki süreçte yine bizler, barışı kovalayan ülkeler olarak bu yola devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Mekke Anlaşması’nın NATO’nun 5. maddesindeki savunma unsuruna benzerliği sorulan Erdoğan, “Bunu şöyle ifade edeyim. Malum NATO’nun 5. maddesi neleri içeriyorsa aynı şekilde şu anda buradaki ortak savunma anlayışı da yine herhangi bir sıkıntının yaşanması halinde bu üç ülke burada gerekli adımı beraber atma şansına sahip olacaklardır. Bu, Türkiye’ye, Suudi Arabistan’a, Pakistan’a olabilir, hangisine olursa olsun, herhangi bir saldırı bu üç ülkeden birine olursa ortak savunma paktı olduğu için burada gerekli olan her türlü saldırıya karşı bu üç ülke birbirini savunma şansına sahiptir” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, başka ülkelerin de Mekke Anlaşması’na katılımına ilişkin değerlendirmesinde, “Şu anda bu üç ülkenin dışında, bu üç ülkeye ilave olabilecek ülkeler her an olabilir. Sadece Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan değil ilave bazı ülkeler de aramıza katılabilir. Bunu anlaşmayı imzaladığımızda açıkladık, ‘Bundan sonraki süreçte katılacak bazı ülkeler olursa bunlara da kapımız açıktır.’ dedik ve kapıyı açık tuttuk” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Mısır da eğer arzu ederse bu üç ülke arasında anlaşmayı yapar ve Mısır’a da kapısını açar” dedi.
ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşa ilişkin, temennisinin bir an önce barışın gerçekleşmesi olduğunu söyledi.
Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının sıkıntı olduğuna dikkati çeken Erdoğan, “Bu trafiği bir an önce açmak, dünya petrol trafiğini kısa zamanda açmak suretiyle inşallah dünyanın petrol trafiğindeki bu zengin akışı durdurmamak lazım. Biz buna taraftarız, İran aynı şekilde buna taraftar. Temennimiz, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği ücretsiz olarak eğer açılırsa bu çok daha isabetli olacaktır. Ücretsiz olması, buradaki trafiği açmak noktasında çok hayırlı olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
ABD-İsrail’in İran’a ve Tahran yönetiminin Körfez ülkelerine saldırıları
ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Tahran’ın Körfez ülkelerine saldırıları karşısında Türkiye’nin tutumu sorulan Erdoğan, “Biz, buralarda kesinlikle savaştan yana değiliz, barıştan yanayız ama burada İsrail, bu savaşın baş aktörüdür. İsrail, burada savaşı sürekli teşvik etti, savaştan yana olmuştur. Savaştan yana olduğu için de burada diğer ülkeler çok bedel ödediler. Bunun da baş sorumlusu İsrail olmuştur” diye konuştu.
“En kısa zamanda ben de inşallah bir Şam seyahati yapacağım”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD ile İran arasında çözüm bulma çabasındaki Katar ile Pakistan’ın arabuluculuğu rolüne ilişkin, her iki ülkenin de bu konuda önemli görevler üstlendiklerini, bundan sonraki süreçte de bunun devam edeceğine inandığını söyledi.
Erdoğan, “Hep beraber el ele vereceğiz, her şeyden önce Müslümanlar olarak birliğimizi, beraberliğimizi koruyarak yolumuza devam edeceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’de Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki yeni yönetimle ilişkiler ve İsrail’in Suriye’ye saldırılarına ilişkin şunları dile getirdi:
Suriye ile devlet mekanizmalarımız gayet güzel ilişki içindeler, bu birlikteliği, bu beraberliği sürdürüyoruz. Suriye, bizim kardeşimizdir, Suriye’yi asla yalnız bırakmayacağız. Bu süreçte Suriye, kardeşlerinin kendisine olan ilgi ve alakasını görecektir, hiç endişe etmesinler.
Türkiye’nin, Suriye’nin istikrarına yönelik desteğine ilişkin soruyu Erdoğan, “Oranın istikrarı için Türkiye’nin üzerine ne düşüyorsa biz bunu sonuna kadar yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz” diyerek yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’de Beşşar Esed rejiminin devrilmesine giden süreçte Türkiye’nin rolüne ilişkin, “Elhamdülillah, bunu en güzel şekilde gerek Cumhurbaşkanı Şara gerek ilgili arkadaşlar gayet iyi biliyorlar. Üzerimize düşen neyse bunu sonuna kadar yaptık. Bundan sonraki süreçte de yapmaya devam edeceğiz. En kısa zamanda ben de inşallah bir Şam seyahati yapacağım” ifadelerini kullandı.
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
İsrail’in Lübnan’a saldırıları
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın Türkiye ziyareti ve iki ülke ilişkilerini değerlendiren Erdoğan, “Lübnan’a karşı yapılan bu saldırılar bizi ciddi manada üzmektedir. Sayın Cumhurbaşkanı ile burada görüşmemizi yaptık. Bundan sonraki süreçte de Lübnan’a elimizden gelen destek neyse bu desteği vermeye devam edeceğiz” diye konuştu.
Erdoğan, Lübnan’da ABD’nin sürece desteğine önem verdiklerini belirterek, “Bunu başarmak suretiyle Lübnan’ı bu yangın çemberinden kurtarmamız lazım” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in Lübnan’a saldırılarına ilişkin şunları kaydetti:
Şu anda İsrail, saldırgan. Lübnan, şu anda sürekli İsrail saldırıları altında. Bir an önce Lübnan’ı bu saldırılardan kurtarmamız gerekiyor. Bu konuyu ABD ile görüştük, görüşmeye de devam ediyoruz. Bu meseleyi Sayın Trump ile Türkiye’yi ziyareti sırasında da görüştük. Elbette önümüzdeki dönemde de kendisiyle görüşmeye devam edeceğiz.
“Gazze’yi biz kendi başına bırakamayız”
İsrail’in Gazze’ye devam eden saldırılarına ilişkin soru üzerine Erdoğan, “Gazze’yi biz kendi başına bırakamayız. Üzerimize düşen görev neyse Gazze ile ilgili olarak bugüne kadar bunu yaptık, bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hamas’ın son dönemde ikinci aşamasına geçilmesi için ateşkesin maddelerine bağlı kalmayı, Gazze’deki yönetimden taviz vermeyi, silahlarının toplanmasını kabul etmesine ilişkin, “Burada Hamas, elinden gelen tüm samimi dayanışmayı ortaya koydu ama İsrail’den ise böyle olumlu bir yaklaşım söz konusu değil. Onlar hala saldırgan tutumlarıyla Lübnan’a, Gazze’ye saldırmaya devam ediyorlar” diye konuştu.
Trump ile İsrail’e ilişkin yaptığı görüşmelere değinen Erdoğan, “Trump’ın bu gelişmelerden rahatsız olduğunu görüyorum. Bizler de bu noktada her türlü uyarıyı yapıyoruz. Bundan sonraki süreçte de bu uyarıları yapmaya devam edeceğiz” dedi.
Erdoğan, İsrail’deki siyasiler ile basında Türkiye’ye yönelik saldırgan tutuma ilişkin soru üzerine, “Bakın, sizinle savaşı konuşmuyoruz, barışı konuşuyoruz, dünya barışını nasıl temin ederiz, bunu konuşuyoruz ama Türkiye’ye barış değil de savaş için saldıracak olanlar olursa Türkiye, bu savaştan da çekinmez, kaçmaz, bunu da çok açık ve net bir şekilde söylüyorum. Böyle bir şeyi yaşamak istemeyiz” ifadelerini kullandı.
Sudan ile ilişkiler
Sudan ile ilişkilere de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sudan’daki gelişmeleri iyi görmüyorum ancak Sudan’a da her türlü desteği vermeye devam ediyoruz. Bu konuyla ilgili olarak Sayın Başkan ile ilişkilerimiz de çok iyi. Sudan’da gerçekten mutedil, ideal bir yönetim şekli söz konusu. Sayın Başkan, kısa süre önce bizim konuğumuz oldu ve kendisiyle görüşmelerimizi gerçekleştirdik. Gerçekten Sudan’ın liderini, bu aşamada Sudan’a layık bir lider olarak gördüm” dedi.
Erdoğan, Libya’daki gelişmelere ilişkin, “Libya ile ilişkilerimiz kararlı bir şekilde devam ediyor. Libya’yı da atılan adımlarda yalnız bırakmayacağız. Özellikle Libya’nın petrol rezervlerini beraberce değerlendirmekte Türkiye Petrolleri olarak biz de adımlarımızı attık, atıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
ABD ve Türkiye’nin F-35 programına yeniden katılımı
Erdoğan, ABD ile ilişkilerle ilgili, “Şu anda elbette Sayın Trump’ın F-35 uçakları konusunda verdiği sözü yerine getirmesini bekliyoruz. Bize F-35’lerle ilgili söz vermiştir ve bu sözün yerine gelmesi, Türkiye açısından önem arz etmektedir, bu sözü bekliyoruz” diye konuştu.
Türkiye ile ABD arasındaki en önemli dosyalar sorulan Erdoğan, “Dosyalar çok. Savunma sanayisiyle ilgili dosyalar var. Bunun yanında ticaret hacmi konusunda attığımız adımlar var. Atacağımız adımlar var” dedi.
Erdoğan, Türkiye-ABD ilişkilerinde İsrail’in yer almadığını vurgulayarak, “Biz, burada İsrail’i hiçbir şekilde masaya asla almış değiliz. Burada bizim muhatabımız Amerika’dır. Bu konuları Amerika ile görüşmek suretiyle adımlarımızı atıyoruz, atarız” ifadelerini kullandı.
“Rusya ile ilişkilerimiz gayet iyi”
Erdoğan, Moskova ile ilişkileriyle alakalı, “Rusya ile ilişkilerimiz gayet iyi. İlişkilerimizi sürekli telefon diplomasisiyle devam ettiriyoruz. İlgili bakan arkadaşlarım sürekli Rusya’daki muhataplarını ararlar, onlar da benim ilgili bakanlarımı ararlar. Böylece görüşmelerimizi sürdürüyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Güçlü bir orduya sahibiz, güçlü bir jandarmamız var. Bu ordu, şu anda kendi içerisinde birlik ve beraberlik halinde hareket ediyor. Bu birlik ve beraberlik halinde hareket eden ordumuzun bu düzeni, bu kuruluşu herkesi gerçek manada kendi içinde sevindiriyor. Ordumuz birdir, beraberdir, bütündür ve yoluna da bu şekilde devam etmektedir. Politikayla askerimizin ilişiği yoktur” dedi.
“Bizim için önceliğimiz Avrupa Birliği değil”
Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye ilişkileriyle ilgili soruları yanıtlayan Erdoğan, şunları söyledi:
Avrupa, 53 yıldır Türkiye’yi arasına almadığı gibi bundan sonraki süreçte de almayı düşünmüyor ama biz kapımızı kapamadık. Biz, yine Avrupa Birliği’ne katılmayı düşünüyoruz. Alırlarsa ne ala, almazlarsa ne ala. Bizim için önceliğimiz Avrupa Birliği değil ama Avrupa Birliği’ne sürekli söylüyoruz, kaybeden siz olursunuz, Türkiye olmaz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’de AK Parti iktidarını takibe devam edin. AK Parti ile Türkiye, çok daha güçlü yarınlara yürüyecektir, bundan kimsenin endişesi, şüphesi olmasın. Türkiye, inşallah yarına çok daha güçlü girecek ve güçlü bir şekilde de yürüyecektir. Dünya barışında Türkiye’nin konumu çok daha farklı olacaktır” diye konuştu.
Arap dünyasına seslenen Erdoğan, “Hepsine selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Biz, onların hepsini seviyoruz. Biz, biriz, beraberiz, iriyiz, aman birbirimizi kırmayalım, gücendirmeyelim, birlikte olmaya devam edelim” ifadelerini kullandı.
AA
Medya kaynakları, ABD Başkanı Donald Trump‘ın önümüzdeki aralık ayında İsrail‘i ziyaret etmeyi planladığını bildirdi.
Bu bilgi birkaç nedenden dolayı çok dikkatimi çekti.
İlk neden, Ortadoğu’nun İsrail’in Gazze’de neden olduğu felaketler ve elinin bölgenin farklı yerlerine ve özellikle de Lübnan, Suriye, İran ve Kızıldeniz’e uzanması, bir gecede değişen olaylar nedeniyle büyük bir çalkantı ve sıkıntı yaşaması.
Zamanlamanın değişme olasılığı ve değişen olayların ziyaretin içeriğini etkileyebileceği göz önüne alındığında, ziyaretin erken duyurulması siyasi bir risk taşıyor.
Dahası, ABD başkanlarının Ortadoğu’ya, özellikle de İsrail’e yapacakları ziyaretlerin, gerçekleşmelerinden birkaç hafta önce duyurulmalarına alışkınız.
Trump’ın ikinci döneminde henüz İsrail’i ziyaret etmemiş olması da bu haberi benim için ilgi çekici kıldı.
Son ziyareti sekiz yıl önceydi ve her Amerikan başkanının, İsrail’e ziyareti önemli bir olay ve cömert bir Amerikan desteği ile bağlantılı olmuştur.
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Buradaki olay ve destek, İsrail’in Gazze ve Filistin davasına yönelik politikalarına destekleyici bir duruş şeklinde olabilir mi?
Bilindiği üzere İsrail yakın zamanda, ABD Özel Temsilcisi Witkoff tarafından ortaya atılan fikirlerin çoğunu içeren bir Mısır-Katar önerisini reddetti.
Aynı zamanda Trump’tan da çelişkili açıklamalar geldi;
Bir yandan Hamas’ı ortadan kaldırmadan ilerleme kaydetmenin zor olduğunu söyledi.
Diğer yandan, İsrail’in Nasır Hastanesi’ni hedef alarak beş gazeteci dahil olmak üzere 20 sivili öldürmesinin ardından, çatışmaların ve kayıpların tüm sınırları aştığını ve durdurulması gerektiğini vurguladı.
Amerikan başkanlarının ziyaretlerinin sonuçsuz kalmadığı göz önüne alındığında, sonuç İsrail’in işleri istediği gibi sonuçlandırması için daha fazla destek olabilir mi?
Kaldı ki yakın zamanda Trump’ın, Gazze’deki ateşkes sonrası aşamaya ilişkin düzenlemeler konusunda damadı Jared Kushner ve eski İngiltere başbakanı Blair ile yaptığı görüşmelere dair haberleri takip ettik.
Yahut bu destek, uzlaşmaları kabul edip Gazze’deki operasyonları durdurması karşılığında İsrail’e bir ödül olarak mı verilecek?
Ziyaret, ABD-İsrail stratejik güvenlik ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı mı olacak?
Bunlar ve benzeri sorular, gerçekten kafa karıştırıcı ve son derece önemli.
Haberle ilgilenmemin bir diğer nedeni de ABD Başkanı’nın İsrail’de bulunarak belirli bir siyasi mesaj verme arzusunu yansıtıyor olması.
Zira kendisi İsrail tarafıyla sürekli temas halinde ve İsrail Başbakanı’nın eylül ayında BM Genel Kurulu oturumuna katılmak üzere New York’ta bulunmasından, Washington’da kısa görüşmeler yapmak için faydalanılabilir.
Tüm bunlar belirli bir pozisyon veya anlaşmanın hazırlandığını gösteriyor.
Haberin dikkatimi çekmesinin dördüncü nedeni ise, Trump’ın kişilik olarak her zaman büyük başarılar ve anlaşmalar için istekli olması; bu da Trump’ın her zamanki abartıları göz önüne alınsa bile, bir şeylerin gelmekte olduğunu doğruluyor.
Buna ilave olarak, özellikle bir dizi soruşturma ve dava nedeniyle tehdit altında olduğu için ziyaret ile İsrail’deki konumunu güçlendirmeyi amaçlayan İsrail Başbakanı’nın kişisel nitelikleri ve hırsları da göz ardı edilmemeli.
Trump bu durumda onu desteklemekten çekinmeyecektir. Bu nedenle, her ikisi de bu ziyaret sırasında büyük ve çok yönlü bir başarı elde etmek istiyorlar.
Her halükarda, Arap dünyasının olayları yakından takip etmesi ve durumu değerlendirmesi gerektiğine inanıyorum, çünkü ziyaretin mutlaka bir sonucu olacak.
Araplar ve İsrail arasındaki son derece hassas koşullar göz önüne alındığında, ziyaretin hazırlanma ve sızdırılma biçimi, Filistin-İsrail barış süreci konusunda iyimser olmak için pek bir neden sunmuyor.
Maddi sonuçlara, İsrail’in Ortadoğu jeopolitiğini yeniden yapılandırma hedefleriyle bağlantılı ve ihtiyaçlarına, çıkarlarına göre çeşitli Ortadoğu arenalarında güç kullanma arzusunu destekleyen stratejik, siyasi ve güvenlik sonuçlarının eşlik etmesi muhtemel.
Bu ayrıca, Trump’ın bölgedeki kargaşaya doğrudan Amerikan askeri müdahalesini azaltma arzusuyla da bağlantılı.
Buradan yola çıkarak İsrail’in bağımsız karar alma sürecini kısıtlamadan -ki İsrail buna sıkıca bağlı-, İsrail için bir tür Amerikan güvenlik garantisinin değerlendirilmesi olasılığı dışlanamaz.
Bunun ilave askeri desteğin yanı sıra yeni Amerikan silahlarının tedarikine onay vermeyi de içermesi muhtemel.
İsrail ayrıca, ziyaret sırasında veya hemen sonrasında, stratejik silahlar ve uzun menzilli atış sistemleri de dahil olmak üzere gelişmiş askeri yetenekler geliştirdiğini de duyurabilir.
Ziyaretin sonuçları, İsrail’in İran’a karşı tutumunda gerilimin yeniden tırmandırılmasına yol açar mı?
İsrail, İran-Avrupa ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı arasındaki gerginlik fırsatını değerlendirecek mi?
Sonuçlar, İsrail ve Suriye arasında güvenlik düzenlemelerini içeren bir anlaşmasının duyurulması ile mi bağlantılı olacak?
Yoksa topraklarının bir kısmının ilhak edilmesiyle veya Lübnan’a daha fazla baskı yapılmasıyla mı?
Yahut ABD, İsrail’in Batı Şeria’yı ilhakını mı tanıyacak?
Ya da ateşkes, tutuklu ve rehinelerin takası, ABD’nin iki devletli çözüme verdiği destekten resmen geri adım atması, Ukrayna için önerilenlere benzer şekilde toprak tavizleri karşılığında ekonomik uzlaşmaların teşvik edilmesiyle birlikte, İsrail üzerindeki demografik baskıyı azaltmak için Filistinlilerin zorla ve teşviklerle göç ettirilmesi karşılığında, Gazze konusunda özel düzenlemeler mi ilan edilecek?
Araplar olarak bizim tarafımızdan ziyaretin takip edilmesinin önemini vurgulamamın sebebi, Ortadoğu’nun jeopolitik olarak yeniden çiziliyor olmasıdır.
Eski bir Amerikalı yetkilinin bana, İsrail’in Amerikan siyasi sistemiyle başa çıkmada en yetenekli ülke olduğunu, bir alanda iş birliği yapmaya karar verirse, bu onayın bedelini ya da ilerleme veya anlaşma imkânı olmayan meselelerde gerilimi tırmandırmamasının bedelini tahsil etmek için hiçbir fırsatı asla kaçırmadığını söylediğini hatırlıyorum.
İki ülke arasındaki en güçlü argümanlar ve iş birliği alanları ise İsrail’in güvenlik ihtiyaçlarıdır; hem de İsrail’in, bölgede hedef alınan demokratik bir devlet ve Amerika Birleşik Devletleri’nin yakın dostu olduğu abartısını içermesine rağmen.
Bu nedenle, Arapların takip etmesi ve hazırlanması, özellikle Arap bölgesel güvenlik hususları açısından zorunlu ve önemli.
Bu hususlar, bölgesel güvenliğe ilişkin iş birlikçi bir Arap perspektifi oluşturmak amacıyla ikili ve kolektif Arap istişare ve iletişimlerinin konusu olmalı.
Zira özellikle hegemonya kurma hırsı ve arzusu, bir süper gücün doğrudan veya dolaylı desteği, uluslararası alanda hukukun üstünlüğüne karşı zorbalığın ağır bastığı göz önüne alındığında, özellikle Arap olmayan bölgesel tarafların güçlerinin ve potansiyelinin giderek artan baskınlığı, daha fazla dengesizlik ve huzursuzluk yaratıyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu makale Independent Türkçe için Independent Arabia gazetesinden çevrilmiştir.
Belediye Meclisi, meclis salonunda gerçekleştirilen toplantıda belediye başkan vekilini belirlemek üzere bir araya geldi.
Meclis salonundaki kalabalık nedeniyle toplantıya geçilmeden ara verildi. Salonu boşaltırken belediye yetkilileri ve basın mensupları ile farklı gruplardaki meclis üyeleri arasında da zaman zaman gerginlik yaşandı. Saat 10.30’da başlaması planlanan toplantı 11.30’da başladı.
Toplantıda Cumhur İttifakı Grubu AK Parti’li Meclis Üyesi Asuman Şen’i, Yeni Parti Barış Gürsoy’u, CHP Mehmet Ali Akar’ı aday çıkarırken, bağımsız meclis üyesi Mustafa Öztürk de belediye başkan vekilliği için aday oldu.
Yapılan ilk tur oylamada Şen 12 oy alırken, Gürsoy 10, Akar 5, Öztürk ise 1 oy aldı.
İkinci tur oylamada ise Şen 10 oy alırken, Gürsoy 9, Akar 5, Öztürk ise 1 oyda kaldı, 3 oy geçersiz sayıldı.
İkinci tur oylamanın sayımı sırasında CHP İl Başkanı Utku Gümrükçü ile CHP meclis üyeleri, Yeni Parti ile uzlaşma sağlanamadığı gerekçesiyle tepki göstererek toplantıyı terk etti.
Üçüncü turun oy sayımı sırasında, oylamaya katılmayan bir meclis üyesinin salona dilekçe getirmesi sırasında çıkan tartışmada Yeni Parti ve AK Parti grupları arasında arbede yaşandı. Yaşanan yumruklaşma zabıta ve salondakilerin araya girmesiyle sonlandırıldı.
MHP İl Başkanı Veysel Şahin de Yeni Parti İl Başkanı Çağatay Güç’ün yanına gelerek gerginliğin yatıştırılması için sakinlik çağrısında bulundu.
Üçüncü tur oylamada da Asuman Şen 13, Barış Gürsoy ise 10 oy aldı.
İlk 3 turda salt çoğunluk sağlanamazken, oylamada dördüncü tura geçildi.
CHP Grubunun tekrar döndüğü dördüncü turda yapılan oylamada Asuman Şen 15, Barış Gürsoy ise 12 oy aldı. Böylece Menderes Belediye Başkan Vekilliğine AK Parti Meclis Üyesi Asuman Şen seçildi.
Toplantıya AK Parti İl Başkanı Bilal Saygılı, Yeni Parti İl Başkanı Çağatay Güç, CHP İl Başkanı Utku Gümrükçü ve MHP İl Başkanı Veysel Şahin de katıldı.
Ne olmuştu?
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca, Menderes Belediyesine yönelik rüşvet, irtikap, resmi belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma ve imar kirliliğine neden olma suçlarına yönelik soruşturmada, aralarında Belediye Başkanı İlkay Çiçek’in de bulunduğu 16 şüpheli 4 Ağustos’ta gözaltına alınmıştı.
Adliyeye sevk edilen şüphelilerden İlkay Çiçek’in de aralarında olduğu 10 şüpheli 7 Ağustos’ta tutuklanmış, diğerleri adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek’in Anayasa’nın 127’nci maddesinin 4’üncü fıkrası ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’nci maddesi uyarınca, İçişleri Bakanlığının 8 Ağustos 2026 tarihli onayı ile görevden uzaklaştırılmıştı.
AA
Amerikan diplomasisinde, çoğu insanın özünde iyi olduğu ve liderler bir araya geldiğinde, mantık ve akıl yoluyla anlaşmazlıklarını çözebilecekleri varsayımı üzerine kurulu uzun geçmişe sahip bir gelenek vardır.
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump‘ın Ukrayna‘daki savaş hakkındaki düşüncesi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski arasında acil bir zirvenin düzenlenmesi için baskı uyguladığından bu yaklaşımın açık bir örneği olarak görülüyor.
Zelenski, 19 Ağustos’ta Beyaz Saray’ı ziyaret ettiğinde yeni bir takım elbise giydi ve Melania Trump’a Ukrayna’nın çocuklarına gösterdiği ilgi için teşekkür eden bir mektup verdi.
Bu durum, Başkan Trump’ı memnun etti.
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Zelenski, Rusya’nın Ukrayna şehirlerine yönelik yoğunlaşan insansız hava aracı (İHA) saldırılarına karşı koymak için ABD hava savunma sistemlerine çaresizce ihtiyaç duyduğundan Trump’ı kızdırmak istemiyor.
Putin de Alaska’da Trump’ı kızdırmak istemediğinden Ukrayna tarafıyla zirve fikrini reddetmedi.
Çünkü bunun Rusya’nın kötüleşen ekonomisine yeni yaptırımlar getirmesinden çekiniyor ve Trump’ın Zelenski ile görüşmeye olan ilgisinin devam etmesinin ABD’nin yaptırımları sıkılaştırmasını engelleyeceğini biliyor.
Ancak, yakın gelecekte iki lider arasında bir görüşme yapılması beklenmiyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da dahil olmak üzere Rus yetkililer, herhangi bir görüşmenin gerçekleşmesi için öncesinde bir hazırlık sürecinin yapılması gerektiğini belirttiler.
Trump, savaşın köklerinin toprak anlaşmazlığında yattığına inanırken, Zelenski ve Putin savaşı Ukrayna’nın bağımsız ve egemen bir devlet olarak varoluş mücadelesi olarak görüyor.
Rusya daha fazla Ukrayna toprağı alır mı?
Lavrov, çözülmesi gereken sorunlar arasında Ukrayna’nın Rusya’ya toprak tavizi vermeyi kabul etmesinin de olduğunu düşünüyor.
Ruslar bu tutumlarını ilk olarak 6 Ağustos’ta Moskova’da Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff’a, ardından 15 Ağustos’ta Alaska’da Trump’ın kendisine ilettiler.
Rusya, Ukrayna güçlerinin halen kontrolünde olan Donetsk bölgesinin geri kalan kısmı üzerinde kontrol sahibi olması karşılığında ateşkes önerdi.
Cephe hattı Ukrayna’nın dört bölgesine yayıldığından Trump ve Witkoff, Rusya’nın teklifini bir taviz olarak değerlendiriyor.
Çünkü Donetsk ve diğer üç bölgede çatışmalar sona erecek ve Ukrayna şehirlerine yönelik bombardıman durdurulacak.
Ancak Trump ve Witkoff, başlangıçta Zelenski ve Avrupa ülkelerinin ateşkesin, Rusya ordusunun Herson ve Zaporijya bölgelerinin büyük kısmını, Luhansk’ın tamamını ve Donetsk’in büyük bölümünü kontrol ettiğini kabul etmek olarak değerlendireceğini fark etmemişlerdi.
Donetsk’in halen Ukrayna ordusunun kontrolü altında olan ve Putin’in talep ettiği bölgenin geri kalan yüzde 30’unda yaklaşık 250 bin Ukraynalı sivil yaşıyor.
Bu yüzden Ukrayna, Putin’in teklifinden sadece ateşkes elde edecek.
Ukrayna yasalarına göre herhangi bir toprak devri halk referandumuna sunulmalı.
Bu da Zelenski’nin Donetsk’in geri kalanını Moskova’ya devretmeyi kabul etmesi halinde ağır bir siyasi bedel ödeyeceği anlamına gelir.
Ayrıca, bu kurtarılmış bölge güçlü bir savunma hattına sahip. Bundan dolayı eğer Rusya’nın kontrolüne girerse. Rus ordusuna başkent Kiev’i daha fazla tehdit edebileceği bir konum sağlayacak.
Trump, savaşın köklerinin toprak anlaşmazlığında yattığına inanırken, Zelenski ve Putin, savaşı Ukrayna’nın bağımsız ve egemen bir devlet olarak varoluş mücadelesi olarak görüyor. Ancak Zelenski, Rusya’nın 2014’teki ve 2022’de başlayıp halen devam eden saldırılarının ardından Putin’in herhangi bir barış anlaşmasına uyacağına artık inanmıyor.
Zelenski ve Avrupalı liderler, 19 Ağustos’ta Beyaz Saray’da yapılan toplantıda Trump’a sert bir şekilde karşı çıkmak yerine, çoğu zaman güvenlik garantilerini müzakere ettiler.
Peki ya Ukrayna’nın güvenliği ne olacak?
Trump’ın çerçevesinin ikinci kısmı, Ukrayna’ya yeterli güvenlik garantileri sağlamak, Zelenski ve Avrupa ülkelerine Putin’in Ukrayna’ya tekrar saldırmaya cesaret edemeyeceği konusunda güvence vermek amacıyla hazırlandı.
Fransa ve İngiltere, barış anlaşması çerçevesinde Rusya’yı caydırmak için Ukrayna’ya ortak bir askeri güç göndereceklerini kamuoyuna açıkladı.
Ancak, bu öneri, kısmen ABD’nin katılımının belirsizliği nedeniyle çok az ilerleme kaydetti ve Avrupalıların ayrıntılı planlar hazırlamasını imkânsız hale getirdi.
Trump, 15 Ağustos’ta Alaska’da, 13 Ağustos’ta yapılan ortak telefon görüşmesinde kararlaştırılan, önce ateşkesi desteklemeyi ve ardından toprak transferleri konusunda müzakerelere girmeyi öngören tutumundan geri adım attığında, Zelenski ve Avrupalı liderler arasında hayal kırıklığı hissedilir derecede belirgindi.
Bu yüzden 19 Ağustos’ta Beyaz Saray’da yapılan toplantıda Trump’a sert bir şekilde karşı çıkmak yerine, çoğu zaman güvenlik garantilerini müzakere ettiler.
Trump, somut taahhütlerde bulunmayı reddetse de ABD’nin askeri müdahale fikrine açık göründüğü için memnun kaldılar.
Trump, ertesi gün 20 Ağustos’ta Ukrayna’da konuşlu yabancı askeri güçlerin bir parçası olarak Ukrayna’ya Amerikan kara birlikleri göndermeyeceğini açıkladı.
Ne Trump’ın siyasi tabanı ne de Başkan Yardımcısı JD Vance başta olmak üzere yönetiminin üst düzey yetkilileri, Ukrayna’da askeri müdahale istemiyor.
ABD Dışişleri Bakanı Rubio, 21 Ağustos’ta, güvenlik paketinin hazırlanmasında Avrupalı güvenlik yetkililerine ABD’nin düzenlemelere katılacağını, ancak bu çabayı Avrupa’nın yönlendirmesi gerektiğini söyledi.
CNN’in aktardığına göre Rubio herhangi bir somut taahhütte bulunmaktan kaçındı.
Buna karşın ABD basınında yer alan haberlere göre Avrupalı askeri yetkililer Washington’ın en azından istihbarat, gözetleme ve lojistik alanlarında destek sağlamasını istiyorlar.
Bu alanlar, Avrupa ordularının önemli zayıflıklarının olduğu alanlardır.
ABD’li uzmanlar, Washington’ın sınır boyunca Rusya ordusunun hareketlerini izlemek için insansız hava araçları (İHA) göndermeyi kabul etmesini bekliyor.
Ancak böyle bir anlaşma, Avrupa ülkelerinin kara kuvvetleri ve muharebe hava birimleri sağlamasını gerektirecek ve bu da hükümetlerinin zor kararlar almasını gerektirecek büyük ve maliyetli bir proje olacak.
Washington, Ukrayna ve Avrupa ülkeleri arasındaki görüşmeler, Avrupa liderliğindeki askeri güç meselesi ile birlikte Rusya’nın üçüncü bir saldırısı durumunda Ukrayna’yı desteklemek için ABD ve Avrupa başkentlerinin kamuoyuna verdikleri taahhüdü de içeriyor.
Trump bu taahhüdün NATO’yu kapsamayacağı konusunda ısrarcı olmasına rağmen, Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5’inci maddesinde yer alan taahhüde benzer bir taahhüt öneriliyor.
Zelenski, Avrupalı liderlere daha fazla güveniyor olsa da “Avrupalılar, Amerika’nın doğrudan desteği olmadan Ukrayna’yı büyük çaplı bir Rus saldırısına karşı savunmak için savaşa girecek mi?” şeklindeki zor soruyu sorması gerektiğini de biliyor.
Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5’inci maddesi, ittifakın bir üyesi saldırıya uğradığında, diğer üye devletlerin “askeri güç kullanımı da dahil olmak üzere gerekli gördükleri önlemleri alacaklarını” belirtiyor.
Bu ifade kasıtlı olarak belirsiz bırakıldı. Çünkü eski Başkan Harry S. Truman, 1948 yılında Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senato’yu, Avrupa’yı savunmak için ABD askerlerini konuşlandırma taahhüdünü içeren bir antlaşmayı kabul etmeye ikna edebileceğine inanmıyordu.
O dönemde etkili olan Dışişleri Bakanı Dean Acheson, Senato’ya, anlaşmanın başka bir üye saldırıya uğradığında ABD’nin otomatik olarak savaşa gireceği anlamına gelmediğini garanti etti.
Zelenski, Trump’ın ilk döneminde, Avrupa’yı askeri olarak savunmak için 5’inci madde kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirme konusunda pek istekli olmadığını biliyor.
Ayrıca, Trump’ın bağımsız bir devlet olarak Ukrayna’ya duygusal veya siyasi bir bağlılığı olmadığını da biliyor.
Zelenski, Avrupalılarla ateşkesin önceliği konusunda anlaşmaya vardıktan sadece birkaç saat sonra Trump’ın tutum değişikliğine bizzat tanık oldu.
Ayrıca, Trump’ın Ukrayna ve Rusya Özel Temsilcisi Keith Kellogg’un, Rusya’nın tutumunu destekleme eğiliminde olan Steve Witkoff kadar etkili olmadığını da belirtti.
Zelenski, Fransa Cumhurbaşkanı Emmenuel Macron, İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz gibi Avrupalı liderlere daha fazla güveniyor olsa da “Avrupalılar, Amerika’nın doğrudan desteği olmadan Ukrayna’yı büyük çaplı bir Rus saldırısına karşı savunmak için savaşa girecek mi?” şeklindeki zor soruyu sorması gerektiğini de biliyor.
Bu sorunun cevabı sadece Ukrayna’nın geleceği için değil, aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) ve ABD’nin geleceği için de önemli.
Trump bir anlaşmanın yapılmasını sağlayabilir mi?
Trump, 15 Ağustos’ta Alaska’da yaptığı konuşmada “Anlaşma sağlanana kadar hiçbir anlaşma olmayacak” dedi.
Yani, anlaşmanın tüm unsurlarının tek bir paket olarak kabul edilmesi gerektiğini kastediyordu.
Moskova, güvenlik görüşmelerini yakından takip ediyor ve “kırmızı çizgiler” olarak nitelendirdiği hususları yineliyor.
Moskova, uzun süredir Batı güçlerinin Ukrayna’ya konuşlandırılmasını reddediyor ve Ukrayna ordusunun küçültülmesini talep ediyor.
Witkoff, Rusya’nın Alaska toplantısında 5’inci maddeye benzer bir düzenlemeye razı olduğunu belirtti.
Ancak Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov 21 Ağustos’ta, ABD, Fransa, İngiltere ve Çin’in de aralarında bulunduğu bir grup ülkenin güvenlik garantisi veren taraflar olması gerektiğini açıkladı.
Ancak Kiev, ordusunun büyüklüğünün belirlenmesinde Rusya’nın yer almasının yanı sıra, Çin’e çok taraflı güvenlik garantilerinin uygulanması konusunda veto hakkı vermeyi de reddediyor.
Tüm bunların yanı sıra, Ukrayna güvenlik düzenlemeleri konusunda dostlarından destek ararken, Lavrov aynı gün Rusya’nın Ukrayna’nın gelecekteki güvenliği ile ilgili müzakerelere dahil edilmesini talep etti.
Moskova’nın katılmadığı müzakerelerin hiçbir sonuca varmayacağı konusunda uyarıda bulundu.
Trump, Alaska’da Putin ile yaptığı zirve toplantısı ve yedi üst düzey Avrupalı liderin Beyaz Saray’a yaptığı ziyaret gibi büyük etkinliklere olan sevgisiyle tanınıyor, ancak barış anlaşması müzakereleri farklı bir görev. Trump, 20 Ağustos’ta Fox News’e verdiği röportajda, Ukrayna’daki savaşı sona erdirmenin beklediğinden daha zor olduğunu itiraf etti.
Washington’da, Moskova ve Kiev’deki inatçı ortaklarla karşı karşıya olan ve hassas diplomatik fırsatları değerlendirme konusunda deneyimsiz bir ekibe güvenen sabırsız bir başkan var.
Basında 21 ve 22 Ağustos tarihlerinde yer alan haberlerde, Trump’ın Putin ve Zelenski arasında ABD’nin arabuluculuğu olmadan bir toplantı düzenlemek için Moskova ve Kiev arasında doğrudan bir anlaşma bekliyor olabileceğini gösteriyor.
Ancak, böyle bir anlaşmanın gerçekleşme olasılığı çok düşük, özellikle de Trump sabırlı bir adam olmadığı ve zorluklar arttıkça, daha önce Gazze ve İran ile nükleer müzakerelerde yaptığı gibi, bu girişimi de terk edebileceği için.
Öte yandan Rubio, nihai anlaşmanın temel taşlarından biri olan Ukrayna’nın güvenlik düzenlemeleri konusunda Avrupalılarla iş birliğini sürdürebilir.
Trump, Dışişleri Bakanı Rubio’ya güveniyor, ancak Rubio aynı zamanda Ulusal Güvenlik Konseyi’nin başkanlığını da yürütüyor.
Rubio’nun ABD’nin dış politikasından genel olarak sorumlu olması da karmaşık Ukrayna müzakerelerine ayırabileceği zamanı sınırlıyor.
Bunun yanında Rubio’nun Dışişleri Bakanlığı ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Avrupa işlerinden sorumlu iki yardımcısı da gerekli deneyime sahip değiller.
Biri diplomatik deneyimi sınırlı olan eski bir Wall Street finansçısı, diğeri ise emekli olduktan sonra iş dünyasına atılan ve müzakereler veya Avrupa’nın güvenlik meselelerinde neredeyse hiç deneyimi olmayan eski bir özel harekat subayı.
Witkoff’a gelince, Gazze, İran’ın nükleer programı ve Ukrayna meselelerini kararsız bir şekilde ele alması, yeteneklerinin sınırlarını açıkça ortaya koydu.
Tecrübeli diplomatların olmadığı bir ortamda, ABD’nin Ukrayna’ya herhangi bir müdahalesine şiddetle karşı çıkan Başkan Yardımcısı Vance ve Savunma Bakan Yardımcısı Colby gibi diğer isimler nüfuz kazanıyor.
Washington’da, Moskova ve Kiev’deki inatçı ortaklarla karşı karşıya olan ve hassas diplomatik fırsatları değerlendirmekte deneyimsiz bir ekibe güvenen sabırsız bir başkan varken muhtemel sonuç şu: Savaş devam edecek.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu makale Independent Türkçe için Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.