13 Temmuz 2025 Pazar
Şehirleşme Süreçleri ve Çevresel Etkileri
Bir Yudum Süt, Bir Parça Et; Medeniyetin Sessiz Mimarları - Doç.Dr. Alper Koçyiğit - Akademik Akıl
Türkiye’de Özel Hastanecilik: Güncel Sorunlar ve Çözüm Önerileri - Prof.Dr. Ayşegül Akbay - Akademik Akıl
Yönetmen Rezan Yeşilbaş’tan Uçan Köfteci - Aziz Yağan
Sosyete
Kaynak, Getty Images
5 Temmuz 2025
Görünüşe göre yüzümün şeklini değiştirebilir, göbeğimi büyütebilir ve hatta saçlarımın dökülmesine neden olabilir.
Hakkında çok az şey bildiğim bir stres hormonu olan kortizol ile ilgili uyarılar sosyal medya hesaplarımı ele geçirmiş gibi hissediyorum.
Portakal suyu, hindistan cevizi suyu ve deniz tuzu karışımı bir kortizol kokteyli içmemi, bir dizi farklı takviye almamı ve şakaklarıma lavanta kremiyle masaj yapmamı tavsiye eden paylaşımlar görüyorum.
Kortizol seviyemin ne kadar yüksek olduğunu bilmemek, düşürmem gerekip gerekmediğini bilmemi zorlaştırıyor.
Ama şimdi düşünüyorum da yanaklarım normalden biraz daha şişkin görünüyor ve kot pantolonum biraz dar gelmeye başladı.
Kaynak, Getty Images
Kortizol, vücudumuzun strese nasıl tepki vereceğini kontrol etmeye yardımcı olan birkaç hormondan biri.
Böbreküstü bezleri tarafından üretilir ve sabah uyandığımızdan emin olmaktan gece uykuya dalabilmeye kadar yaptığımız her şeyde hayati bir rol oynar.
Onsuz ölürüz – ama bu ince bir dengedir. Çok fazla kortizol de çok sayıda sağlık sorununa neden olabilir.
Peki, stresliysem ve vücudum çok fazla kortizolün baskısı altında gıcırdıyorsa, bunu nasıl düzeltebilirim?
Telefonumu elime alıyorum ve sosyal medya hesaplarımda gezinmeye başlıyorum. Karşıma çıkan ilk gönderilerden birindeki tavsiye telefonumu kapatmam yönünde: Bu büyük bir stres kaynağı.
On dakika önce kortizol seviyemden haberim yoktu – şimdiyse yükseldiğini hissedebiliyorum.
Oxford Üniversitesi Endokrinoloji Profesörü John Wass, “Sistemlerimizde daha yüksek kortizol seviyesiyle yaşıyor olmamız çok muhtemel” diyor ve ekliyor:
“Kısmen dünyada çok daha fazla stres olduğu için, asla kapanamıyoruz.
“Akıllı telefonlarla bir an bile huzur bulamazsınız.”
Ancak Prof. Wass, kortizol seviyeleri ile vücudumuzdaki değişiklikler arasında sosyal medyada sıklıkla kurulan doğrudan bağlantıyı sorguluyor ve bunu “yanıltıcı” olarak nitelendiriyor.
“Tüm bu değişikliklerin – kilo alma, yüzde şişme – pek çok başka nedeni olabilir – örneğin kötü bir gece uykusu, bazı ilaçlar, çok fazla tuz, çok fazla alkol” diyor:
“Kortizol seviyelerinin tek başına suçlu olması pek muhtemel değil – bu karmaşık bir tablo.”
Kaynak, Emma Lynch/BBC
Küçük bir teknoloji şirketinin genel müdürü olan Jasleen Kaur Carroll işinin zirvesindeydi ve işi, hayatı haline geldi.
Sonunda işler o kadar yoğunlaştı ki, sürekli baskı altında hisseden Jasleen fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak tamamen tükenmişlik yaşadı.
Londra’da yaşayan 33 yaşındaki kadın “Kendimi zombi gibi hissetmeye başladım, sanki etrafımdaki her şey alt üst oluyormuş gibi” diye anlatıyor:
“Ama kendime ‘Ben Jas’im, güçlüyüm, devam edebilirim’ diyordum.”
Jasleen, stresini nasıl azaltacağı ve kortizol seviyesini nasıl düşüreceği konusunda tavsiye almak için sosyal medyaya başvurdu.
“Aklınıza ne geliyorsa denedim” diyor:
“Kortizol kokteyli, Ashwagandha tabletleri, zerdeçal, karabiber takviyeleri, alnıma lavanta kremi… Her şeyi…”
Ama hiçbir şey işe yaramadı. Jasleen’in vücudu tepki vermeye başladı ve yaşadığı stres, bağışıklık sisteminin kontrolden çıkıp, yanlışlıkla sağlıklı hücreleri hedef almaya başladığı lupus adı verilen otoimmün bir rahatsızlığın alevlenmesini tetikledi.
“Çok fazla kilo verdim, şiddetli eklem ağrılarım vardı, nefes almakta zorlanıyordum çünkü ciğerlerimin etrafında sıvı vardı” diyor:
“Kötü durumda olduğum için bebek sahibi olmaya çalışmamam konusunda da uyarıldım.”
Kaynak, JASLEEN KAUR CARROLL
Hastanede lupus tedavisi görürken Jasleen, sosyal medya tavsiyeleriyle kendini düzeltmeye çalışmak yerine durması, zaman ayırması ve yardım alması gerektiğini fark etti.
“Stresin tüm semptomlarıyla savaşmaya çalışıyordum” diyor:
“Bunun yerine, nedenini ele almam gerekiyordu.”
Terapi alarak çocukluğunda yaşadığı travma üzerinde çalıştı ve farkındalık pratiği yapmaya başladı – bu ona anı daha fazla yaşamayı öğretti.
Stres Yönetimi Derneğini yöneten terapist Neil Shah, “Stres harika bir şeydir” diyor:
“Adrenalin ve kortizol gibi hormonlar bizi algılanan bir tehdide karşı güvende tutmak için hayati önem taşır.
“Sorunlar her yerde tehdit algıladığımızda ortaya çıkıyor – ve içinde bulunduğumuz, 7/24 yaşayan toplum da buna yardımcı olmuyor.”
Neil, Jasleen’e açık havada, çimlerin üzerinde çıplak ayakla durmayı denemesini tavsiye etti. Jasleen ikna olmamıştı ama denemeye karar verdi.
“O noktada her şeyi deneyebilirdim” diyor.
Jasleen ile konuştuktan bir gün sonra, ağrı ve stres yönetimi konusunda uzmanlaşmış bir yardım kuruluşu olan Breathworks’ten bir farkındalık koçuyla video görüşmesi yapıyorum.
Hepsi de stres seviyelerini nasıl yöneteceklerini ve genel sağlıklarını nasıl iyileştireceklerini öğrenmek isteyen 12 katılımcı daha var.
Bazı çalışmalar, farkındalık gibi faaliyetlerin kortizol seviyeleri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini ve stres tepki sistemini düzenlemeye yardımcı olabileceğini öne sürüyor.
Araştırmalar, geçmişe takılıp kalmak ya da geleceğe bakmak yerine ana odaklanmanın da beynin yapısını değiştirmeye ve stres direncini artırmaya yardımcı olabileceğini göstermiştir.
Farkındalık koçum Karen Liebenguth’un sıcak, yatıştırıcı bir sesi var. Bana bir kuru üzümü tutmamı, bakmamı, hissetmemi, koklamamı, dinlememi ve sonunda ağzıma atmamı söylediğinde şüpheyle yaklaşıyorum.
Çiğnediğim zaman, farkındalıkla yediğimi anlamaya başlıyorum. Tek düşüncem kuru üzüm ve onun tadı ve dokusu. Ve o gün ilk kez tüm odağım şu anın içinde.
Psikoloji profesörü ve stres dayanıklılığı uzmanı David Creswell, farkındalığın bazı bireylerin kortizol seviyelerini düşürmelerine yardımcı olduğu tespit edilen çeşitli tekniklerden biri olduğunu ve egzersiz, günlük tutma, yakın ilişkileri besleme ve bilişsel davranış terapisinin (CBT) de yardımcı olabileceğini söylüyor.
Prof Creswell, “İlginç bir şekilde, her teknik bizi bazen rahatsızlık hissiyle barışmak için eğitiyor” diyor:
“Bunlar, hayatın karşımıza çıkardığı büyük stres faktörleriyle başa çıkmamıza yardımcı olabilecek küçük mini stres faktörleri gibidir.”
Uzmanlar, bazı sosyal medya “hızlı çözümlerinin” yalnızca birçok insanın yaşayabileceği gerçek sorunları ele almakta başarısız olmakla kalmayıp, aynı zamanda tıbbi tedaviye ihtiyacı olanların yardım aramasını da engelleyebileceği konusunda uyarıyor.
Refah uzmanı Profesör Sir Cary Cooper, “Karmaşık ve potansiyel olarak daha ciddi bir soruna karşı genellikle basit çözümlerle besleniyoruz” diyor.
Ona sosyal medyada sık sık gördüğüm kortizol kokteylinin içeriğini söylediğimde şaşırmış görünüyor.
“Yani, herhangi bir zararı olmayacak” diyor:
“Ama kesinlikle kortizol seviyenizi düşürmeyecek.”
Prof Cooper, ani vücut değişikliklerinin fiziksel bir sağlık sorunu olmadığından emin olmak için bir tıp uzmanı tarafından kontrol edilmesi gerektiğini söylüyor.
Yüksek kortizol seviyeleri yüz, sırtın üst kısmı ve mide çevresinde kilo alımına neden olabilir – bu da Cushing Sendromu adı verilen çok nadir bir duruma işaret edebilir.
Bunun en yaygın nedeni uzun süre yüksek dozda steroid ilaç kullanmaktır.
Bazen, hipofiz bezinde (beynin yakınında) veya adrenal bezlerde (böbreklerin yakınında) küçük, kanserli olmayan bir büyüme de çok fazla kortizol salınmasına neden olabilir.
Bu bezler, kortizol de dahil olmak üzere vücudunuzdaki belirli hormonların miktarını kontrol etmeye yardımcı olur.
Prof Cooper “stresliyseniz sadece semptomları tedavi etmenin pek bir anlamı olmadığını” söylüyor:
“Her şey sebeplerle ilgilidir ve bu sebepler kötü bir ilişkiden, finansal endişelerden ya da ailevi sorunlardan kaynaklanıyor olabilir.
“Sosyal medyadaki basit öneriler bunları çözmeyecektir.”
Kaynak, Emma Lynch/BBC
Jasleen’in büyük bir dijital pazarlama şirketinde yeni bir işi var. Hamile kalamayabileceği konusunda uyarılmasına rağmen sekiz ay önce bir kız bebek dünyaya getirdi.
Geçmişte yaşadığı tükenmişliği tekrarlamamaya kararlı, bu yüzden her sabah mutlaka birkaç egzersiz yaptığını söylüyor.
Her biri sinir sistemini uyararak rahatlamasına ve stres seviyesini azaltmasına yardımcı olduğunu anlatıyor.
Jasleen “Bedenime hafifçe vurarak kendimi topraklıyorum” diye açıklıyor:
“Ellerimin arasında hayali bir top tutuyorum ve vücudumun üstünde bir fırça gezdiriyorum, cildimi okşuyorum, kalbime akan kanı gözümde canlandırıyorum.”
Jasleen’in yoğun bir hayatı, başarılı bir kariyeri ve bakması gereken bir kız çocuğu var, ancak sınırlarının çok daha fazla farkında olduğunu söylüyor. Genel olarak sosyal ortamlardan uzak duruyor ve hayatı artık “daha sakin”.
“Hâlâ beni strese sokan unsurlar var” diyor ve ekliyor:
“Ama artık bunu yönetmeye yardımcı olacak bir alet çantam var ve kaosu kucaklayabiliyorum!”
Kaynak, Getty Images
İngiltere’de 10 milyon, Türkiye’de de 13 milyon insanı etkileyen bir hastalık. Geleceği değiştirebiliyor, kariyerleri bitirebiliyor ve dünyaları küçültebiliyor. Dolayısıyla, bir şeylerin migreni “tedavi” ettiği ya da en azından atakları uzaklaştırabileceği söylentisi çıkınca, insanlar doğal olarak bunu deniyor.
Migreni yönetmeye yarayan ilaçlar var ama kesin bir tedavisi yok. İlaçlar çok etkili olabilse de işe yaramadıkları durumlar da var. Pek çok migren hastası için kolay bir çözüm yok.
Bazı hastalar, yıpratıcı migren ağrısını kendi yöntemleriyle idare etmeye çalışıyor: Yüzünün bir kenarına saç kurutma makinesi tutanlar da var, başlarına buz torbası koyup, sıcak banyo yapanlar da.
İşe yaradığı söylenen yeni bir yöntem de son günlerde sosyal medyada yayılmaya başladı.
“McMigren Menüsü” adı verilen bu yöntemle, normal kola içip tuzlu patates kızartması yemenin durumlarını düzelttiğini söyleyen yüzlerce migren hastası TikTok’ta boy gösteriyor.
Peki, bu söylentilerin bilimsel bir kanıtı var mı? Bu gıdalar bedenlerimize neler yapıyor?
Kaynak, Kayleigh Webster
İngiltere’nin Oxfordshire bölgesinde yaşayan Nick Cook, migren atağı gelirse diye yanında “bir cüzdan dolusu ilaç” taşıdığını söylüyor. O an ağrıyı durdurabilmek için “ne olursa deneyeceğini” anlatıyor:
“Bu hastalıkla yaşıyor ve haftada beş gün çalışıyorsanız, her şeyi denersiniz.”
Nick atak geldiğinde göz yuvaları içindeki ağrının, gözleri eziliyormuş gibi hissettirdiğini anlatıyor. Kolanın içindeki kafein ve şekerin ağrısını hafiflettiğini söylüyor:
“Atağın geleceğini yeterince erken anlarsam, bazen işe yarayabiliyor. Görüşüm bulanınca atağın geldiğini hissedebiliyorum.”
Nick, kola içmenin günlük ilaçlarının yerine geçmeyeceğini vurgularken, bazen bunun “günün sonunu getirebilmesine yardımcı olduğunu” söylüyor.
Yaşamı boyunca kronik migren ağrıları çeken 27 yaşındaki Kayleigh Webster ise patates kızartmasındaki tuzun, migren atağını yavaşlatabildiğini söylüyor.
Biraz temkinli şekilde “Yardımcı oluyor ama kesinlikle bir tedavi değil” diyor ve ekliyor:
“Migren karmaşık bir beyin hastalığı. Biraz kafeinle, fast food yiyeceklerdeki tuz ve şekerle tedavi edilemez.”
Kayleigh bir dizi farklı ilaç kokteylini, ayaklarını sıcak suya sokmayı, başının arkasına bez koymayı, akupunkturu denedi ama hiçbiri etkili olamadı.
Biraz rahatlatan tedavilerden biriyse medikal Botox oldu. Başına, yüzüne ve boynuna onlarca enjeksiyon yapıldı. Botox’un migrene nasıl iyi geldiği hâlâ net değil ama sinirlerden yayılan güçlü ağrı sinyallerini engellediğine inanılıyor.
Günlerce sürebilen migren atağı, kısa sürmeye eğilimli ve parasetamol gibi ağrı kesicilerle daha kolay tedavi edilebilen normal baş ağrılarından çok farklı.
Migren başta, boyunda ağrıya, uyuşukluğa, görüşte bozulmaya yol açabiliyor ve hatta konuşmayı ve hareketi bile etkileyebiliyor.
Kaynak, Kayleigh Webster
M.Ö. 3000 yılına uzanan kafataslarındaki bulgular, antik Mısırlıların bile migren sorunu yaşadığını gösteriyor. Fakat uzun geçmişe karşın, bunun nedeni hâlâ bilinmiyor.
Damarlardaki acı reseptörlerinin ve beynin etrafındaki sinir dokusunun, teklediğine ve bir şeylerin yolunda gitmediğine dair doğru olmayan sinyaller gönderdiğine inanılıyor. Ancak bazı insanların neden aşırı hassas sinir sistemine sahip olduğunu, bazı şeylere neden tepki verip neden vermediğini bilmiyoruz.
Uzmanlar, migrenin neden her yedi kişiden birinde görüldüğü ya da neyin iyi gelebileceği alanında yeterince çalışma yapılmadığını söylüyor.
Migren Vakfı’ndan Aile Hekimi Dr. Kay Kennis, “McMigren Menüsü”nde atakları savuşturabilecek unsurlar bulunduğunu fakat bunun McDonald’s ürünlerine mahsus olmadığını vurguluyor:
“Koladaki kafein sinirleri harekete geçirebiliyor, sinir faaliyetlerini etkileyen bir madde. Bazıları için sinirlerin harekete geçirilmesi işe yarayabiliyor.
“İnsanların migren ağrıları için aldıkları ağrı kesici ilaçların bazılarında kafein de var, bazı hastalarda işe yarıyor. Fakat bunun neden olduğunu tam anlamıyla bilmiyoruz.”
Kaynak, Getty Images
Migren uzmanı Dr. Kay Kennis, bununla birlikte kola gibi kafeinli ve gazlı içeceklerin migren ataklarını yönetmekte düzenli kullanılabilecek bir yöntem olmadığını da belirtiyor.
Dr. Kennis, “Çok fazla kafein tetikleyici de olabilir ve uzun vadede daha kötü bir duruma gelebilirsiniz” diyor. Fast food yiyeceklerde patates kızartmasındaki diğer unsurların sinir faaliyetlerini etkileyebileceğini söylüyor ama sodyumun, yani tuzun migren üzerindeki etkileri üzerine çalışılmadığını da vurguluyor.
Aynı zamanda, aşırı işlenmiş hızlı gıdaların iyi bir beslenmede yeri olmaması dışında, yüksek miktarda Tiramin bulundurduğunu da kaydediyor Dr. Kennis.
Tiramin, çoğu gıdada bulunan doğal bir madde ve ağır migren ataklarına yol açabiliyor.
Kaynak, Getty Images
Nörolog Profesör Peter Goadsby de migrenle mücadele için yıllarca yeterli bütçe ayrılmadığını, nihayet son dönemde çalışmalar yapılabildiğini ve bu araştırmaların olumlu sonuçlar vermeye başladığını söylüyor.
Goadsby’nin son çalışması gepant diye bilinen bir ilaç türünün migren atağına giden süreçte bir grup ağrı reseptörünü bloke edebileceğini ve ağrıyı daha başlamadan kesebileceğini gösterdi.
Goadsby yaşam biçimindeki değişikliklerin de fark yaratabileceğini vurguluyor. Sıkıcı olabilir ama temelde “Beyninize dikkat edin” diyor:
“Düzen önemli. İnişlerden ve çıkışlardan kaçınmak gerek. Uyarı işaretlerini hissediyorsanız, yani esnemeyi, uykulu olmayı, mod değişikliklerini, daha çok idrar yapma ihtiyacını ve hatta tuz – şeker yeme ihtiyacını…O zaman vücüdunuzu dinleyin.
“Vücudunuzu dinleyin, TikTok’u dinlemeyin. Tavsiyem bu.”
Kaynak, Nick Cook
Nick de tam bunu yapıyor. Arada kola içip, tuzlu patates kızartması yiyor. Tüm yaşamı migrenini idare etmek üzerine kurulu:
“İçki içmiyorum, bulutlu havada bile güneş gözlüğü takıyorum. Çıldırmıyorum. Ben ve partnerim bir yere gittiğimizde yanımıza aldıklarımızın yarısı migrenimizi idare etmek için.”
Nick, geçtiğimiz günlerde bir bekarlığa veda partisinde kendisinin ve arkadaşlarının yaşamı arasındaki farkı görmüş:
“Sabaha kadar oturup, içtiler. Ben ise kendi yastığım, elma, muz ve bir sürü atıştırmalıkla yatağa gittim. Çünkü aç kalmak tetikleyici olabiliyor.
“Gece yarısı yatağıma girmiştim ama dostlarım beni biliyor ve bunda sorun yok. Hayatımı böyle yaşamam lazım.”